Japonya'nın desteği Avrupa için ne anlama geliyor?

Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından Btılı güçlerin refleksleriyle eşzamanlı hareket eden Japonya, Asya'da en önemli müttefiklerinden birisi oldu. Kısa sürede birden fazla diplomatik adımla dikkatleri üzerine çeken Japonya'nın G7 içerisindeki yükselmesi küresel demokrasinin gelişimine katkı sunabilir mi?

Ukrayna’da 24 Şubat’ta Rusya’nın işgali ile başlayan savaş başta Avrupa ülkeleri olmak üzere devletlerin savunma sanayi ve iş birliklerinde zorunlu adımlarını da beraberinde getirdi. Avrupa, güvenliğin öncelendiği yeni savunma stratejilerinde doğal bir birliktelik ile yan yana saf tutarken Çin ve Rusya’nın etkisi ile Asya ülkeleri de Avrupa sıralarında kendine yer buldu.

Bunlardan birisi de, Moskova’nın hem Kuril Adaları hem de Japon Denizi’nde başlattığı tatbikatların ardından Japonya oldu.

12 Mayıs’ta düzenlenen AB-Japonya Zirvesi’nin ardından İspanya'nın Madrid kentinde düzenlenen NATO Zirvesi’nde Avrupalı liderler ile bir araya gelen Japonya yetkililer, teoriden operasyonel adımlara geçişi de hızlandırdı.

Kishida yönetiminin Avrupa politikası ile birlikte G7 çerçevesindeki tutumu ve aynı zamanda ülkenin jeopolitik konumu da, Avrupa ülkelerinin Japonya’nın önemini hatırlamasında rol oynadı. Stratejik ortaklığın geliştirilmesi için atılan adımlarla birlikte Asya-Pasifik’teki ortak kaygılar AB ülkeleri ile Tokyo yönetimi arasında köprüler oluştururken 2016 yılında kabul edilen ilk küresel strateji de perçinlendi.

Diplomaside çoğunlukla ABD’nin gölgesinde kalan Japonya attığı adımlar ile kendini yeniden hatırlatırken, yaptırımların ardından Avrupa’da ortaya çıkan enerji krizinin çözümüne sunduğu katkı ile de yerini sağlamlaştırdı.

Avrupa ile hızlı bir koordinasyon kurarak reaksiyon veren ve Ukrayna’ya 500 milyon doların üzerinde silah yardımı kararı ile sağladığı ekipmanlar ile de hem tarafını hem de bir suikast sonucu hayatını kaybeden eski başbakan Abe’nin angajmanından ne kadar ayrıştırdığını gösterdi.

Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki tehdidine karşı da tutum alan Japonya, Rusya’nın saldırısını ilk kınayan ülkeler arasında yer alarak statükoyu tek taraflı değiştiren güçlere tepkisini de dile getirmeye devam ediyor. Rusya ile ihracatına sınırlama getiren Tokyo yönetimi, Avrupa’nın Moskova’ya karşı aldığı yaptırım kararlarına katkı sundu.

Ayrıca, Ukrayna’lı mültecilerin bir kısmını ülkesine kabul eden Japonya, Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi ile de yıl sonuna kadar savunma bütçesini güçlendirme kararı aldı.

Hibrit tehditler, deniz ve uzay güvenliği, siber tehditlerle birlikte Asya ülkelerinin ellerinde bulundurduğu nükleer tehditlere karşı da Avrupa ile birlikte yol alan Japonya, AB’nin Çin’e karşı tepkisinin sertleşmesinde de önemli rol oynadı.

Tokyo’nun proaktif diplomasisi ortak zeminin geliştirilmesini kolaylaştırırken Hint-Pasifik’te ABD ve AB ülkelerine de bir kale sağlamış oldu.

Japonya’nın aldığı kararlar ve aldığı tedbirler ise daha iddialı ve askeri açıdan daha güçlü bir Avrupa oluştururken NATO Asya-Pasifik’e kayıyor tezini de doğurdu.

Oysa NATO’nun Asya’da etkin bir güç oluşturmadan gücünü hissetirebileceği bölgesel aktörlerin varlığı, önleyici diplomasının uygulanmasını da kolaylaştıran bir faktör olarak görülebilir.

Stratejik özerklik ve dayanıklılığın artırılmasının güvenilir bir alternatif sağlaması üzerine yeni politikalar inşa eden AB ülkeleri, ekonomik ve sosyal politikalarda uzlaşabileceği bir müttefik ile küresel demokrasinin gelişmesine de katkı sunabilir.