Kitle hareketlerinde sosyal medyanın etkisi

Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte hızla gelişen kitle iletişim ve haberleşme araçları, toplum üzerindeki etkisini gittikçe artırıyor. Özellikle son 10 yılda teknolojinin geometrik olarak gelişmesini ve bu ilerlemenin topluma yansımalarını, Arap Baharı süresince yaşanan toplumsal olaylarda sosyal medyanın aktif bir şekilde kullanılmasıyla birlikte dünya yeni bir iletişim biçimiyle ve amacıyla tanışmış oldu.

Kitle hareketlerinde sosyal medyanın etkisi

Geleneksel iletişim araçlarının etkisini ve önemini kaybetmesiyle birlikte internet ortamında bulunan mecralar aracılığı ile paylaşılan ve çok kısa süre içerisinde dünyanın herhangi bir yerinden rahatça ulaşılabilen içerikler, günümüzde toplumu etkileyen ve direkt olarak birçok gelişmeye ve değişmeye öncülük etmeye başlayan gerçeklikler haline geldi. Daha değişimin başında olunmasına rağmen etkisinin ne kadar fazla olduğu, yaşanan siyasi olaylarla da dünya çapında tescillenmiş durumda.

21.yy'da gelişen düşünce akımları ve sosyal hayatla birlikte sınırların giderek aşınması, devlet bazlı olmayan kripto paraların çıkmaya başlaması; 3 milyar kullanıcısı olan Facebook'un Libra isminde bir para birimi çıkaracağını açıklaması, İngilizce'nin kullanımının aşırı derecede sanki bir tek dünya dili konumuna yükselecek şekilde artması, ABD'den paylaşılan bir fotoğrafın anında Hindistan'da bile görülebilmesi, uzay teknolojileri ile birlikte kaçınılmaz olan "küreselleşme" etkisini iyiden iyiye hissettirmeye başladığımız dönemde toplumsal hareketlerinde sanki tek bir ülkede gerçekleşiyormuş gibi benzerlikler göstermesi, küreselleşmenin en önemli parçalarından biri olan sosyal medyanın ne denli büyük bir etkiye sahip olduğunun kanıtı konumunda bulunuyor. 

Konu ile ilgili olarak, araştırmacı Av. Selihan Dicle Şimşek’in yapmış olduğu çalışma sosyal medyanın kitle hareketlerine etkisini gözler önüne seriyor. Şimşek yaptığı çalışmasında şu tespitlerde bulunuyor: “Sosyal medyayı yeni bir kitle iletişim aracı olarak tanımlamaktan ziyade günümüz koşullarında kullanım amacı dikkate alındığında “kitle etkileşim aracı” olarak tanımlanmalıdır. Kaldı ki eski kitle iletişim araçlarından en büyük farkı da “kitleler arasında  iletişim ve bilgi akışı sağlayarak , anlık etkileşim ile toplum üzerinde harekete geçirme” gücünü barındırmasıdır. Küreselleşmenin sınırları ortadan kaldırarak ortak, homojen bir dil, kültür ve toplum yaratma fikrine odaklandığı düşünüldüğünde , bu hedef ulus sınırlarının ötesinde bir örgütlenme gerektirmektedir. Bu sebeple sosyal medya araçlarının dünyanın her noktasındaki insanlara ulaşarak ve hatta insanların bilinç altına dokunarak küreselleşmeye giden yolda bir örgütlenme aracı olarak tasarlandığı rahatlıkla söyleyebiliriz.”

Arap Baharı’na etkisi

Açıklamalarını devamında, “2011 yılının başlarında  başta Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da başlayan halk hareketlerinin örgütlenme ve iletişim aracı olarak sosyal medya araçlarından yararlanılmasının ardından sosyal medyanın tasarlanma amacının da ifşa olmaya başladığını söyleyebiliriz.

Aslında dünyanın birçok yerinde meydana gelen bu tür kitlesel hareketlenmeler sosyal medya ile ortaya çıkmadı ama ilk kıvılcımla geniş kitlelere yayılmasında önemli bir araç işlevi gördü. Radyo, gazete, el ilanı imkanının olmadığı yerlerde “fısıltı gazetesi” devreye girdi. Klavye başında kasıtlı ve bilinçli olarak insanları ayaklanmaya sürükleyecek, linç psikolojisi yaratacak gerçekliği dahi tartışılır  bilgi ve görüntüler hazırlandı, plan işlemeye başladı.

Arap Baharı olarak adlandırılan ve Tunus’ta başlayan süreç 17 Aralık 2010’da 26 yaşındaki bilgisayar mühendisi Muhammed Buazizi’nin bir arabaya doldurduğu sebze meyveyi satarken zabıtalara yakalanması ve mallarına el konan gence zabıtanın tokat atması sonucu, Buazizi’nin bunu protesto için valiliğin önünde kendini yakması ve ölmesi ile başladı.Bu olayı takip eden günlerde sosyal medya üzerinden hızla yayılan ayaklanma sürecinde halk sosyal medya üzerinden birbirlerine çağrıda bulunmuş, bir sonraki protestonun nerede, ne zaman, nasıl olacağını birbirleriyle paylaşmış ve yaptıkları protestoların video ve fotoğraflarını Twitter, Facebook ve Youtube gibi mecralar üzerinden paylaşmışlardır. Örneğin Yotube’da ayaklanmalar başladıktan sonra ki 18 gün içinde ayaklanmaların başladığı kent ile ilgili 30.000 video paylaşımı yapıldı. Arap Baharının kitlesel niteliğe dönüşmesinde ve diğer ülkelere hızla yayılmasında teknolojinin etkisi göz ardı edilemez. Özellikle Tunus ve Mısır’da internet, siyasete ivme kazandıran işleviyle ön plana çıkmıştır. Facebook, Twitter, Youtube ve benzeri sosyal ağların kullanımının yaygınlaşması ile Arap toplumları daha fazla paylaşımda bulunmaya başlamış, halklar arasındaki fiziki sınırlar tüm etkisini kaybetmiştir .Arap Baharı sürecinde sosyal medya önemli roller üstlenmişse de bu her ülkede benzer etkide olmamıştır. İlk olarak Tunus'ta başlayan ayaklanmalar Cezayir, Lübnan, Ürdün, Sudan, Umman, Yemen, Suudi Arabistan, Cibuti, Fas, Bahreyn, İran, Irak, Suriye, Kuveyt ve Libya dahil bir çok ülkeye de sıçramıştır. Sonuç: Etkili olduğu ülkelerde yeniden şekillendirilen sınırlar ve yüz binlerce ölüm(ne yazık ki devam ediyor…)” ifadelerini kullanan Şimşek, yaşanan olumsuzluklara dikkat çekti.

Gezi Parkı olayları

Sosyal medyanın “sebep” değil “araç” olduğunu ifade eden Şimşek, kitlesel medya araçlarının Gezi Parkı olayları sırasında nasıl kullanıldığına da  değindi. Şimşek: “Küreselleşmenin toplumsal hareketleri ve isyanları  bile aynılaştırması , isyanların bile küresel olarak pazarlanması  sürecini üretmektedir. Gezi Parkı olaylarının başlangıcında öne sürülen sebep  kesilen ağaçlar için mücadeleydi. Taksim Meydanında, çoğu gerçeği yansıtmayan ancak insanlarda öfke yaratacak  görüntüler öyle hızlı bir şekilde sanal ortamda yayıldı ki öfke bir anda katlandı ve ‘SANAL KAOS’ başladı. Sosyal medyanın sınırsız gücü ile örgütlenen insanlar/gruplar oldukça hızlı bir şekilde organize olarak, bu gibi durumlara pek alışık olmayan ve hazırlıksız yakalanan devlet otoritesini zaafa uğratmaya çalıştı.

Gezi Parkı sürecinde ilk göze çarpan  Türkiye’deki aktif  Twitter kullanıcı sayısındaki muazzam artıştır.Gösterilerin yoğun olarak yaşandığı 29 Mayıs tarihinden 10 Hazirana kadar olan zaman diliminde Türkiye’deki aktif  Twitter kullanıcısındaki artış açıkça görülmektedir. 'BU OLAYLARA KADAR 1,8 MİLYON OLAN TWİTTER KULLANICI SAYISI OLAYLARIN ÇIKMASI İLE YAKLAŞIK 10 MİLYONA YÜKSELMİŞTİR.' Olaylarda en büyük bilgi trafiği Twitter üzerinden gerçekleşmiştir. Ülke bazından incelersek Gezi parkı ile ilgili atılan tweetlerin %70’i Türkiye içerisinden, %30’unun ise farklı ülkelerden atıldığı göze çarpmıştır. Mesajların dağılım oranına göre ise Türkiye’yi Almanya, İngiltere, Kanada ve Hollanda takip etmiştir.

Gezi Parkı olayları sürecinde en çok kullanılan ve Türkiye de birçok kez en çok konuşulanlar listesine giren  #direngezi etiketi 27 Mayıs itibari ile yavaş yavaş hareketlenmeye başlamış 31 Mayıs - 2 Haziran tarihleri arasında Türkiye’nin en kalabalık şehirleri olan İstanbul, Ankara ve İzmir’de ciddi anlamda ivme kazanmıştır. Sürecin en popüler etiketi olan #direngezi 31 Mayıs-8 Haziran tarihleri arasında tüm Türkiye’ye yayılmış, 12 Haziran tarihinde de en geniş yelpazeye ulaşmıştır. Gezi Parkı gösterilerinde sosyal medya platformları göstericiler tarafından etkin bir şekilde kullanılmıştır.

Gezi Parkı olaylarının şiddet dönüşmesinde marjinal sol grupların ve bazı medya organlarının yaptıkları planlı kara propaganda  etkili olmuşsa da sanat camiasından eylemlere katılan ünlülerin olması , bazı sivil toplum kuruluşlarının yazılı, görsel ve sosyal medya üzerinden vatandaşları Gezi Parkına çağırarak olayların büyümesinde önemli bir rol oynadıkları görülmüştür. Özellikle Twitter ve Facebook üzerinden kamu düzenini tehdit eden çağrılar yapılmış ve bu çağrılara uyarak toplanan gruplar kamu düzenine ve güvenliğine büyük  zararlar vermişlerdir." ifadelerini kullandı.

Sonuç olarak sosyal medyanın yalnızca bir kitlesel iletişim aracı olarak ortaya çıkmadığı aslında tüm açıklığıyla ortada gözükmektedir. Ancak bireysel olarak kontrol ve tercihin bizde olduğunu unutmamak gerekir. Hangi amaçla kullanıcılarla buluşturulmuş olursa olsun bilinmesi gereken , sosyal medyanın bir araç olduğu ve bu aracı kullanım amacını bizim belirleyebilme özgürlüğümüzün olduğudur. Bireysel olarak zarar getirecek değil, fayda sağlayacak  şekilde kullanım “ölçümüz” olmalıdır. Diğer taraftan da benzer durumlara karşın siyasi otoritenin alması gereken önlemlerin somutlaştırılması ve sınırlarının çizilmesi gerekmekteyse de; Ülkemizde suç oluşturan bir eylemin, başka bir ülkede  suç olarak tanımlanmadığı ve Google, Yahoo, Facebook, Skype, Hotmail, Twitter, Youtube gibi internet ortamında yaygın olarak kullanılan yer sağlayıcı firmaların merkezlerinin de Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunduğu dikkate alındığında, alınacak önlemlere ilişkin çalışmaların Uluslararası Platforma taşınması gerektiği gerçeği de göz ardı edilemez.