Geçmişten bugüne İsrail Devleti

Kurulduğu günden beri Orta Doğu’daki istikrarsızlığın ana nedenlerinden biri olan ve Filistin’i yasa dışı yollarla işgal eden tüm uluslararası hukuk kurallarını ve normları altüst etti. Bugün Orta Doğu darmadağın durumda. Peki bölge nasıl bu hale geldi? İsrail’in kurulmasını sağlayan unsurlar nasıl bir araya getirildi? İsrail ne zaman kuruldu?

Uluslararası hukukun yok sayıldığı ve Birleşmiş Milletler (BM) kararlarının bağlayıcılığını yitirdiği, Orta Doğu’da 1948 yılında kurulan İsrail, tüm normları altüst etti. Bölgedeki kaosun nedeni olarak yorumlanan İsrail, bölge ülkelerince ve halkları tarafından çıban başı olarak yorumlanıyor. İsrail’in böyle yorumlanmasının nedeni ise kurulduğu günden beri döktüğü kanlar ve neden olduğu savaşlardır.

OSMANLI MİRASI KAN AĞLIYOR

Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’nin kontrolünde olan Orta Doğu, İngiltere’nin desteğiyle Arapların payitahta karşı baş kaldırmasının sonucunda bölge üzerinde Osmanlı’nın hakimiyeti sona erdi. Savaşın sona ermesinden sonra İngiliz ve Fransızların işgali altına giren Orta Doğu Emperyal devletlerin istekleri doğrultusunda şekillenmeye başladı. Osmanlı’nın kontrolünden çıkan bölgede aşiret çatışmaları baş gösterirken, İngiltere başta olmak üzere Emperyal güçler, kendi çıkarları doğrultusunda Orta Doğu’da yeni krallıkların kurulmasını sağladı. Birleşik Krallık ve Fransa Orta Doğu’yu kendi aralarında bölüşürken, bölgede kurdukları ülkelerin başına da kendileri ile iş birliği yapacak kralları atadılar.

Orta Doğu’da yeni krallıklar kurulurken, bu kapsamda Muhammed ibn Abd al-Wahhab’ı desteklemeye başlayan Birleşik Krallık, 1744 yılında Suudi Arabistan’ın kurulmasını sağladı. 11 Nisan 1921 Ürdün, 3 Ekim 1932 Irak, 22 Kasım 1943 Lübnan, 17 Nisan 1946 Suriye ve 18 Haziran 1953 yılında Mısır, İngiltere ya da Fransa’da bağımsızlığını kazanan ülkelerden oldu. Fakat bu ülkelerin belirli noktalarda İngiltere ve Fransa’ya bağımlı kaldı.

Orta Doğu zaman içerisinde Fransa ve İngiltere kontrolünde şekillenirken, kurulan devletlerin Batılı ülkelerin kontrolünde olması bölgenin kaderini derinden değiştirdi. Özellikle de değişim İngiliz mandası olan Filistin topraklarında yaşandı.

1919-1922 YILLARI ARASINDA FİLİSTİN’İN TOPLUMSAL YAPISI

Birinci Dünya Harbi’nde sonra Filistin’de yaşayan üç temel etnik köken veya dinsel kimlik vardı. Bunların çoğunluğunu Müslümanlar oluştururken öte yandan Hristiyanlar ve Yahudiler de bölgenin dinsel kimliğinden ötürü bu Filistin’de yaşıyordu. Bölgedeki Arapların büyük çoğunluğu Müslüman olmakla birlikte az bir kısmı da Hristiyanlardan oluşuyordu. Müslüman ve Hristiyanlardan oluşan Araplar bölge nüfusunun yaklaşık olarak yüzde 90’ınını oluşturuyordu. 1922 yılında İngilizler tarafından düzenlenen nüfus sayımına göre Yahudiler 750 bin nüfuslu Filistin’in yüzde 10’unu oluşturuyordu. Rakamsal oranlara bakıldığında bölge nüfusunun çoğunluğunu İngiliz politikalarına karşı olan Müslüman Arapların oluşturduğu görülüyor.

Bölgenin demografik yapısına ve Arapların yoğun siyasi girişimlerine rağmen İngilizler, Siyonist projeyi yürürlüğe koydu. Zaman içerisinde Yahudiler toplu halde göç etmeye başladı ve 15 yıl içerisinde bölgeye 300 bin Yahudi göç etti (ettirildi). Araplar topraklarını kaybetme korkusuyla karşı karşıya kalırken, kötü ekonomik koşullar, toprak fiyatlarının düşmesi ve ticaretin sekteye uğraması Arap halkın Siyonist projeye karşıtlığında önemli rol oynadı.

Araplar, kutsal mekanların Yahudilerin kontrolü altına girmesi, ibadetlerin sınırlandırılması, self-determinasyonlarının görmezden gelinmesi korkusuyla yaşarken, 1917 yılında imzalanan ve Yahudilere devlete kurma izni veren Balfour Deklarasyon'u ile korkulan oldu. İngilizlerin eliyle Orta Doğu’nun kaderini değiştirecek olan Siyonist İsrail devleti 1948'de kuruldu.  

1948’DE İSRAİL RESMEN KURULDU

Filistin toprakları üzerinde bir Yahudi devletinin kurulması fikri ilk defa 1799 yılında Fransız General Napolyon Bonaparte tarafından ortaya atıldı. Filistin toprakları üzerinde bir Yahudi devleti kurulması fikri zaman içerisinde gelişirken, 1879 yılında Birinci Siyonizm Kongresi İsviçre’nin Basel şehrinde toplandı. Kongrede gazeteci Theodor Herzl tarafından yayınlanan ''Der Judenstaat'' yani Yahudi Devleti adlı kitabındaki fikirler tartışıldı. Avustralya'da yaşayan Herzl, Avrupa’daki Yahudi düşmanlığına karşı Yahudi Devleti fikrini savunuyordu.

Basel’de düzenlenen kongrenin sonunda yayınlanan belgede, Filistin’de bir Yahudi vatanının kurulması ve Dünya Siyonizm Teşkilatı’nın bu amaç doğrultusuna faaliyete geçirilmesi öngörülüyordu. Siyonistlerin Filistin’de bir Yahudi devleti kurma planı, Birinci Dünya Savaşı’nın sonuncunda Osmanlı’nın kontrolünden çıkan Orta Doğu’nun İngilizler tarafından işgal edilmesiyle gerçekleşmeye başladı. 1917 yılında İngiltere tarafından yayınlanan Balfour Deklarasyonu ile Yahudi devletinin kurulması gerektiği gündeme taşındı. 14 Mayıs 1948 yılında Tel Aviv’de İsrail’in kurulduğu resmen ilan edildi. Karar İngiliz birliklerinin bölgeyi ettiği ertesi gün yürürlüğe girdi.

KİBİR ARAPLARI GECİKTİRDİ

Araplar arasında, 1948 yılında kurulan İsrail’in kuruluşuna verilecek karşılığa önderlik etme yarışı müdahaleyi geciktirdi. Dolayısıyla Filistinliler burunlarının dibinde biten devletin varlığına seyirci kalmakla yetindi. Fakat 1964 yılında Kudüs’te kurulan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Arap devletleri tarafından tanındı. Arap devletlerinin FKÖ’yü tanımasındaki en büyük neden örgütün kendi kontrolleri altında olmasını istemesiydi. Ama Yaser Arafat 1969’da örgütün liderliğini ele geçirdi ve bağımsız bir yapı oluşturdu.

Tarihler 1967’yi gösterdiğinde İsrail’in komşuları ile arasında artan gerginlik 6 Gün Savaşları’na yol açtı. Bu 6 Gün Savaşları’nda Orta Doğu değişti. İsrail, Mısır'dan Gazze ve Sina Yarımadası'nı, Suriye'den de Golan Tepeleri'ni aldı. Ürdün güçlerini de Batı Şeria ile Doğu Kudüs'ten çıkardı. Savaşın ilk gününde Mısır Hava Kuvvetleri daha havalanmadan saf dışı edildi. İsrail’in kontrolündeki topraklar iki katına çıktı. Savaşın sonucunda 500 bin Filistin mülteci haline geldi.

BM 242 sayılı kararı ile İsrail’in savaş ile işgal ettiği topraklardan çekilmesi kararını aldı. Karar ile savaşta toprak kazanımı reddedildi. 1973 yılına gelindiğinde ise 6 Gün Savaşları’ndan kaybettiği toprakları diplomatik yollarla geri alamayan Mısır ve Suriye, İsrail’e karşı Yom Kippur savaşını başlattı. Başlangıçta Sina ve Golan Tepeleri’nde ilerleme kaydedildi. Fakat sonradan bu durum değişti. İsrail askerleri, Golan Tepeleri’ni aşarak Suriye’nin içlerine kadar ilerledi. Mısır cephesinde ise Süveyş Kanalı’nın batı yakasına geçildi. ABD, Sovyetler Birliği ve BM, diplomatik müdahalelerle ateşkes anlaşmasına varılmasını sağladı.

Savaşın hemen ardından dünya ekonomisi Suudi Arabistan’ın başlattığı petrol ambargosunun neden olduğu kriz ile karşı karşıya kaldı. Suudiler İsrail’i destekleyen ülkelere petrol ambargosu başlattı 1974’ün mart ayına kadar ambargoyu devam ettirdiler. 1973 yılında ise BM Güvenlik Konseyi, 338 sayılı kararı aldı. Ve tarafların bir an önce çarpışmaları durdurmasını ve müzakerelere başlamasını istedi.

MISIR İSRAİL İLE NORMALLEŞİYOR

1977 yılında İsrail’e karşı düzenlenen Yom Kippur savaşını başlatan Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat, İsrail ile normalleşme anlaşması imzaladı. 19 Kasım 1977’de İsrail’e uçan Sedat’ın parlamentoda yaptığı konuşma dünya kamuoyu tarafından şaşkınlıkla karşılandı. Mısır ve İsrail 1978 yılında Camp David anlamasını imzaladı, Orta Doğu’da barışın çerçevesi çizildi ve Filistinlilere sınırlı özerklik verildi. Barış anlaşmasının imzalanmasının ardından İsrail, Sina yarımadasını geri Mısır’a verdi. Kahire, topraklarını aldı ama Arap devletleri tarafından boykot edildi. Enver Sedat 1981 yılında suikaste uğradı ve hayatını kaybetti.

İSRAİL’İN LÜBNAN’I İŞGAL ETMESİ

Lübnan sınırına yakın yerleşim birimlerini korumak amacıyla harekete geçen İsrail, ülkenin Güneyine asker soktu. Koruma amacıyla girilen savaşta Savunma Bakanı Ariel Şaron, İsrail ordusunu başkent Beyrut’a kadar götürdü ve FKÖ’yü Lübnan’dan çıkardı. Beyrut’a kadar ilerleyen İsrail ordusu, FKÖ milislerini ülkeden çıkardı ve Filistin mülteci kampları savunmasız kaldı.

Bir asra yaklaşan Filistin-İsrail mücadelesinde ne kanlı katliamlardan biri bu dönemde yaşandı. İsrail ile o dönemde ittifak yapan Hristiyan Falanj milisleri, Sabra ve Şatilla kamplarında yüzlerce Filistinliyi öldürdü. Katliamlar Ariel Şaron hakkındaki “savaş suçlusu” iddialarının kaynağını oluşturuyor. Zira Şaron’un katliamı bildiği halde önlemedi belirtiliyor. Katliamları gören bazı tanıklar yapıkları açıklamalarda İsrail askerlerinin, Hıristiyan milislerin kamplarda neler yapacağından haberdar olduğunu, hatta olanları izlediğini anlatıyor.

1987-93 İLK İNTİFADA VE OSLO GÖRÜŞMELERİ

Gazze Şeridi’nde İsrail işgaline karşı başlayan ilk kitlesel ayaklanma kısa süre içerisinde Batı Şeria’ya yayıldı. Sivil itaatsizlik şeklini alan protestolarda genel grev düzenlendi ve İsrail ürünleri boykot edildi. Uluslararası kamuoyunda ilgi gören en önemli eylem protestocuların ağır silahlarla donatılmış olan İsrail askerlerine taşla karşılık vermesi oldu. İsrail ordusu silahsız sivillerin üzerine ateş açtı ve 1993 yılına kadar binlerce Filistinli hayatını kaybetti.

Oslo Barış görüşmeleri, Filistin-İsrail mücadelesinde dönüm noktası oldu. Washington’da gerçekleştirilen görüşmelerden sonuç alınamayınca İsrail ile FKÖ, 20 Ocak 1993'te Norveç’in Oslo kentinde görüşme gerçekleştirdi. Filistinliler işgal topraklarından aşamalı çekilmeye başlaması karşılığında İsrail devletini tanımayı kabul etti. Görüşmeler sonunda İlkeler Deklarasyo’nu yayınlanırken, belge Washington’da imzalandı. FKÖ lideri olarak Yitzak Rabin ile görüşen Yaser Arafat arasındaki tokalaşma milyonlar tarafından naklen izlendi.

İSRAİL’İN NORMALLEŞME SÜRECİNİ BAŞLATMASI

İsrail’i işgal ettiği topraklardan çıkarmak başarılı olmayınca çevre ülkeler Tel Aviv ile normalleşme yolunu seçti. İsrail ile normalleşme yoluna giden ilk ülke Mısır oldu. Mısır Cumhurbaşkan’ı Enver Sedat 19 Kasım 1977’te İsrail’e gidip, Knesset’te konuşma gerçekleştirmesi dünyayı şaşkına çevirdi. 4 yıl önce Yom Kippur savaşını başlatan Sedat, İsrail’i ilk tanıyan lider oldu.  

Mısır’ın ardından Ürdün de İsrail’i tanıyan ve ilişkilerde normalleşme sürecine giren ikinci ülke oldu. Fakat son dönemde İsrail ile normalleşme sürecine giren ülkelerin sayı giderek artmaya başladı. Normalleşme sürecinde ikinci atılın 26 yıl sonra gelirken, ikinci atılı mı ilk Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) başlattı. BAE’nin yanında Bahreyn de İsrail ile 15 Eylül 2020’de normalleşme anlaşması imzaladı. Ardından bölge ülkeleri sırayla İsrail ile anlaşma yoluna girdi. Sudan 23 Ekim’de ve Fas 10 Aralık 2020’de İsrail ile normalleşme sürecine girdi.

İSRAİL YIKILABİLİR Mİ?

Kurulduğu günden beri bölgesel kaosun, yüz binlerce Filistinlinin mülteci konumuna ve on binlercesinin de hayatını kaybetmesine neden olan İsrail’in yıkıla bilme ihtimali okuyucular tarafından araştırılıyor. Bu noktada İsrail’in yıkıla bilmesi ya da Arap devletleri tarafından işgal edilebilmesinin önünde iki engel var. Birinci ülke içerisindeki istikrar ikincisi ise ABD’nin uzun yıllardır sağladığı güvenlik kalkanı. Söz konusu iki durum yok olduğunda İsrail, Arap devletlerinin işgaline açık konumu gelecek.

Uzun yıllardır İsrail’in güvenliğini ön plana çıkararak dış politikasını buna göre şekillendiren ABD, bu kapsamda Orta Doğu ülkelerini kontrolü altına aldı. İsrail’e tehdit unsuru oluşturan ülkelere baskı uygulanırken, diğer ülkeler de tehdit unsuru oluşturmamaları için pasifize edildi. Dolayısıyla ABD’nin İsrail’e sağladığı güvenlik kalkanını kaldırması bölgede Arap devletlerinin İsrail’e baskı uygulamasının yolunu açacaktır. Fakat bu noktada ABD iç siyasetinde etkili olan ve Orta Doğu politikalarında Washington’ı yönlendirilen Siyonist kanadın kırılması gerekiyor.

ABD iç siyasetinde etkili olan Siyonistlerin Washington üzerinde güç erki kurabilmelerinin en önemli etkenlerinden birisi ekonomik gücü ellerinde tutuyor olmasıdır. Fakat dijitalleşme ile yaşanan dönüşüm, merkeziyetsiz para politikaları ve kripto paralar Siyonizm’in parasal güçlerini sekteye uğratacaktır. Zira paranın merkezini elinde tutan Siyonizm, yakın dönemde bu güç kaybedecek. Dolayısıyla Siyonizm’e ve İsrail’e ekonomik kaygılardan ötürü bağlı olan ABD, bu kaygılarından arınacak.

ABD’nin İsrail’in etkisinden kurtulmasının ardından sağladığı güvenlik kalkanını kaldıracağına kesin gözüyle bakılıyor. Zira Asya-Pasifik odaklı bir görünüme bürünen ABD dış politikası, son on yıldır Orta Doğu’daki askeri misyonlarını sonlandırmayı planlıyor. İsrail’in güvenliğini sağlamadıkça bölgeden ayrılmayan ABD, Siyonist zincirlerini kırdıktan sonra bölgeden çıkması ihtimal dahlinde.

Öte yandan ABD’nin bölgeden çekilmesinin ardından İsrail’de patlak verecek bir iç karışıklık, ülkeyi Arap devletlerine karşı savunmasız hale getirecek. Dolayısıyla İsrail’de barış yanlısı seküler Yahudiler ile aşırı sağcılar arasında patlak verecek bir mücadele Arap devletlerinin atağa geçmesine neden olabilir.

Öte yandan İsrail’de Museviliğin farklı mezhepleri arasındaki çatışmadan da söz etmek doğru olur. Zira Neturei Karta hahamlarına göre Siyonizm ideolojisine karşı çıkıyor. Dolayısıyla hahamlar ile Siyonistler arasında yaşanacak bir çatışma da İsrail’i savunmasız bırakır.

ABD’nin İsrail’e sağladığı güvenlik kalkanını kaldırması ve İsrail’de herhangi bir iç çatışmanın yaşanması ülkeyi Arap devletlerine karşı savunmasız bırakacak. Dolayısıyla İsrail’in yıkılması mümkündür ama yukarıda belirtilen iki unsur gerçekleşmesi gerekiyor.