İsrail ile ilişkiler ve krizler

Türkiye’nin her daim var olan insani duyarlılığı, İsrail ile olan ilişkilerini nasıl etkiliyor? Siyasi ve güvenlik konusunda Türkiye’nin krizler yaşadığı İsrail ile ticari ilişkilerin bilançosu ne düzeyde? Doğu Akdeniz’deki oyun, Türkiye-İsrail işbirliğiyle bozulur mu? İsrail’in bölgede yalnızlaştırılmasının önüne geçmek isteyen ABD, iki ülke arasında arabulucu mu?

Türkiye ve İsrail arasında 1996 yılında imzalanan askeri işbirliği anlaşması terör örgütü PKK ile mücadele eden Türkiye’ye hem istihbarat hem de lojistik açıdan katkı sağladı.

2005 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail ziyareti, hem Filistin-İsrail arasında arabuluculuk çabaları hem de ikili ilişkilerin geliştirilmesi açısından bir dönüm noktası oldu.

Bu süreçte bölge barışı için ciddi adımlar atılırken İsrail, 27 Aralık 2008’de Gazze’ye askeri hareket başlattı. İki bine yakın sivilin öldüğü operasyon için Erdoğan, “İnsanlığa karşı işlenen suç, İsrail devlet terörü uyguladı” değerlendirmesini yaptı.

Davos’ta 2009 yılında düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda “Gazze: Ortadoğu’da Barış Modeli” başlıklı panelde konuşan İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, İsrail’in Gazze saldırısının haklı olduğunu iddiasında bulundu. 

“One minute” diyerek araya giren Erdoğan Peres’e hitaben, “Siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz” dedi ve Davos’u terk etti.

ARKA ARKAYA KRİZLER

İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı Avi Mizrahi, 14 Şubat 2009’daki bir konuşmasında, Filistin’de yapılanlara tepki veren Türkiye’nin geçmişte Ermenileri katlettiğini, Kürtleri katletmeyi sürdürdüğünü ve Kıbrıs’ı işgal ettiğini iddia etti.

Türkiye’nin açık nota verdiği İsrail, Mizrahi’nin haddi aştığını kabul etse de ilerleyen günlerde iki ülke arasında esen soğuk rüzgarlar dinmedi. Aynı yılın ekim ayında Türkiye, kendisinin de içinde bulunduğu ABD, İtalya ve İsrail ile yapılacak “Anadolu Kartalı” hava tatbikatına aradaki sorunlar nedeniyle İsrail’in katılmasına izin vermedi.

İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon, 11 Ocak 2010’da Türkiye’de yayınlanan bir televizyon dizisinde MOSSAD çalışanlarının çocuk kaçakçısı olarak gösterilmesini bahane ederek, Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’u görüşme sırasında kendininkinden alçakta olan bir koltuğa oturttu. Uluslararası alanda büyük tepki çeken uygulama nedeniyle Ayalon daha sonra resmen özür dilese de Türkiye, o sırada yürürlükteki İsrail ile olan 16 güvenlik anlaşmasını dondurdu.

MAVİ MARMARA KATLİAMI 

31 Mayıs 2010’da Gazze’ye insani yardım taşıyan 6 gemiden oluşan sivil toplum kuruluşlarının konvoyuna İsrail, uluslararası sularda baskın düzenledi. Mavi Marmara gemisindeki 9 Türk’ün öldürüldüğü olayın ardından Türkiye, İsrail’i “terörist devlet” ilan etti.

Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’ni de olağanüstü toplantıya çağırarak İsrail’in Mavi Marmara gemisine düzenlediği saldırıyı kınattı ve Gazze’deki ablukanın kaldırılmasını içeren bir bildirgenin yayınlanmasını sağladı. Türkiye’nin bu olaya bir diğer tepkisi ise Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’u geri çekmek oldu.

BM olayı araştırmak üzere bir komisyon oluşturdu. Komisyonun hazırladığı raporda, İsrail’in askeri müdahalesinin “kabul edilemez, ölçüsüz ve mantık dışı” olduğu nitelendirildi. Ancak aynı rapor, İsrail’e Gazze’den gelen tehditler karşısında kendini koruma hakkını tanırken, deniz ablukasını ise meşru bir güvenlik önlemi olarak gösterdi. Türkiye, raporu reddederken bu kriz üzerine İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gabby Levy ülkesine döndü.

Türkiye, ilişkilerin düzelmesi için İsrail’e, “Özür, tazminat, Gazze ambargosunun kaldırılması” şartlarını sundu. İsrail, bu 3 şartı gerçekleştirmeyeceğini, olaydan üzüntü duyduğunu açıkladı. Türkiye ise 3 şart konusunda ısrar etti.

ABD DEVREDE

Mavi Marmara krizinin Türkiye-İsrail ilişkilerinde yarattığı travma ve iç kamuoyundaki yüksek tansiyon, iki ülkeyi uzun süre karşılıklı adım atmaktan alıkoydu.

İkili ilişkilerin bu şekilde bozulması, İsrail ile ABD için endişe vericiydi. ABD Başkanı Barack Obama, Tel Aviv’de 22 Mart 2013’te İsrail Başbakanı Netanyahu ile beraber olduğu sırada Recep Tayyip Erdoğan’ı aradı ve telefonu Netanyahu’ya verdi. Netanyahu, can kayıplarına yol açan her hata nedeniyle Türk halkından özür diledi. Böylelikle Türkiye’nin şart koştuğu 3 maddeden biri yerine getirildi. Netanyahu, operasyonun hatalı olduğunu belirterek İsrail’in sorumluluğunu kabul etti. İsrail, ölenlerin ailelerine tazminat ödeneceği sözünü de verdi.

İki ülke arasındaki ilişkiler 2015’ten sonra normalleşme seyrine girerken, siyasi istişarelerin başlaması 2017 yılını buldu. Bu kez iki polisin öldürülmesini gerekçe gösteren İsrail, Mescidi Aksa’nın önüne metal detektör yerleştirince Türkiye tepkisini dile getirdi.

Bu olayın ardından İsrail, Türkiye’nin karşı olduğu Irak Kürdistan Bölgesi Yönetimi’nin (IKBY) bağımsızlık referandumuna destek verdiğini açıkladı.

Aynı yılın sonunda Obama’nın yerine başkan olan Donald Trump, İsrail’in başkenti olarak Tel Aviv yerine Kudüs’ü tanıma kararı aldığını ve ABD Büyükelçiliği’ni buraya taşıyacağını duyurdu.  Türkiye ise yaptığı açıklamayla İsrail’i işgalci ve terörist olarak ilan etti.

2018 yılında da iki ülke arasında gerilim devam ederken, İsrail’in Gazze’deki gösteriler sırasında 60 kişiyi öldürmesi, siyasi ilişkileri kopma noktasına getirdi. Her iki ülkedeki büyükelçiler ülkelerine dönerken, bu kez temmuz ayında İsrail, ırkçılığın meşrulaştırılması tepkilerine neden olan Yahudi Ulus Devleti Yasası’nı kabul etti.

Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim, 2019 yılına da sıçradı. ABD’nin Golan Tepeleri’ni İsrail toprağı olarak tanıması, Batı Şeria’daki Yahudi yerleşim birimlerini yasadışı olarak görmediklerini açıklaması, Türkiye’nin Suriye’deki Barış Pınarı Harekâtı ve İsrail’in Suriyeli Kürtler’i desteklemesi geçtiğimiz yıla damga vurdu.

TİCARİ İLİŞKİLER 

İki ülke arasında 2008 yılından itibaren gerilen ilişkilere rağmen, ekonomik ilişkiler ise arttı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun geçen yılki verilerine göre, Türkiye ile İsrail arasında imzalanan ve 1 Mayıs 1997 tarihinde yürürlüğe giren Serbest Ticaret Anlaşması hepsini takiben, İsrail ile 2000 yılında 1 Milyar Dolar olan ticaret hacmimiz 2014 yılı 5,8 milyar ABD Doları ile maksimum değerine çıkmıştır. 2017 yılı ihracat fiyatı 3,4 milyar dolar, ithalatımız ise 1,5 milyar dolar olarak gerçekleşmiş dış ticaret hacmimiz ise 4,9 milyar dolar olmuştur.

İsrail’e ihracatta en önemli ürünleri binek otomobilleri, demir çelik ürünleri, izole edilmiş kablo ve teller, mücevherci eşyası ve aksamı, plastik eşyalar, konfeksiyon ürünleri, beyaz eşya, seramik ürünleri ve çimento oluşturdu.

İthalattaki en önemli ürünler ise benzin yağları, propilen polimerler, halkalı hidrokarbonlar, elektrik enerjisi üretim grupları ve etilen polimerlerdir.

Türkiye ile İsrail arasında serbest ticaret anlaşmasına ek olarak; Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması, Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi, Vergi Kaçakçılığının Engellenmesi, Ticari, Ekonomik, Sınai, Teknik ve Bilimsel İşbirliği, Ar-Ge ve Standardizasyon, Uygunluk olduğu ve Metroloji Alanında İşbirliği, Bilimsel ve Teknik İşbirliği, Çevre Kullanımı ve Çevre Korununda İşbirliği, Kültür Alanında İşbirliği, Turizm İşbirliği, Sağlık ve Tıp Alanında İşbirliği Anlaşmaları ve Tarımsal İşbirliği Mutabakat Zaptı mevcuttur.

İsrail pazarında Türkiye için potansiyel arz eden endüstriyel sanayi sektörlerini, ambalaj malzemeleri, beyaz eşya, cam ve seramik inşaat malzemeleri, demir çelik, doğal taşlar, elektrik tesisleri ve kablolar, elektronik, elyaf ve iplik, ev tekstili, halı, hazır giyim, ısıtma soğutma ve havalandırma cihazları, inşaat malzemeleri, kağıt karton ürünleri, kimya sanayi, kumaş, mobilyalar, otomotiv ana ve yan sanayi, sofra ve mutfak eşyaları, temizlik malzemeleri gibi alanlar oluşturuyor.

İsrail pazarında Türkiye için potansiyel tarım alanı içerisinde, bakliyat, bisküvi, bitkisel yağlar, hububat, kuru meyveler, makarnalar, sert kabuklu meyveler, şekerli ve çikolatalı mamuller ile yumurta sektörü bulunuyor.

İki ülke arasındaki ticari ilişkiler geliştikçe, çıkan ihtilafların sayısı da artıyor. Ticaretteki başlıca ihtilaf nedenleri arasında, malın iadesi veya fiyatta indirime gidilmesi gibi hususlar yer alıyor. Ancak bu sorunlar, firmalar arasındaki karşılıklı anlaşmalar ile çözülebilir.

İsrail’den Türkiye’ye gelen turist sayısı 2008 yılında 558 bine ulaşarak en yüksek seviyesini yakalarken 2008 sonrası dönemde iki ülke arasında yaşanan sorunlar sebebiyle İsrailli turist sayısı çok hızlı bir düşüş gösterdi. 2011 yılında İsrail’den gelen turist sayısı 79 bin seviyesine kadar geriledi. Daha sonraki yıllarda iki ülke arasındaki tansiyonun düşmeye başlamasıyla birlikte İsrail’den Türkiye’ye gelen turist sayısında da kademeli olarak artış kaydedilmeye başlandı. İsrail’den Türkiye’ye gelen turist sayısı 2013 yılında 164 bine, 2014 yılında 188 bine ve 2015 yılında da ciddi oranda bir artış göstererek 224 bin 568 seviyesine ulaştı. Artış trendi 2016 yılında da devam etti.

Doğu Akdeniz’e kıyıdaş ülkeler, Mısır, İsrail, Yunanistan, Filistin ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Ürdün ve İtalya, geçen yıl Doğu Akdeniz Gaz Forumu oluşturdu. Bu foruma Türkiye, Suriye ve Lübnan gibi Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler davet edilmedi.

 Rum Kesimi’nin tek taraflı ilan ettiği münhasır ekonomik bölge sınırlarını tanımayarak, Libya’daki meşru hükümet ile deniz yetki alanlarıyla ilgili bir anlaşma imzaladı. Doğu Akdeniz’de sondaj yapan İsrail gemilerinin Türk deniz filosunca bölgeden çıkarılması, İtalyan ENI şirketinin bölgeden ayrılması üzerine, bölgedeki kartlar Türkiye lehine değişti.

Böylelikle Doğu Akdeniz’deki Türkiye’nin saf dışı bırakılmak istenen ittifak, geçerliliğini yitirdi. Bunun üzerine İsrail, Doğu Akdeniz’de çıkardığı doğal gazın Avrupa’ya taşınması konusunda Türkiye ile işbirliğini yapmak zorunda kalacak.

SONUÇ

Ne zaman ki ortak bir tehdit algısı veya çıkar algısı oluşunca, Türkiye ile İsrail birlikte hareket etme kabiliyetini bugüne kadar yürüttü. 1996 yılında imzalanan askeri işbirliği ve serbest ticaret anlaşmaları bunun bir örneğidir.

Bunun arkasındaki sebep, Suriye’deki terör örgütü PKK’nın varlığı ile ABD’nin iki ülkenin ilişkisinden beklediği pozitif etkiydi. Doğu Akdeniz’de son dönemde meydana gelen gelişmeler, iki ülke arasında yeniden bir uzlaşı ortamını sağlayabilir. Çünkü İsrail de çok iyi biliyor ki; bölgede Türkiye’nin kabul etmediği bir anlaşmanın kalıcı olması mümkün değil.

Doğu Akdeniz’de Avrupa Birliği ülkelerinin de dahil olduğu bir oyun oynanıyor ve İsrail ile Türkiye’nin yakınlaşması, buradaki her türlü oyunun bozulması anlamına gelecektir.

Siyasi ve askeri açıdan Türkiye-İsrail ilişkilerine bakıldığında, ABD’nin bölgede bulunmasının en önemli nedenlerinden biri İsrail’in güvenlik sorunu. ABD, Ortadoğu’da İran’ın nüfuz etkisini sona erdirmek, Rusya ve Çin’in etki alanını daraltmak, İsrail’in güvenliği açısından Irak ve Suriye’deki Kürtler’i bir devlet altında toplamak, Filistin’in tanınması karşılığında İsrail’in işgal sınırlarına Gazze’yi de eklemek istiyor.

Türkiye’nin Filistin sorununa sahip çıkması, bu bağlamda iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilere de etken olabiliyor. Ancak, karşılıklı uzlaşı ile siyasi ve güvenlik sorunları noktasında ortak bir paydada buluşulabilir.