İsrail’in Türkiye karşıtlığı büyüyor

İsrail hükümetinin son dönemde arttırdığı Türkiye karşıtı mesajlar, İsrail sağının Türk karşıtlığını bir kez daha alevlendirdi.

İsrail’in Türkiye karşıtlığı büyüyor

Son dönemde Ortadoğu’ya dair en sık gündeme gelen konulardan biri İsrail’de tekrarlanacak genel seçimler. Ülkede Nisan ayında gerçekleşen seçimlerin ardından, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun yeni koalisyon hükümetini kuramaması üzerine 17 Eylül'de yeniden erken seçime gidilmesi kararı alınmıştı. Dış politika da tüm dünya genelince seçimlerin vazgeçilmez piyonu durumunda. Bu piyonu en son kullananda İsrail Başbakanı Netanyahu oldu. Nisan’da erken seçime giden Netanyahu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakarette bulunarak polemik başlattı ve Türkiye karşıtı söylemlerini arttırdı.

İsrail’in son yıllarda geri adım atmaksızın sürdürdüğü saldırgan tavrın özellikle seçim süreçlerinde daha baskın bir hal alması ise son derece alışılagelmiş bir durum. Bu tavra karşı bölgesel ya da küresel düzeyde gelecek en ufak bir eleştiri ise bilhassa İsrail sağı tarafından derhal seçim malzemesi haline getiriliyor. Bunun sebebi ise İsrail siyasetinin hem ana hem ara blokları arasında çeşitli çıkar çatışmalarını yoğunluklu olarak yaşaması ve birbirinden rol kapma yarışında olan siyasi figürler.  Partilerin ve siyasilerin öncelikli hedeflerinin, aşırı parçalı bir yapı arzetmesine rağmen Knesset’te bir koltuk sahibi olmak, ardından kendi müşterek çıkarlarını tasvip ve tasdik edecek potansiyele sahip ortaklarla bir koalisyon kurmak olduğu gerçeği, İsrail siyasetinin uzun yıllardır değişmezi halinde.

Söz konusu karmaşa içerisinde uzun yıllardır istikrarlı bir hükümetten yoksun olan İsrail siyaseti, Türkiye karşıtı söylemleriyle daha derin bir hal aldı. Netanyahu’nun iki ay önce dışişleri bakanı olarak atamış olduğu eski dostu Ulaştırma ve İstihbarat bakanı Yisrael Katz, Netanyahu’nun söz konusu söylemlerini destekler nitelikte Türkiye karşıtı bir açıklamada bulundu. Katz sosyal medya hesabı üzerinden İbranice ve Arapça olarak Türkiye karşıtı bir tweet yayınladı. Yayınlamış olduğu bu paylaşım Türkiye’ye yaptığı saldırıların kronik bir rahatsızlığa evrildiğini kanıtlar nitelikteydi. Dahası, “Türkiye'nin Doğu Kudüs'te yürüttüğü kışkırtıcı fitne faaliyetlerinin durdurulması için bir dizi önlem paketi hazırlanması konusunda dışişleri bakanlığına talimat verdim” ifadelerinin yer aldığı bu tweet, Türkiye’nin tepkisini çekmekle kalmayıp yaklaşan seçimler öncesi pek çok İsraillinin de bakana cevap vermesine yol açtı.

İsrail seçmenlerinin gönderinin altına yapmış olduğu yorumlar ise, eleştiri niteliğindeydi. Tweetin altında, seçim öncesi başarısız bir deneme olarak görülen çok sayıda olumsuz ifade yer aldı. Dışişleri Bakanının yapmış olduğu bu hamle, sadece İsrail sağında kronikleşen ve seçim öncesi nükseden Türk düşmanlığının bir yansıması olabilir ancak İstail’in her seçim öncesi Türkiye kartını oynadığı biliniyor. Netanyahu’nun başında olduğu hükümetler sırasında Türkiye ile en olumlu havanın yaşandığı dönem olan 2016 yılı bile iki ülke arasında soğuk rüzgarlara sahne olmuştu. Netanyahu, yayılmacı bir dış politika için uygun bir bölgesel konjonktür yakaladı. Önce Arap isyanlarının Ortadoğu’ya getirdiği kaostan istifade ederek Arap liderlerin birbirini çökertmesini keyifle izledi.

İsrail hükümeti aynı zamanda, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’nin Mısır’da darbe yapmasını gizlice destekledi. Irak ve Suriye’nin başarısız bir devlete dönüşmesi İsrail’in iki eski düşmanını zayıflattı. Özellikle Obama döneminin ardından Trump’ın ABD’de iktidar olması Netanyahu’ya çok rahat bir ortam sağladı. Washington’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve “Asrın Antlaşması” dayatması hep Netanyahu’nun elini güçlendirdi. Bu gidişata karşı çıkan uluslararası kamuoyu oluşturabilecek tek ülke, Türkiye’ydi ve Kudüs krizinde İsrail bunu gördü. Netanyahu bu sebeple, her seçim döneminde Türkiye’yi hedef alarak iç siyasetine oynuyor.

Türkleşen Doğu Kudüs

Türkiye’nin Filistin meselesinde yönetmiş olduğu dış politika biçimi Arap nüfusu nezdinde oldukça hoş karşılandı. Bu olaylar neticesinde Türkiye’nin tutumuyla birlikte Filistin genelinde ve Kudüs üzerinde sempatisi arttı ve bölgede daha görünür bir hal kazandı. Tabii ki bu açıdan Yahudi toplumunda da kültürel anlamda bir Türkiye rüzgarı estiğini söylenebilir. Bu çerçevede Türkiye, 2005 yılından itibaren TİKA ile bölgede çok yönlü projelerle yardım ve kültür faaliyetleri yürütmeye başladı. Başlarda Batı Şeria ve Gazze’de başlayan bu çalışmalar zamanla Kudüs'ü de içerek şekilde yaygınlaştırıldı ve sosyal dokusu kırılgan olan bu kentte Arap nüfus nezdinde popülerlik kazandı. Buna ek olarak, Türk dizi-film sektörünün Orta Doğu’ya açılmasından etkilenen coğrafyada görsel araçlar sayesinde Türk dilinin bir cazibe unsuru olduğunu söyleyebiliriz.