Karabağ sorununda barış mümkün mü?

Ermenistan ile Azerbaycan arasında Dağlık Karabağ sorunu, son dönemde ılımlı adımlar atılmış olsa da devam ediyor. Sorunun çözümü için bir zaman öngörülemiyor. Bölgede barışın nasıl sağlanabileceği ise akıllarda soru işaretleri bırakıyor.

Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki ‘çözülemeyen sorun’; şimdiye kadar birçok katliam, yerinden edilmeler ve ciddi insan hakları ihlallerine sebep oldu.

Karabağ, Azerbaycan’daki Kür ve Aras ırmaklarıyla, şu anda Ermenistan sınırları içerisinde bulunan Gökçe gölü arasındaki dağlık bölge ve bu bölgeye bağlı ovalardan oluşmaktadır. Bu alan Azerbaycan’ın diğer bölgeleriyle, Ermenistan ile İran topraklarını kontrol edebileceği bir noktada bulunması sebebiyle jeopolitik öneme sahiptir.

Bölgedeki çatışma, daha geçmişi bulunsa da esasen 20. yüzyıl başında Ermeniler ve Azeriler arasındaki toprak paylaşımı mücadelesine dayanıyor. Azerbaycan ve Ermenistan, 1922 yılında SSCB’ye katıldı ancak Ermeniler tarafından Dağlık Karabağ kabullenilmiş gibi görünüp benimsenmeyen bir statüde kaldı. Bölgede yaşayan Ermenilerin Azerbaycan yönetimine karşı duydukları rahatsızlığın zaman zaman gündeme gelmesine rağmen, 1980’lerin sonuna dek bu düzen devam etti.

Sovyetler Birliği’nin son lideri Gorbaçov, tıkalı sisteminin önünü açmak için 1985 yılında açıklık (glasnost) ve yeniden yapılanma (perestroika) sürecini başlattı. Bununla beraber, Kafkasya ve Dağlık Karabağ gibi sorunlar gün ışığına çıktı.

Sovyetler Birliği içinde Azerbaycan’a bağlı özerk bir bölge olan Dağlık Karabağ’ın Ermeni çoğunluğundaki parlamentosu, Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti ile birleşme kararı aldı. 1989 yılında Kremlin Dağlık Karabağ’ın bu kararını geri çevirip, bölgeyi yeniden Azerbaycan’a bağladı. Sovyetler Birliği’nin dağılmaya başladığı 1991 yılı sonunda, Azerilerin boykot ettiği referandumla Ermenilerin desteğiyle birlikte Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığı ilan edildi. Bu bağımsızlık girişimi uluslararası olarak karşılık bulmadı. Bu durum, Dağlık Karabağ ve Ermenistan ile Azerbaycan arasında silahlı çatışmaların da fitilini ateşlemiş oldu.

Bağımsızlık savaşının ardından yaşanan gerilimler 1992’de Ermenistan ordusu ve Dağlık Karabağlı Ermeniler ile Azerbaycan ordusu arasında sıcak savaşa dönüştü. 1994 yılında sona eren savaş nedeniyle yaklaşık 30 bin kişi hayatını kaybetti. Dağlık Karabağlı Ermeniler, savaş sonunda bölgenin tümünün kontrolünü ele geçirdikleri gibi komşu yedi bölgeyi (rayon) de işgal ettiler. Böylelikle Dağlık Karabağ ile Azerbaycan'ın doğrudan temas noktaları oldukça sınırlandı.

Ermenilerin bu bölgenin topraklarının yüzde 20’sini işgal etmesiyle, Azeriler mülteci durumuna düştü. Bazıları Bakü’ye göç etmek zorunda kaldı, bazıları ise zor koşullarda hayat mücadelesi vermek zorunda kaldı.

İki tarafın nedenleri

Ermeniler bu topraklardaki hak iddiasının gerekçesi olarak, nüfus çoğunluğunu gösteriyordu. Bu nüfus yoğunluğu ise aslında, Rusya’nın Kafkaslarda izlediği politikayla alakalıydı. Rusya’nın politikasına göre Ermenistan ve dolayısıyla Ermeniler, vazgeçilmez bir unsur olarak görülüyordu.

Azerbaycan bölgedeki hak iddiasını; hukuki ve tarihi nedenlere dayandırıyordu. Tarih boyunca Türk boylarının yerleştiği bölgelerden olan Karabağ, Azerbaycan sahasında hüküm süren Türk devletlerinin de hakimiyet alanı içinde kalmış.

Hocalı katliamı

Karabağ Savaşı sırasında, 26 Şubat 1992 tarihinde, Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında, Azeri sivillerin Ermenistan’a bağlı kuvvetler tarafından toplu şekilde öldürülmesi olayıdır.

Azerbaycan’ın resmi açıklamasına göre saldırıda 106'sı kadın, 83'ü çocuk olmak üzere toplam 613 Azerbaycanlı hayatını kaybetmiştir. Ayrıca bu katliamda 487 kişi ağır yaralanmış, 1275 kişi ise rehin alınmış ve 150 kişi ise kaybolmuştur. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde cesetlerin birçoğunun yakıldığı, gözlerinin oyulduğu, başları kesildiği görülmüştür.

Minsk Grubu

Azerbaycan ve Ermenistan, şimdiki adıyla AGİT’e üye olunca Karabağ Sorunu uluslararası bir soruna dönüştü. Ara bulucu görev üstlenen AGİT, 1992’de Minsk Grubu’nun kurulmasını önerdi. 1994’te resmiyet kazanan Minsk Grubu’nun eşbaşkanlığını Fransa, Rusya ve ABD yapıyor. Grubun diğer üyeleri Türkiye, Almanya, İtalya, Portekiz, Hollanda, Belarus, İsveç ve Finlandiya.

Minsk Grubu, Karabağ sorunu için ikili ve çoklu görüşmeler yaparak taraflara çözüm önerileri sunmaktadır. 29 Kasım 2007’de sunulan ve 2009’da yenilenen Madrid Prensipleri, uzlaşıya en yakın plan olmuştur.

Madrid prensiplerine göre;

- Dağlık Karabağ'ın çevresindeki işgal edilmiş bölgelerin Azerbaycan kontrolüne bırakılması,

- Dağlık Karabağ'a güvenliğini ve kendi yönetimi garanti edecek şekilde ara bir statü verilmesini ve nihai statüsünün daha sonra belirlenmesi,

- Ermenistan ile Dağlık Karabağ’ın irtibatını sağlayan koridorun açılması,

- Yerlerinden edilmiş kişilerin topraklarına dönmesi,

- Barış gücünün işlevini yerine getirecek şekilde uluslararası güvence sağlanması.

Devam eden çözüm müzakerelerine rağmen, karşılıklı olarak ateşkes ihlalleri devam ediyor.

Karabağ sorununun Türkiye-Ermenistan ilişkisine etkileri

Dağlık Karabağ sorunu Azerbaycan ve Ermenistan’ı etkilediği kadar, Türkiye ve Ermenistan ile ilişkilerini de etkiliyor. Dağlık Karabağ’ın Ermeniler tarafından işgal edilmesi üzerine Türkiye, 1993 yılında Ermenistan sınırını kapatmış ve bu ülke ile ilişkilerini dondurmuştu. Dağlık Karabağ üzerindeki Ermeni işgalinin bitmesini bir devlet politikası olarak ele alan ve bu sınırın açılmasını şart koşan Türkiye, 2003 yılında AK Parti yönetimiyle bu yaklaşımın değişmesi yönünde adımlar attı.

AK Parti yönetiminin ‘komşularla sıfır sorun’ politikası, Dağlık Karabağ sorununun bir çözüme ulaşamaması nedeniyle yarı başarısız olarak kaldı. 2009 yılında ilişkilerin normale dönmesi için Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Ermeni mevkidaşı Edward Nalbandyan tarafından, "Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti Arasında Diplomatik İlişkilerin Kurulmasına Dair Protokol" imzalandı. Bu protokol, 1993 yılında kapatılan sınırın açılması ve 1915 olaylarıyla ilgili ‘soykırım’ iddialarıyla ilgili komisyon kurulmasını öngören bir yol haritası çizilmesiyle ilgiliydi.

Türk kamuoyu ile Azerbaycan yönetiminin, Dağlık Karabağ sorununun çözümünü içermemesi; Ermeni kamuoyunun ise Türkiye'nin 1915'te Ermenilere 'soykırım' yapıldığını kabul etmesini zorunlu kılmaması nedeniyle büyük tepki gösterdiği protokol, Türkiye ve Ermenistan meclislerinde onaylanmadı ve yürürlüğe girmedi. AK Parti yönetimi de, Dağlık Karabağ meselesinin çözülmesini ilişkilerin normalleşmesinin koşulu sayan, politikasına geri döndü. ‘Komşularla sıfır sorun' politikası da 2011’de Suriye’de rejim karşıtı eylemlerin başlamasıyla fiilen sona erdi.

Dağlık Karabağ sorunu ve Ermeni soykırımı iddiaları, Türkiye ve Ermenistan arasında uzun yıllar halledilemeyecek bir sorun olarak duruyor. Ermeniler tarafından bütün dünyaya kabul ettirebilmek için büyük çaba sarf edilen ‘soykırım iddiaları’, Türkiye tarafından kesin bir dille reddediliyor. Birçok Avrupa ülkesinin ‘Ermeni soykırımını’ tanımasına karşılık Türkiye deyim yerindeyse tüm dünyaya karşı tek başına çabalıyor.

Son barış görüşmeleri

Ermenistan’da 2018 yılındaki iktidar değişikliği, Karabağ sorununun çözüme kavuşacağı yönünde yorumlara sebep oldu. Ermenistan'daki değişimin ardından Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ilk kez 14 Haziran 2018'de Moskova'da dünya futbol şampiyonasının açılış töreni sırasında çok kısa temasta bulundu. Görüşmenin ardından, sorunlarının iletişimle çözülebilmesi adına çaba sarf edileceği iddiaları vardı. Daha sonra 22 Ocak 2019’da da soruna ilişkin barış görüşmelerinin ayrıntılarının konuşulduğu açıklandı.

Karabağ sorununa dair son görüşme 29 Mart 2019’da Viyana’da gerçekleştirildi. Ermenistan’ın görüşmelerdeki mevcut formatın değiştirilmesi ve ‘Dağlık Karabağ Ermenilerinin’ görüşmelerde eşit statüyle temsil edilmesinin gerektiği talebi, Azerbaycan tarafından kabul edilmedi. Sonrasında ise, sorunların çok köklü ve karmaşık olduğu ancak umutla bakıldığı söylendi.

15 Nisan 2019’da ise Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un arabuluculuğuyla Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov ile Ermenistan Dışişleri Bakanı Zohrab Mnatsaganyan arasında görüşme gerçekleştirildi. Görüşme sonrasında yapılan açıklamalarda; cephe hattına yakın bölgelerde tarımsal faaliyete müsaade edilmesi, rehin tutulanların aileleri ile iletişimine olanak sağlanması, insani diyaloğun güçlendirilmesi ve benzer konularda uzlaşmaya varıldığı açıklandı.

Bütün bu olumlu ‘görünen’ gelişmelere rağmen, Karabağ sorunu, barış ortamından uzakta duruyor. İki taraf yönetimleri de sorunun bu şekilde devam etmesi durumunda silahla çare arayacaklarını açık bir şekilde belirtmektedir. Buradan da anlaşılmaktadır ki, iki ülke aslında barış görüşmelerinin altında, silahlanma yarışına girişmişler ve birbirlerine aba altından sopa göstermektedirler.

Çözümsüzlüğün temel nedeni olarak, Ermenistan’ın işgal ettiği toprakları terk etmemesi gösterilebilir. 1993 yılında BM Güvenlik Konseyi’nde alınan kararda Ermenistan ordularını geri çekeceğini belirtmişti. AGİT ve Azerbaycan’ın öne sürdüğü planlar, Ermenistan tarafından kabul edilmemiştir.

BM Güvenlik Konseyi'nin, BM Genel Kurulu'nun, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nin, Avrupa Parlamentosu’nun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin soruna ilişkin kararları, BM’nin ve AGİT’in ilgili kurullarının raporları “barış görüşmeleri” sırasında görmezden gelinmektedir. Çatışmasızlık halinin devamı için süren barış görüşmeleri artık, bir işlevi olmayan sadece kağıt üstünde olan bir hale bürünmüştür. Bu anlamda Ermenistan’ın kabul ettiği, Azerbaycanlı sivil rehinelere aileleriyle iletişim imkanı örnek gösterilebilir. Ermenistan uyguladığı bu, ‘mağdur’ sıfatının altında aslında uluslararası hukuku çiğnemesi yatmaktadır.