İsrail, ABD ve İran üçgeninde nükleer krizi: JCPOA'nın sonuna mı gelindi?

ABD Başkanı Joe Biden'ın son Orta Doğu turunun ardından İran'ın nükleer çalışmalarına ilişkin çelişkili açıklamalar geldi. Tahran hükümeti yeni sisteme kısa sürede adapte olurken Lapid'in sözleri soru işaretlerini de beraberinde getirdi. Peki, JCPOA'nın sonuna mı gelindi?

Orta Doğu, yeni bir döneme girerken, bu durum bölgede başka bir nükleer silah üreten devletin olmaması için yürütülen politikanın da sonuna işaret ediyor.

İran, ABD ve İsrail üçgeninde yürütülen görüşmeler kapsamında 21. yüzyılın yeni nükleer çerçevesi de oluşturulmaya çalışılıyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, nükleer silah üretimini tetikleyen en önemli unsurlardan birisi olurken İsrail sık sık Moskova’dan destek alan İran’ın uranyum zenginleştirmesini engellemeye çalışıyor.

İsrail, içerden ve dışardan yürüttüğü politikalar ile İran’ın nükleer silaha ulaşımını engellemek için gereken tüm adımları atmaya devam ediyor.

Temmuz 2015’de İran ve Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere birden fazla küresel güç tarafından imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA), bu yöndeki en başarılı çaba olarak görülüyordu. Fakat ABD eski Başkanı Donald Trump, anlaşmadan tek taraflı olarak çekildiklerini açıklamış ve hemen ardından İran’a yönelik ağır yaptırımlar uygulanmaya başlanmıştı.

ABD, Biden’ın seçilmesinin ardından Viyana’da imzalanan JCPOA’yı yeniden canlandırmak için İran ile müzakere yolunu açtı. Fakat Başkan Biden’ın Orta Doğu koordinatörü Brett McGurk, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, Avrupa’nın önderliğinde imzalanan anlaşmanın yeniden canlandırılmasının “çok düşük” ihtimal olduğunu söyledi.

Yine Biden, canlandırma politikası yürütülmesine rağmen son İsrail gezisinde anlaşmanın mümkün olmayacağını ispatlamış oldu. ABD’nin İsrail’de yürüttüğü diplomasinin ardından JCPOA sonrası için de yeni bir rota çizdi.

Görüşmenin ardından imzalanan ABD-İsrail Stratejik Ortaklık Ortak Bildirgesi, İran’a açık kapı bırakmasına rağmen Washington yönetiminin taahhütlerini de ortaya koydu.

Söz konusu bildirge, ABD ve İsrail arasındaki güvenlik ilişkisi kapsamında niteliksel askeri korumayı da taahhüt ediyor.

1960’larda imzalanan ve Washington’un bölgede İsrail’e askeri destek vereceğini garanti altına alan Israel’s Qualitative Military Edge: U.S. Arms Transfer Policy (QME) kapsamında İsrail yönetimi de nükleer silahlarının gerçek rakamlarını saklama sözü vermişti.

Bölgede İran’ın nükleer silah üretmemesi için gerekli tedbirlerin alınması da yine bu anlaşma kapsamında garanti altına alındı.

Anlaşmadaki ‘silah’ tanımı ise Washington’a bir açık kapı bırakıyor. Nihayetinde İran nükleer çalışmalarını silaha dönüştürmediği sürece ABD’nin bölgedeki gücünün saldırısı mümkün değil.

Biden yönetimi böylece İran’a üstü kapalı bir uzlaşma önermiş oluyor. Hem İsrail’in saldırısını hem de İran’ın nükleer çalışmalarını silaha dönüştürmesini tek anlaşma ile engelleyen ABD, stratejisini İsrail’e de onaylatmayı başardı.

Fakat İsrail’in nükleer silahlarına atıfta bulunan Lapid, İran’ın nükleer çalışmalarına ilişkin açıklamasında, “Diplomasi [İran] durmayacak. İran'ı durduracak tek şey, nükleer programını geliştirmeye devam etmeleri halinde özgür dünyanın [yani ABD'nin] güç kullanacağını bilmektir. Onları durdurmanın tek yolu, masaya güvenilir bir askeri tehdit koymaktır” ifadelerini kullandı.

İsrail Atom Enerjisi Komisyonu'na hitaben yaptığı konuşmada Lapid, Washington Deklarasyonu'nun bir diğer önemli unsuru olan nükleer belirsizliği de değerlendirerek, “Bu diğer yetenekler bizi hayatta tutuyor ve biz ve çocuklarımız burada olduğumuz sürece bizi hayatta tutacak” demişti.

ABD - İsrail arasında imzalanan bildirge, bölgede nükleer silahlara izin verilmeyeceğini taahhüt etmesine rağmen istikrarı bozan boşlukları nedeniyle ülkeler arasındaki gerilimi de tırmandırıyor.

Lapid, konuşmasında söz konusu boşluklardan ülkesinin duyduğu rahatsızlığı dile getirerek, “Bu bir blöf olmamalı, ancak İran rejiminin bilmesi gereken gerçek şu ki, dünyayı aldatmaya devam ederse, ağır bir bedel ödeyecek.”

Bu aslında yalnızca İran’a değil Washington’a da yapılmış bir uyarıydı. İran ise silahlandırmadan yoksun bir programın ve nükleer belirsizlik doktrininin içerisinde kritik, istikrar sağlayıcı unsurlar olduğunu ve JCPOA sonrası oyunun yeni kurallarını anladığını çok hızlı gösterdi.

İran'ın Dış İlişkiler Stratejik Konseyi başkanı ve İran dini lideri Ali Hamaney'in üst düzey yardımcılarından Kamal Harazi, Al Jazeera’ya yaptığı açıklamada, “Nükleer bomba üretmek için teknik yeteneklere sahip olduğumuz bir sır değil, ancak böyle bir kararımız yok” ifadelerini kullanarak, “Birkaç gün içinde uranyumu yüzde 60'a kadar zenginleştirebildik ve yüzde 90 oranında zenginleştirilmiş uranyumu kolayca üretebiliriz” dedi.

Uzmanlar, söz konusu açıklamanın İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin Biden tarafından belirlenen ve Lapid tarafından yeniden onaylanan yeni dönemin yol haritasına uyum sağlamaya hazır olduğunun göstergesi olarak yorumladı.

Elbette JCPOA rafa kaldırılmış bir anlaşma değil fakat bölgedeki ülkeler alternatif anlaşmalar için yol aramaya devam ediyor.