Ortadoğu'da Joe Biden tedirginliği sürüyor

ABD'nin 46. Başkanı seçilen Joe Biden'ın koltuğu devralmasının ardından dünya ülkelerine de büyük bir tedirginlik hakim oldu. İsrail, Trump'ın sağladığı ayrıcalıklara ulaşabilecek mı? İran'a ambargo devam edecek mi? Ortadoğu'nun yeni başkan Biden'la ilişkileri nasıl şekillenecek?

3 Kasım'daki başkanlık seçimlerine aday olan ABD'li Joe Biden'ın Başkan Erdoğan'ı hedef alan sözleri büyük tepkilere neden oldu. Biden, "Ama bence daha önce yaptığım gibi onlarla doğrudan temasa geçip Erdoğan'ı yenecek duruma gelmeleri için hâlâ var olan Türk liderliği unsurlarından daha fazla verim almalı ve onları güçlendirmeliyiz. Darbe ile değil, seçim süreci ile. Peki biz ne yapıyoruz? Burada oturup boyun eğiyoruz" ifadelerini kullanmıştı.

Darbe istediği alenen açığa vuran Biden'ın FETÖ'cülerle iş birliği Bylock yazışmalarına yansıdığı iddia edilirken, Takvim'de yer alan habere göre 15 Temmuz'dan 6 ay önce Türkiye'yi ziyaret eden Biden'ın temasları, FETÖ'cü Rıdvan Kızıltepe ile Barbaros Kocakurt'un yazışmalarına yansıdığı vurgulandı. 

Joe Biden'ın başkanlık koltuğuna oturmasının ardından Ortadoğu'da da tedirginlik devam ediyor. 

Memun Fendi'nin Şarku'l Avsat'ta yer alan analizinde Barack Obama'nın halefi olarak da görülen Joe Biden'ın sürprizler yapabileceğinin altını çizdi. 

Ortadoğu'nun durumu ABD başkanlık seçimleri fırtınası sona erip ortaklık yatıştığında Joe Biden ABD'nin 46. başkanı olacak. Arap bölgemizde sorulan soru ise şu;

Biden, Barack Obama ve bölgeye yönelik politikasının uzantısı mı yoksa farklı biri mi olacak?

İlk olarak, Ortadoğu sorunlarının bazı detayları hakkında kendisine bilgi vermek için ofisinin bir başka akademisyenle birlikte beni davet ettiği istişare toplantıları çerçevesinde, Joe Biden ile birden fazla kez görüşme fırsatım olduğunu belirtmek istiyorum.

Kendisi, Ortadoğu ülkelerindeki siyasetin ana itici güçleri hakkında gerçekten çok şey biliyor. Bu belki de bölgemiz dahil birçok küresel meselenin önüne geldiği ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi başkanı olduğu zaman kazandığı deneyimin bir sonucuydu.

Bu toplantılarda Joe Biden, bilmeye istekli bir zihni gösteren zor sorular soruyordu; ama yine de ödün vermesi zor bir şekilde inandığı net fikirleri vardı.

Benim izlemime göre, Biden bilgiye ve öğrenmeye doymayan ama dünyayı kavrama açısından kendisini başkan Wilson'a benzetebileceğimiz kadar idealist bir kişiliğe sahip.

Slobodan Miloseviç'e karşı tutumu, Bosna'daki etnik temizlik politikalarına karşı müdahalede bulunması için dönemin başkanı Bill Clinton'a baskı yapması bunun açık kanıtı. O dönemde Biden, Senato Dış İlişkiler Komitesi başkanıydı.

Joe Biden genel olarak dünya ve özelde Ortadoğu'yu Barack Obama'dan çok farklı bir şekilde kavrıyor.

New York'taki ABD Dış İlişkiler Konseyi'nin yayınladığı Foreign Affairs dergisinde yayımlanan son makalesinde belirttiği gibi Joe Biden, ABD'ye masanın başında yer aldığı ittifaklara dayanan bir liderlik rolü biçiyor.

Başkan Donald Trump bir yandan Arap-İsrail ilişkilerinin normalleşmesi diğer yandan İran'a yaptırımlar uygulamaya önem verirken, diğer bir deyişle bölgeye İsrail'in merceğinden bakarken, Biden'ın bölgesel güvenliğe ilişkin daha kapsamlı bir perspektife sahip olduğunu görüyoruz.

Buna dayanarak, Biden idaresinin bölgeye İran'ın nükleer dosyasının istikrara yönelik en büyük tehdit olduğu perspektifinden bakmaya odaklanacağını, dolayısıyla önceliğinin İsrail değil İran olacağını göreceğiz.

Bu, Biden'ın Arap-İsrail barışından vazgeçeceği anlamına gelmiyor, sadece İran nükleer meselesini 5+1 (Güvenlik Konseyi üyesi 5 ülke artı Almanya) ya da Avrupalıların deyimiyle 3 Avrupalı+3 grubu aracılığıyla, ABD'nin uluslararası ittifaklarına geri dönmesi için kullanacağı anlamına geliyor.

Biden için İran dosyasının önemi budur; bizleri bir kez daha önemli ve acil dünya meselelerinde ABD'nin lider rol oynayacağı bir döneme götürecek bir uluslararası diyalog yaratma potansiyeline sahip olması.

Biden, Senato Dış İlişkiler Komitesi başkanıyken, oturumlardan birinde Ortadoğu ile ilgili üzerinde durmayı hak eden bir kavram önermişti.

Bu, bölgesel güvenlik perspektifinde barış ikiliğine dayanan, reformu Ortadoğu'daki herhangi bir ülke içinde katılımı genişletme kavramı olarak gören bir kavramdı.

İran dosyası gün yüzüne çıkmadan önce benimsediği bu temel fikrin, aklında kalmış olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle, Biden'ın Ortadoğu'ya yönelik perspektifinde demokrasi ve insan hakları dosyalarının öncelikli olacağını ve daha önce görmediğimiz bir kuvvetle bunun için baskı yapacağını tahmin etmeliyiz.

Yaşlandıkça daha sakin ve dengeli görünse de kendisi, doğru olduğunu düşündüğü konularda aşırı coşkulu ve hevesli, istediğine ulaşmadan pes etmeyen bir kişiliğe sahip.

Demokrasi ve insan haklarına ek olarak, Biden'ı özellikle yardımcısı Kamila Harris (kendisi adını bu şekilde telaffuz ediyor) aracılığıyla kadınların güçlendirilmesi konularında da çok hevesli göreceğiz.

Harris azınlıklarla ilgili meselelerden sorumlu. Kendisi de bir kadın, siyah, Hint asıllı bir Asyalı ve bir Yahudi ile evli, dolayısıyla neredeyse azınlıklara ilişkin tüm hassasiyetlere sahip.

Yine de başkan yardımcısı gölgede kalırken, ışıkların altında olan başkandır. Biden Obama için ne ise Kamila da onun için öyle olacak. Bunlar Joe Biden'in bazı siyasi öncelikleridir. Ancak Başkan Biden, senatör veya başkan yardımcısı Biden'dan farklı olacaktır.

Başkan Biden, argümanları ve konuşmalarının gücü ile herkesi şaşırtacak. Çok konuşacak ve belki de çok hata yapacak ama her zaman kendisini Franklin Roosevelt gibi bir lider olarak görecek. ABD'nin çehresini hem içeride hem de dünya çapında değiştirmek isteyen bir lider.

Joe Biden'ı gözlemleyenlerin çoğu, bir gün ABD başkanı olabileceğini akıllarına bile getirmediler. Hatta bazıları, Joe Biden'ın ulaşabileceği en yüksek çıtanın başkan yardımcılığı olduğunu düşünüyorlardı.

Bu nedenle Biden Doktrinini diye adlandırabileceğimiz bir şey olmadı. Oysa bir Biden Doktrinini var, çünkü kendisi Wilsoncu idealist siyasetin realist okulunun bir mensubu.

Onunla Obama arasındaki fark; Biden'in kararlarının ardından atacağı üç adımı da hesaplaması, savaşta gücünü ancak etrafında neler olup bittiğini hesaplayan net bir çıkış stratejisiyle, düşmanın gözünü kamaştıran muazzam bir şekilde kullanmasıdır.

Bu haliyle o, Obama'dan ziyade George Bush'a (baba) daha yakındır. Biden'ı tanımak ve anlattığı kişisel hikayelerin ABD ve dünya vizyonuyla bağlantısını anlamak için onu sonuna kadar dinlemenizi sağlayacak bir sabra sahip olmalısınız.

Çünkü çoğu kez konuşmaya "Babam derdi ki: Jo sen dünyayı değiştirebilirsin, inancını hiç kaybetme" cümlesiyle başlar. Bu ifadeyi son konuşmalarında ve tweetlerinde de görebilirsiniz;

Babam dedi ki: Kapının dışındaki kurttan korkuyorsan bil ki yakınında da kurtlar var.

ABD'nin ikinci Katolik başkanının düşünce biçimi, inanç, sağduyu ve ezici güç kullanımından oluşur. Bu ise Obama'nın düşünce biçiminden farklıdır.

Biden dizginleri ele geçirip başkan olduğunda dünya, Obama ile Biden arasındaki farktan dolayı şaşırabilir.

Biden'a göre uluslararası ilişkiler öncelikle kişisel ilişkilerdir. Biden'ın liderlerden biriyle ilişkisi iyiyse, bu iki ülkenin ilişkilerine de yansıyacaktır.

Bu bakımdan, liderlerle ilişkilerine bir tür protokol ve nezaketin damga vurduğu, ancak her zaman soğuk olan Obama'dan farklıdır.

Örneğin, Biden'ın Trump ya da Obama gibi Netanyahu ile dost olacağını sanmıyorum. Biden Netanyahu'dan hoşlanmayacak çünkü ikisi de büyük bir egoya sahip.

Netanyahu, zeki görünmeye çalışan bir lider ve Biden bundan kesinlikle hazzetmeyecek. Netanyahu Biden ile ilişkisinin iyi olmasını istiyorsa küstahlığından ve kendisini ABD'nin menfaatlerini ABD'lilerden daha iyi biliyormuş gibi göstermekten vazgeçmelidir.

Biden'ın doktrini ve bölgemize yansımaları hakkında söylenecek çok şey var ama yerim sınırlı olduğu için bunu haftaya bırakacağım.

Ancak, sonuç olarak şunu söyleyebilirim; Biden Obama'nın uzantısı değildir. O çok farklı birisidir.