Kardak Krizi nasıl çıktı?

Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca komşu ülkelerle çok sayıda askeri ve siyasi sorunlar yaşamıştır. Özellikle milli mücadele döneminden bu yana Yunanistan'la yaşanan krizler, iki ülke arasındaki sıcak çatışma ihtimalini her zaman diri tutmuştur. Yakın tarihte yaşanan Kardak Krizi ise iki ülkenin birbirlerine karşı olan tahammül sınırlarının ne denli düşük olduğunu gözler önüne sermektedir.

Kardak Krizi nasıl çıktı?

1996 Ocak ayında yaşanan Kardak Krizi döneminde Türkiye istikrarsız bir siyasi süreçten geçiyordu. Doğru Yol Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin koalisyon hükümetinin hem iç siyasi krizler hem de yaşanan ekonomik buhranla verdiği sınav toplumun genel çoğunluğundan geçer not alamıyordu.

Siyasi birliğin bir türlü sağlanamadığı TBMM'de, kurulan koalisyonlar erken bir şekilde dağılıyor, sık sık hükümetler değişiyordu. Halkın tam anlamıyla güvenebileceği bir siyasi aktörün olmayışı, yaşanan belirsiz durumun en büyük sebebi olarak görülüyordu. Ancak 1995 yılında yaşanan bir olay sonrası yönetim konusunda fikir birliğine varamayan siyasetçiler, uzun bir zaman sonra birlik oluyor ve aynı görüş altında toplanıyolardı.

25 Aralık tarihinde Bodrum sahiline 6 kilometre uzaklıktaki Kardak kayasına çarpan Figen Akat isimli Türk gemisi, Yunanistan ve Türkiye'nin karşı karşıya gelmesine neden oluyordu. Türklerin "Kardak" diye adlandırdığı bu kaya parçası, Yunanlılar için "İmia"idi. Her iki tarafta kayalıkların kendi kara suları içerisinde olduğunu iddia ediyordu. İşte kriz de tam burada başlamıştı.

Figen Akat gemisinin kaptanı kaza sonrası Türkiye'den yardım istedi. Ancak Yunanistan tarafı Türk donanmasının adaya yaklaşmasına katiyen karşı çıkıyor ve gemiye sadece kendilerinin yardım edebileceğini iddia ediyordu.

 

Ege Denizi'ndeki adaların sahipliği meselesi iki ülke arasındaki 70 yıllık bir husumeti temsil ediyordu. Yani olayın sadece Kardak kayalığıyla alakasının olmadığı, kıta sahanlığı sorununun tekrar gündeme geldiği aşikardı. Türkiye Kardak kayalığının Yunan hakimiyetinde olduğunu kabul ettiği takdirde, Ege Denizi'ndeki diğer adaların da Yunanistan'a ait olduğunu kabul etmiş olacaktı.

Kardak adası üzerinde yaşanan gerilim, iki ülkenin vatandaşları için de önemli bir milli mücadele anlamına geliyordu. İlk olarak Türkiye'yi protesto ettikleri mitinglerde bir araya gelen Yunan halkı, daha sonra adaya giderek Yunan bayrağı diktiler. Türkiye tarafının ise buna cevabı gecikmedi. Helikopterle adaya gelen Türk gazeteciler, Yunan bayrağını kaldırıp yerine Türk bayrağı astılar.

Türk gazetecilerin attığı bu adım Yunanistan'da adeta infiale neden olmuştu. Halkın büyük tepkisi üzerine Yunan donanması harekete geçiyor ve Kardak adasını kuşatıp, tekrar Yunan bayrağı dikiyorlardı. Böylece Kardak kayalıklarının kontrolü resmen Yunan donanmasını geçiyordu.

İlk başlarda Kardak adasına Yunan halkı tarafından dikilen bayrak bir resmiyet temsil etmediği için Türkiye duruma resmi makamlarıyla müdahil olmamıştı. Ancak Yunan donanmasının son adımı Ankara'da adeta kırmız alarm etkisi yaratıyor ve acilen güvenlik toplantısı düzenleniyordu. Ordu hükümete çoktan 'hazırız' mesajı iletmişti fakat dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, durumun bir savaşa neden olabileceğini düşünerek farklı bir plana ihtiyaçlarının olduğunu düşünüyordu. Durum gerçekten de öyleydi. Türk donanmasının adalara yapacağı bir müdahale yeni bir Türkiye-Yunanistan savaşına neden olabilirdi. Halihazırda ekonomik ve siyasi anlamda sıkıntılarla boğuşan Türkiye, hem bu savaşa hazır değildi, hem de çıkacak savaşın ne halka ne de uluslararası kamuoyuna izah edilecek bir tarafı yoktu.

Süleyman Demirel'in temkinli yaklaşımına karşın dönemin Başbakanı Tansu Çiller, Türk donanmasının Kardak'a çıkmasını ve Türk bayrağının kayalıklara tekrar dikilmesini savunuyordu. Tarafların konuya olan hassasiyetini gören ABD ise iş işten geçmeden devreye giriyor, ilk kurşunu kim sıkarsa karşısında kendilerini bulacağını deklare ediyordu.

 

Tarihler 30 Ocak 1996'yı gösterdiğinde ise Ankara'da tüm kuvvet komutanlarının katıldığı kritik bir toplantı gerçekleştirildi. Bu görüşmeden yaşanan krizle ilgili son derece akılcı bir karar çıkıyordu. Bölgede iki kayalık bulunuyordu ve Yunan donanması sadece birini zapt etmişti. Türk donanmasının da tam bu kayanın karışısında bulunan ikinci kayaya çıkması kararı alınmıştı. Tansu Çiller'in verdiği emir sonrası Türk donanması harekete geçiyor ve operasyon resmen başlıyordu.

Komandolar'ın adaya ulaşması için iki plan yapılmıştı. İlki Yunan gemileri arasından botlarla fark edilmeden geçilmesi ve adaya çıkılmasıydı. İkincisi ise helikopterle adaya inilmesi yönündeydi. Komandoları taşıyan botlar harekete geçtiğinde aynı anda helikopterler de havalanıyordu. Aynı anda bir sahil güvenlik gemisi ile Yunan donanmasının yanıltılması ve komandolarımızı taşıyan botların gizlenmesi amaçlanıyordu. Sonuç olarak tüm plan istenilen şekilde ilerliyor ve Sat komandolarımız adaya çıkmayı başarıyorlardı.

Türk donanmasının elde ettiği bu başarı Türkiye'de sevinçle karşılanırken, Yunanistan'da Genel Kurmay Başkanı'nın istifa etmek zorunda kaldığı bir süreç başlıyordu. Az sayıdaki Türk komandosunun binlerce Yunan askeri arasından sıyrılıp adaya çıkması hem gurur kırıcı bir durum hem de uluslarası alanda imajın bozulması olarak değerlendiriliyordu. 

ABD'nin tehditi nedeniyle Türk komandolarına müdahale edemeyecek olan Yunanistan donanmasında ise büyük bir yıkım ve şaşkınlık söz konusuydu. Daha sonra ABD'nin devreye girmesiyle iki ülke de adalardaki askerlerini çekiyor ve savaş ihtimaline kesin gözüyle bakılan kriz, tek bir kurşun dahi sıkılmadan sona eriyordu.