Kirli terör oyunu

Bilindiği üzere Türkiye'ye Barış Pınarı Harekatı adı altında cumhuriyet tarihinin en büyük ve kapsamlı askeri operasyonunu, sınır güvenliğini sağlamak ve Suriyeli sığımacılar için güvenli bir yerleşim yeri oluşturmak amacıyla 9 Ekim günü saat 16:00 sularında başlatı. Surye'nin kuzeyini terör unsurlarından temizlemek amacıyla başlatılan harekata karşı hem ABD'den hem de AB'den açıklamalar bir biri ardına geldi. Operasyona karşı çıkılmasının altında ise meşrulaştırılan terör unsurları yatmaktadır.

Kirli terör oyunu

Suriye Mart 2011’den bu yana iç savaşta, iç savaş boyunca yüz binlerce insan hayatını kaybederken, 5,5 milyondan fazla sivil de hayata kalabilmek için başka ülkeler sığınmak zorunda kaldı. Orta Doğu’da ‘Arap Baharı’ olarak adlandırılan olayların sürdüğü 15 Mart 2011’de Dera ilinden bir grup öğrencinin okul duvarına, Beşşar Esed’a hitaben, “Ey doktor (Beşşar Esed) şimdi sıra sende” yazmasıyla, Suriye’deki halk ayaklanmasının fitili ateşlenmişti.

Yarım asırdır tek parti ile yönetilen Suriye’de, yolsuzluktan, yoksulluktan, işsizlikten ve baskıdan şikayetçi siviller, Arap Baharı’yla ateşlenen gösterileri ülke geneline taşımıştı. Rejimin gösterileri bastırmak için orduyu kullanması ve ordunun da yoğun şiddet kullanması gösterilerin iç savaşa evrilmesine yol açmıştı. Rejimin ordusunun göstericilere karşı sınırsız şiddet kullanması ordunun bölünmesine yol açarken ülkenin de DEAŞ, YPG/PYD ve muhalifler arasında bölünmesine yol açtı.

Terörün şiddetini giderek arttırması bölgede kapanmaz yaralara sebebiyet vermiştir. DEAŞ ve PYD/YPG’nin gerçekleştirdiği eylemler hem bölge genelinde hissedilirken hem de dünya genelinde hissedilmiştir. DEAŞ’ın eylemleri AB’den Amerika’ya kadar uzanırken, YPG/PYD’de eylemlerinin Türkiye’ye karşı gerçekleştirmiştir. Terörün şiddetinin giderek artmasına rağmen birçok ülke özellikle AB ve ABD bölgeyi vekalet savaşları üzerinden dizayn etmeye yeğlemiştir. Bu bağlamda AB ve ABD DEAŞ’e karşı YPG/PYD’yi silahlandırmıştır. Esed rejimi ise alt yapı oluşturmak adına Özgür Suriye Ordusuna (ÖSO) karşı terör örgütü DEAŞ’ı desteklemiştir.

Barış Pınarı Harekatı

Türkiye 9 Ekim 2019’da güney sınırında ki terör tehdidine son vermek ve Türkiye’de barınan 3.5 milyondan fazla Suriyeli sığınmacının yerleşebilmesi için güvenli yerleşim yerleri oluşturmak amacıyla Suriye’nin Kuzeydoğusuna askeri operasyon düzenleme kararı aldı. Aylardır planlanan ‘Barış Pınarı Harekatı’ 9 Ekim’de saat 16:00 sularında başlatılmıştı. Uluslararası tüm merciler bilgilendirilmiş ve Türkiye uluslararası hukuka uygun bir şekilde hareket ederek bölgesel barışı sağlamak adına askeri harekatı başlatmıştır. Türkiye’nin uluslararası hukuka uygun hareket etmesine rağmen uluslararası örgütler ve pek çok ülke askeri operasyona karşı çıkan açıklamalar yaparak PKK’nın Suriye uzantısı ve meşrulaştırılan YPG’yi desteklemeye başlamışlardır.

Suriye’de Terör Örgütlerinin Meşrulaştırılması

Barış Pınarı adıyla duyurulan harekatın hemen başlamasının ardından pek çok ülke Ankara’nın başlattığı askeri operasyona karşı çıkan açıklamalar yapmıştır. Yapılan açıklamaların temelinde YPG odaklı uzun süredir sürdürülen propaganda tezleri yatmaktadır. Genel olarak harekat karşıtı açıklamlar terör örgütünün meşrulaştırılmasına dayanmaktadır. Özellikle ABD ve AB ülkelerinin eliyle PKK’nın Suriye uzantısı olan YPG terör örgütünün meşrulaştırılmasına dayanmaktadır.

Esed direk olarak terör örgütü DEAŞ’ı desteklememiştir. Fakat DEAŞ ile muhaliflerin yani Özgür Suriye ordusunun çatıştığı mevzilerde Özgür Suriye Ordusuna karşı savaşması dolaylı olarak DEAŞ’ın desteklenmesine neden olmuştur. Esed rejiminin izlemiş olduğu bu politika DEAŞ’ın daha fazla yayılmasına ve güçlenmesine neden olmuştur. ÖSO’ya karşı DEAŞ’ın desteklenmesi ÖSO’nun güç kaybettiği mevzilerde DEAŞ’ın kontrolü ele geçirmesine neden olmuştur. ÖSO, İdlip ve Lazkiye kırsalında hava desteği olmadan DEAŞ’ı bölgeden temizledi. Rakka başta olmak üzere Fırat nehri doğusundaki bölgelerde ise DEAŞ, Esed rejiminin katkılarıyla galip geldi. ÖSO’ya karşı DEAŞ’ın desteklenme strateji Halep’in düşmesine kadar sürdü.

Esed rejiminin muhaliflere karşı DEAŞ’ı destekleyerek alan açması rejimin uluslararası kamuoyuna ileride sunacağı “ya ben ya DEAŞ” tercihinin inşaası için gerekliydi. Fakat Esed’in stratejisi YPG karşısında çöktü. Nitekim DEAŞ’ın varlığını meşrulaştırıcı bu strateji YPG üzerinde ABD ve AB ülkeleri tarafından da kullanılmaya başlandı. YPG’nin yanında rejimde olmayan önemli bir güç vardı oda Amerikan Hava Kuvvetleriydi.

YPG’nin DEAŞ’a karşı meşrulaştırılmasının arkasında ise Esed’in istenmemesi yatmaktadır. Nitekim ABD ve AB ülkeleri Esed rejimine karşı olduklarını iç savaşın başladığı ilk günlerden beri belirtmişlerdir. Bu çerçevede de Esed rejimine karşı koalisyon güçleri çok defa operasyon gerçekleştirmiştir. Bölgede DEAŞ’a karşı YPG’nin desteklenmesinin altında yatan sebep budur.

Halep kırsalında DEAŞ’a karşı muhaliflere destek vermeyen ABD, YPG’ye ise hem mühimmat ve silah hem de eğitim alanında yoğun destek verdi. 2015 yılından beri süren ABD’nin bu stratejisinin sonucunda DAEŞ’in elinde tutuğu yerler YPG’nin eline geçerken Esed’in meşrulaştırma politikası çöktü ve Suriye’de PKK’nın uzantısı YPG ile bir koridor oluşturulmuş oldu. ABD kendi eliyle Suriye sosyolojisiyle uyuşmayan ve aynı zamanda PKK'nın Suriye uzantısı olan bir örgütü büyütüp bu yapının DEAŞ'a karşı savaşabilecek yegane güç olduğu gibi bir illüzyonu da sahip olduğu devasa medya gücü vasıtasıyla bir "gerçeklik" olarak pazarladı. 

Barış Pınarı Harekatı’na karşı yapılan açıklamaların dayanağı

Operasyona karşı yapılan açıklamalar pek çok teze dayanmaktadır. Diğer tezler arasında Türkiye’nin demografik mühendislik peşinde olduğu yer almakta. Fakat bu tezlerden en önemlisi terör örgütü YPG’nin DEAŞ karşı mücadelede en önemli unsurlardan biri olduğunu savunarak meşrulaştırılmasıdır. Uluslararası kamuoyuna Türkiye’nin başlatmış olduğu harekatın yanlış olduğunu lansa etmeye çalışanlar, YPG’nin DEAŞ’a karşı mücadelede en etkili güç olduğu ve YPG’ye karşı gerçekleştirilen operasyonun uzun süredir süren DEAŞ ile mücadeleyi sekteye uğratacağını büyük bir medya gücü ile desteklemektedirler.

Diğer taraftan YPG’ye meşruiyet kazandırmaya yönelik tezler, terör örgütünü Kürtlerin temsilcisi olarak lanse etmekte ve hatta uluslararası medyada örgütten çoğunlukla “Kürtler” olarak genelleyici bir şekilde bahsetmektedir. Buna ek olarak Türkiye’nin başlattığı harekatın bölgede demografik bir trajediye yol açacağı ileri sürülmekte. Fakat coğrafyanın gerçekleri savunulan tezleri yansıtmamaktadır. Nitekim Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından yayınlanan raporlarda YPG’nin ele geçirdiği Arap topraklarında uyguladığı hukuksuzluklar ve bunun yol açtığı demografik değişimler belgelendi.

Hala hazırda YPG tarafından kontrol altında tutulan Münbiç, Tel Abyad, Rakka, Haseke ve Deyrizor Arap nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelerden. Rasulayn, Amude, Kamışlı, Ayn el-Arab gibi nüfus olarak daha küçük olan ilçeler ise Kürt nüfusun çoğunluk olduğu bölgeler olmakla birlikte Ayn el-Arab haricinde YPG'nin siyasi olarak Kürt nüfus içinde desteğinin tarihsel olarak düşük olduğu bölgelerdendir.