Japonya nasıl kalkındı?

Abe yönetiminin politikası, uzun yıllar sonra tekrar çıkmaza girmiş gibi görünüyor. Abeʼnin başarısız sayılacak politikaları sonucu Japonyaʼnın barış gücü rolü sınırlı kalmaya devam ediyor. 1944 yılından beri Japonya'nın barış gücü rolü, Japon iç siyasetinde tartışmalı bir konu olmuştur.

Japonya nasıl kalkındı?

Varoluşlarının meşruiyetine ve tehlikelere karşı hep geride bulunan Japon Sosyalist Partisi, bu durumu hep tek taraflı bir bakış politikası ile yönetti. Bununla birlikte, 1958 ve 1964 yılları arasında, Birleşmiş Milletler'in Japon hükümetine bazı taahhütler içeren talepleri vardı. Bu taahhütler; barışı korumak adına misyonlarında hizmet vermek ve ikili ilişkileri tekrar gözden geçirmek olarak sıralanabilir. Bu tür talepler, Japon Birleşmiş Milletler Büyükelçisi, ABD diplomatları ve ülkenin ulusal güvenlik sorunlarını incelemek için kurulan bir dizi Japon komisyonu tarafından destek gördü. Daha sonra Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından BM barışı koruma adına bir dizi olumlu adımlar atılmaya devam etti. Haziran 1994'te bir koalisyon hükümetinde başbakan olduğu Japon Sosyalist Partisi, Japonya'nın uluslararası barışı koruma konusundaki tutumunu tamamen değiştirdi ve Japonya'nın barış rolü gücü ilgili nitelikleri ve çekinceleri dile getiren Asya ülkeleri özellikle Kuzey Kore, şimdi açıkça bunu dile getirmeye başladı. Daha sonraki yıllarda başbakan olan Abe ile Trump hükümeti arasında hızlı güvenilir bir yapıda ikili ilişkiyle başladı.Trump, Abe'nin Nobel Barış Ödülü'ne aday olduğunu açıkladı .Trump, yeni imparatorʼu ziyaret eden ilk dünya lideri oldu . Asıl merak edilen şey, Trumpʼa göre, onu devleti ziyaret etmek için resmen davet eden imparator değil Abe olmasıydı. Bu, yalnızca Abeʼnin Trumpʼla olan yakınlığına gerçekten değer verdiğini göstermekle kalmadI. Aynı zamanda Trumpʼı Japonyaʼnın barışı, refahı ve en önemlisi de güvenlik için büyük bir garantör olarak gördüğünü gösteriyordu. Başbakan Abe'nin “dünyayı kuşbakışı gören diplomasisi” görkemli sloganına rağmen, yapılan diplomasi özünde tamamen ABD'ye bağlı bir stratejidir. Trump yönetimi bu yoldan farklı bir yol izlediğinden batı ile ittifaklarını dağılma riskine yol açtığını ifade edebiliriz. Japonyaʼnın güvenlik tehdidinde ilk sırada bulunan Kuzey Kore'nin nükleer programlarına ve balistik füzelerine karşı güvenilir bir senaryo çizemedi. Tokyoʼdaki iktidar üzerindeki baskın tutumu sarsılır hale geldikçe ve iç politika daha içeriye dönük göründüğü için, Abe'in diplomasisi kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldı. Trump'ın Kim Jong-Un'a gösterdiği kişisel ilgisi daha fazla derinleştiğinden, Trump ve Kim arasındaki bu yakın ilişki, Abe'ye Kuzey Kore'yi şahsen tanıma fırsatı verebilir. Öte yandan, Trump, Kuzey Kore ile müzakerelerin yeniden açılmasının umutları konusunda daha ümitli olduğunu doğruladı. Trump ve Kim birbirleriyle iletişim kursalar bile, Abe'nin Kim Jong-Un'la yüz yüze oturabileceklerine dair açık bir durum söz konusu değil henüz .Özellikle çözülmemiş birçok problem ve güvensizlik hala devam ediyor. Kore Yarımadasıʼnın Japon işgali sırasında çözülemeyen savaş etkilerinin ayrıca bölgesel ihtilafların yansıması hala dünkü sıcaklığını koruyor. Güney Kore devlet başkanı, ikili görüşme yapmak istediğini ifade etse de , Japonyaʼnın Güney Koreʼyle ilişkisi diplomatik gerilimleriyle sonuçlandı. Kuzey Kore, yaptırımların süresiz olarak kaldırılması için umutsuz ve rejimin hayatta kalmasını tehlikeye atabileceği için ağır insan hakları ihlallerinden sorumlu tutulması gereken bir konuma yerleştirilmek istemiyor.

Abe diplomasisinde iki yeni cephe açtı. Birincisi Rusya ile resmi bir barış anlaşmasının sonuçlandırılmasını beklemek. İkincisi ise Çin ile bağları iyileştirmeyi hedeflemek. Japonya Trump-Putin müzakerelerinde ABD'ye brifing vermedi. Çünkü toplantıya sadece Dışişleri Bakanı eşlik ediyordu. ABDʼli bir diplomatik kaynak, Tokyo ile Washington arasındaki diplomatik iletişim kanalının ortadan kalktığını, ABDʼnin, Japonyaʼnın olduğu gibi, Rusya ve Çin gibi ülkelerle görüşmelerin sonucunu Japonya gibi yakın bir müttefiki bilgilendirmesinin normal olacağını belirtti. Trump yönetimi tarafından bu ikilem doldurulmadı ve Washingtonʼun Japonya diplomasisinde bir boşluk yarattı. Abe, geçtiğimiz yıl Putin'le bir araya geldi. Bu toplantıda 1945'te Sovyet kuvvetleri tarafından ele geçirilen Hokkaido dışındaki adaların geri dönüşü için Rusya ile müzakerelerde önemli ilerleme kaydettiğinden emin görünüyordu. Ancak Tokyo ve Moskova'nın resmi bir II. Dünya Savaşı barış antlaşması imzalaması söz konusu olmadı. Putin konuyla ilgili taviz vermedi ve iki lider bunun yerine ikili ekonomik işbirliğini ilerletmeyi kabul etti. Abe ve Putin o zamandan beri iki kez bir araya geldiler ancak toprak anlaşmazlığı ve barış anlaşmasının sonuçlanması konusundaki ilerleme hala belirsizliğini korumaya devam ediyor. Abe yönetiminin diplomasi çeşitliliği çıkmaza girmiş gibi görünüyor. Yakın bir geçmişe kadar bu politika düzgün işliyor gibi gözüküyordu. Çünkü Obama yönetimi bazı konularda az dalgalanmasına rağmen ABD, Avrupa ve Japonya arasında sağlam bir ittifak kurmayı başarmıştı. Fakat Trump iktidara geldikten sonra aynı şeyi yapmaya çalıştığında Abe aynı politikayı başarmış gibi görünmüyor. Diplomatik manzara değiştiğinde, kuşkusuz AB'nin dış politikasının arkasında hangi küresel görüşlerin veya değerlerin olduğuna dair şüphelerin doğruluğunu ispat edercesine bir durumdan söz edebiliriz. Demokrasinin diplomasisini harekete geçiren değer olduğunu iddia etmesine rağmen, Abe, dünyanın dört bir yanındaki insanları, Ukrayna-Rusya çatışması, Yemen'deki iç savaş gibi insani ya da insan hakları konularında etkileyen herhangi bir durumdan söz etmiş değil. Abe tekrar ilk politikaya döner dengeleri tokyo lehine çevirse, Japonyaʼnın Trumpʼa olan diplomasisi ancak o zaman değişir, bu tutumda Japonyanın barış gücü olarak rolünü sınırların ötesine tekrar taşır.