Kaddafi öncesi-sonrası Libya ve Batı'nın sinsi planı

Muammer Kaddafi henüz 27 yaşındayken, 1969 yılında Kral İdris’e yaptığı darbeyle iktidarı ele geçirmişti. Yaklaşık 20 yıl boyunca dünyaya kapılarını kapatarak ülke içindeki otoritesini arttıran ve ülkesinin gerçekleri doğrultusunda bir sistem kurma hayalinde olan Kaddafi, döneminin popüler yaklaşımları olan Komünizm ve Kapitalizm’in alternatifini ortaya çıkarmaya çalışmıştır. 1972 yılında siyasi parti kurmayı yasaklayan Kaddafi, böylece Libya’daki hakimiyetini de perçinlemiş oluyordu.

İç siyasette büyük oranda dizginleri ele alan Kaddafi, dış siyasette de aktif bir politika izleyerek Libya’yı bölgesel bir güç haline getirmek istiyordu. İlk iş olarak 1973 yılında Çad’a girdi ve ülkenin kuzeyindeki Aozu Şeridi’ni işgal etti. Batıya yönelik de faaliyetlerde bulunan Kaddafi, İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu IRA ve Filistin Kurtuluş Örgütü FKÖ gibi militan gruplara destek veriyordu.

Batı’nın Kaddafi karşıtlığı ise bu militan güçlere verilen destekler nedeniyle ortaya çıkmıştı. 1986 yılına gelindiğinde Avrupa'daki bazı saldırılara Kaddafi’nin destek verdiğini iddia eden ABD, Libya’nın Trablus ve Bingazi şehirlerine hava saldırısında bulunmuştu. Bu gelişmeden sonra ABD ve Avrupa ülkeleriyle ilişkilerini tamamen bitiren Kaddafi, ilk olarak Arap Birliği için teşebbüslerde bulunmuş fakat Arap ülkelerindeki ABD nüfuzu nedeniyle  istediği sonucu alamamıştır. Bunun üzerine Arap coğrafyasına da sırtını dönen Kaddafi, 1990’lı yıllarda Afrika Birleşik Devletleri’ni kurma çabalarına girmiş, bu projesiyle Afrika Birliği’nin zeminini oluşturmuştur.

Libya ekonomisinin ABD merkezli yaptırımlar nedeniyle zayıflaması Kaddafi’yi 2000’li yıllarda tekrar Batı’ya yaklaştırmış, 2003 yılında Libya'nın Lockerbie ve diğer saldırılar için tazminat ödemeyi kabul etmesiyle ABD’yle ilişkiler normale dönmüştür.

Arap Baharı ve Kaddafi’nin sonu

2011 yılında ilk olarak Tunus’ta patlak veren demokrasi yanlısı halk hareketleri Mısır ve Libya’yı da etkisi altına almıştı. Diğer ülkelerde henüz kan dökülmemiş, ciddi boyutta çatışmalar yaşanmamıştı ancak Libya’da sular ısınmıştı. Muhaliflerin Bingazi’deki şiddetli direnişine karşı çok yanlış bir tutum sergileyerek ağır silahlarla cevap veren Kaddafi, hazırda bekleyen NATO birliklerinin bölgeye müdahale etmelerine bahane vermiş oldu. 

Kaddafi, göreve geldiği ilk zamanlarda Libya ekonomisinin can damarını oluşturan petrol ihracatı üzerine yoğun kafa yordu ve ilk adım olarak 1973 yılında ülkedeki yabancı petrol firmalarını devletleştirme kararı aldı. Batılı şirketlerin büyük kayba uğradığı bu adım ABD ve Avrupa devletlerinin Kaddafi’ye olan öfkesini arttırmıştı. Yine İngiliz askeri üstlerini ve birliklerini ülkeden çıkaran Kaddafi, herhangi bir batılı gücün askeri unsurlarını ülkeye sokmama kararı almıştı.

Bölgesel bir güç olma yolunda aktif bir dış politika izleyen Kaddafi’nin Batı’ya karşı attığı adımlar bunlarla da sınırlı değildi. ABD’nin altın rezervi endeksli para basma usulünü değiştirip karşılıksız para basmaya başlamasına karşı, Petrol İhraç Eden Ülkelere (OPEC) dolar ve euro yerine altın karşılığı satış yapmaları tavsiyesinde bulunmuştu. Enerji ihtiyaçları, üretim oranlarına paralel bir şekilde yüksek olan Batılı devletler, bu durumdan büyük bir rahatsızlık duymuş, Arap Baharı sürecinde Kaddafi’nin iktidardan indirilmesi için özel bir çaba harcamışlardı. 


Direnişçilere havadan destek sağlayan NATO, ülkenin stratejik öneme sahip yerlerini vurmuş ve ülke ekonomisine tam 14 milyar dolarlık bir zarar vermişti. 


Kaddafi’nin Kıbrıs harekatına desteği

Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanı Makarios’a karşı yapılan darbenin ardından Kıbrıs Helen Cumhuriyeti ilan edildi. Bu gelişme üzerine Kıbrıs’taki bunalım daha da artınca Türkiye, 1960 yılında imzalanan anlaşmadan doğan garantörlük hakkıyla 1974’te Kıbrıs’a askeri müdahalede bulundu. Kıbrıs’a yapılan ikinci harekatın ardından ise dünya kamuoyunda Türkiye karşıtı bir hava oluştu. Bu harekâtın bir işgal ve ilhak girişimi olduğunu ileri süren İngiltere, ABD ve SSCB gibi büyük devletler, Türkiye’ye karşı bir tavır takındılar. ABD Kongresi 1975’te Türkiye’ye silah ambargosu konulmasına karar verdi.

İşte böyle bir dönemde Libya lideri Muammer Kaddafi, Türkiye ile ilişkileri sıklaştırma ve geliştirme politikasının bir sonucu olarak Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında ABD’nin ambargodan sonra  elindeki Amerikan silahları ve uçak yakıtı rezervlerini Türkiye’yenin kullanımına sundu.

Kaddafi’den önce-Kaddafi’den sonra

Kaddafi döneminde Libya halkının refah seviyesi günümüze oranla çok daha iyiydi. Ülkenin eğitim, üretim, bilim ve teknoloji alanlarında o dönemde de çok başarılı olduğu söylenemez ancak Kaddafi’nin yeni petrol ve doğalgaz politikaları ihracat oranlarını ciddi şekilde arttırmıştı.

Zorunlu ihtiyaç olarak görülen su, doğalgaz ve elektrik halka ücretsiz olarak sunuluyordu. Aynı zamanda eğitim ve sağlık hizmetleri için de halktan para talep edilmiyor, ilaçların tamamı devlet tarafından karşılanıyordu. Yurt dışında okuyan öğrencilere de aylık tam 1650 euro geri ödemesiz burs veriliyordu.

Kaddafi döneminde dünyanın en borçsuz ülkesi de Libya’ydı. Petrol ve doğalgaz gelirlerini büyük oranda halka harcayan Kaddafi, evlenen çiftlere de devlet tarafından daire hediye edilmesini yasalaştırmıştı. Ayrıca Kaddafi döneminde halktan vergi alınmıyordu.

2011 yılı itibariyle;(Kaddafi Dönemi)

- 90,6 milyar dolar GSYİH'sı olan Libya, dünyanın en büyük 74. ekonomisiydi.
- Kişi başına düşen GSYİH 14,450 bin dolardı. Bu alanda dünyada 10. sıradaydı.
- 2000 ile 2011 yılları arasında tüketici fiyatlarında düşüş yaşanan tek ülkeydi.
- En pahalı ülkeler sıralamasında son sıradaydı.
- 2011 yılında en fazla yatırım çeken 10. ülkeydi.
- Yıllık nüfus artış hızı %6

Kaddafi'den sonra ise ülke siyasi anlamda tam bir kaos içerisinde yaşıyor;

- Ülkede 3 ayrı hükümet bulunurken, biri Trablus'ta diğeri Tobruk'ta olmak üzere iki ayrı meclis bulunuyor.
- Kişi başına düşen GSYİH'si 5 bin dolara kadar düşmüş durumda.
- Yaklaşık 2 milyon insan açlıkla mücadele ediyor.
- Nüfus artış hızı %1'e düştü.
- Ülke her yıl %3 küçülüyor.
- Hastanelerin %44'ü faaliyet dışı kalmış durumda.
- Yaklaşık 4 bin mülteci ülkeden kaçarken denizde boğularak hayatını kaybetti.
- İşsizlik oranı %20.

Sonuç olarak, Kaddafi ailesinin 42 yıllık iktidarı sona erince herkes iyimser tavırlarla ülkedeki sıkıntının bittiği ve uluslararası toplumun müdahalesiyle artık ülkeye demokrasinin gelebileceği yorumlarında bulunuyordu fakat işler maalesef böyle yürümüyor. Saddam ve Kaddafi gibi 35-40 yıllık tek adam yönetimleri, ülkelerin iktidarında kaldıkları zaman boyunca bu devletlerin tüm yürütme organlarını yıpratıyor ve iktidardan gittiklerinde durum eskisinden de kötü oluyor. İç savaşlar çıkıyor, ülke bölünüyor ve ülke içinde birçok hükümet ortaya çıkıyor. Bu durumun temel nedeni ise söz konusu diktatörlerin ülkedeki anayasa, kanun ve hukuk kavramlarının içini boşaltmasıdır.