Türkiye’nin yardım politikası uluslararası rolüne işaret ediyor

Koronavirüs salgınının ardından önce Çin ardından İtalya ve İspanya’ya insanî yardımlar gönderen Türkiye, geçtiğimiz yıllarda birçok savaş bölgesine yardımda bulunmuştu. Satın alma gücü paritesine oranla dünyadaki en cömert ülke olan Türkiye neden böyle bir siyaset izliyor?

Türkiye’nin son yıllarda yıldızı insani yardım alanında parlıyor. Suriyeli mültecilere yapılan yardımların yanı sıra kalkınma yardımları alanında da farklı bir yol izliyor. Batılı ülkelerin aksine kalkınma yardımları yaparken siyasi şartlar koşmuyor, yardım yapılan ülkenin iç işlerine müdahale etmiyor.

“TÜRKİYE KENDİNİ DÜNYA ÇAPINDA BİR GÜÇ OLARAK GÖRÜYOR”

Akademisi Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nün kıdemli araştırma görevlisi Vladimir Avatkov, Türkiye’nin yeni tip koronavirüsten en çok etkilenen ülkeler olan İtalya ve İspanya’ya gönderdiği tıbbi yardımın öneminin altını çizdi.

Avatkov, Sputnik’e açıklamasında, bu konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu:

Türkiye gerçekten de uluslararası toplumun aktif bir üyesi olduğunu gösteriyor. Gittikçe daha fazla dünya çapında bir güç olabileceğini gösteriyor. Bu sadece eskiden olduğu gibi hırsları açısından değil, aldığı sorumluluk açısından böyle. Türkiye kendini dünya çapında bir güç olarak görüyor ve böyle bir güç kuşkusuz sadece hak ve hırslar değil aynı zamanda önemli sorumluluk anlamına geliyor. Rusya ve Türkiye, koronavirüse karşı mücadelede dünyaya oldukça aktif şekilde yardım ediyor, başta İtalya olmak üzere diğer ülkelere uzmanlarını ve yardım malzemelerini gönderiyor.

Avatkov, “Türkiye bu eylemleriyle uluslararası arenadaki büyük rolüne ve büyük sorumluluk almaya hazır olduğuna işaret ediyor” diye vurguladı.

TÜRKİYE’NİN YARDIM POLİTİKASI

İnsani yardımlara ek olarak Türkiye’yi uluslararası toplum nezdinde cömert ülke kılan bir başka konu ise kalkınma yardımları. İnsani yardım, mağdurların yaşamlarını idame ettirebilmeleri ve acılarını dindirmek için yapılırken, kalkınma yardımları insanların ekonomik kalkınmasına katkı sağlamak amacıyla yapılır.

Türkiye başta Afrika olmak üzere son yıllarda birçok ülkeye iktisadi kalkınma yardımı yapıyor. Türkiye’nin kalkınma yardımları kapsamındaki resmi ve özel katkıların toplamı 2013 yılında 4,3 milyar dolara ulaştı. Bu miktarın gelişmiş ülkelere göre düşük olması dikkatleri çekebilir. Dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’nin yıllık 30 milyar dolar kalkınma yardımı yaptığı bir ortamda Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkenin 4 milyar dolardan fazla kalkınma yardımı yapması takdir ediliyor.

Kalkınma yardımları alanında Türkiye diğer ülkelerden farklı bir yol izliyor. Türkiye, Batılı ülkelerin aksine kalkınma yardımları yaparken siyasi şartlar koşmuyor, yardım yapılan ülkenin iç işlerine müdahale etmiyor. On yıllardır yapılan yardımlar karşılığında kendilerine neo-liberal politikalar dayatılan az gelişmiş ülkeler için Türkiye’nin bu yaklaşımı oldukça değerli. Bu yüzden de Türkiye az gelişmiş ülkeler nezdinde saygınlık kazanmış durumda. Bu saygınlık Türkiye’nin yumuşak gücünün en büyük bileşenidir.

Türkiye 1990’ların başında dış yardım sektörüne girmiş nispeten yeni bir aktör aslında. Haliyle yardım sektöründe Türkiye’nin aşması gereken bir takım sorunların varlığı da kaçınılmaz.

Örneğin insani yardımlar dünyada genellikle ülkelerin Kızılhaç veya Kızılay örgütleri tarafından  yapılıyor. Türkiye’de AFAD’ın hayata geçirilmesiyle insani yardım alanında Kızılay ile bazı alanlarda örtüşme ortaya çıktı. Hem AFAD hem de Kızılay insani yardım alanında faaliyet gösteriyor. Şimdiye kadar bu iki kurum takdire şayan bir uyum içinde Suriyeli mültecilere ve yurtdışına dönük insani yardım projelerini yürüttü. Ancak iki kurum arasında yetki ve görevlerin net bir şekilde belirlenmesine ihtiyaç var.

İnsani yardım konusunda Türkiye hem resmi hem de sivil kuruluşlarıyla dünyanın neresinde olursa olsun mağdur ülkelerin yardımına koşuyor. Ancak kalkınma yardımlarına bakıldığında Türkiye’nin Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelere daha fazla yardım yaptığı görülüyor. Kalkınma yardımlarının eski Osmanlı coğrafyasında yoğunlaşması ilerleyen yıllarda Türkiye’yi ister istemez “Osmanlıcılık” ithamlarıyla karşı karşıya bırakabilir. Özellikle cami inşaatlarına devlet kurumlarının destek vermesi o ülkelerdeki Müslüman olmayan nüfusta kırgınlık yaratabilir.

Sonuç olarak Türkiye 1990’lara kadar yardım alan ülke iken günümüzde en çok yardımı yapan ülkelerden birisi olmuştur. Bu tartışmasız başarıda devlet kuruluşları kadar sivil toplum kuruluşlarının da payı var. Sözünü ettiğimiz alanlardaki iyileştirmeler, Türkiye’nin ilerleyen yıllarda bu alanda daha saygın ve başarılı bir aktör olmasını sağlayacaktır.