İran’nın Libya politikası ve Akdeniz’de var olma çabası

Son dönemde Tarhan yönetiminin Libya merkezli gelişmelere yönelik yaptığı açıklamalar, İran’ın Libya politikası ile birlikte Akdeniz’de de var olma çabasını gündeme getirdi. Tarhan’ın yaptığı ve önümüzdeki günlerde yapmaya devam edeceği Libya açıklamaları ne anlam ifade ediyor? İran Libya’da nasıl bir amaç güdüyor?

Son dönemde Darbeci General Halife Hafter destekçisi uluslararası aktörlerin Libya’ya yönelik yaptığı tüm açıklamalarla birlikte almış olduğu tavır, Libya meselesinin Türk dış politikasındaki ehemmiyetinin artmasına sebebiyet verdi.

Ancak bu süreçte İran büyük ölçüde göz ardı edildi. Oysa İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in 14-15 Haziran 2020 tarihlerinde gerçekleştirdiği Türkiye ziyareti, Libya merkezli açıklamaları nedeniyle dikkatleri üzerine çekmişti. Zira Zarif, Ankara ile Tahran’ın Libya’daki gelişmelere ilişkin ortak bir bakış açısına sahip olduğunu belirterek “Umarız ki uluslararası desteğe sahip meşru hükümet tam olarak sorunları çözme yoluna girer” açıklamasında bulunmuştu.

Zarif’in söz konusu açıklamasının ardından İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Abbas Musevi’de Libya’daki sürece dair değerlendirmelerde bulundu ve Libya’nın toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğini dile getirdi.  Ayrıca İran Dini Rehberi Ayetullah Ali Hamaney’in askeri danışmanı General Hüseyin Dehkan da “Libya’da uluslararası meşrutiyeti tanınan Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni destekliyoruz ve Libya’da siyasi bir çözüm çağrısında bulunuyoruz” ifadelerini kullandı. Söz konusu açıklamalar, İran’ın Libya’ya ilişkin beklenti ve hedeflerinin tartışılmasını gerektiriyor.

İRAN’IN ASIL AMACI NE?

Ankara, Libya’da darbeci yönetimlere karşı meşru demokrasileri savunan bir politika uyguluyor ve Doğu Akdeniz’de kuşatılmışlığını aşmak amacıyla kendi ulusal güvenliğini temin etmeye yönelik proaktif bir strateji yürütüyor. Bu bağlamda Libya’da darbeci Hafter’i destekleyen aktörlerle Doğu Akdeniz’de “Türkiye karşıtı ittifak” inşa etmeye çalışan aktörlerin neredeyse birebir aynı olduğu görülüyor. Bu bağlamda bir değerlendirme yapmak gerekirse Ankara’nın Libya ile Doğu Akdeniz’i birbirinden farklı meseleler olarak ele alması pek mümkün görünmüyor.

Bu husus göz önünde bulundurulduğunda ve Libya merkezli gelişmeler incelendiğinde, Hafter’in başlıca müttefiklerinin İsrail, Mısır, BAE; ayrıca ABD’nin Körfez’deki en önemli ortağı olan Suudi Arabistan olduğu görülüyor. İran’ın Libya politikasındaki konumlanışına da bu ülkelerin Hafter’le olan ittifakı yön veriyor. Kısacası, İran’ın dış politikasını şekillendiren ABD, İsrail ve Suudi Arabistan karşıtlığını, Tahran’ın Libya’daki konumlanışında da görmek mümkün. Zira Tahran, Orta Doğu politikasının genelinde olduğu gibi, Libya’da da mevzubahis aktörlerin karşısında yer alan açıklamalar yapıyor ve böylece ABD ve İsrail karşıtlığı üzerinden kendisine yönelik sempatiyi artırmanın yollarını arıyor.

TARHAN’IN AKDENİZ’DE VAR OLMA ÇABASI

Tahran’ın Libya konusundaki ikilemi ise uluslararası politikadaki en önemli müttefiki olan Moskova’nın Hafter’i desteklemesi. Bu yüzden de İran’ın Libya merkezli gelişmelere müdahil olmak istemesine rağmen Rusya’yı karşısına alacak adımlar atamayacağı öne sürülebilir. Dolayısıyla stratejistlere göre, İran’ın Suriye’deki gibi aktif bir politika uygulayarak Libya’daki sürece doğrudan taraf olması, ya da bir başka deyişle, ilerleyen dönemlerde Libya’da bir vekalet savaşı yürütmesi beklenmiyor.

 Zaten analistlere göre Tahran’ın amacı da Libya denkleminde oyun kuran ya da oyun bozan bir aktör olmak değil. İran’ın hedefi, Akdeniz’deki meselelerde söz söyleme gücü bulunduğunu ortaya koymak. Yani İranlı yetkililerden gelen açıklamalar, İran’ın Akdeniz’e kıyıdaş bir aktör olduğunu kanıtlama çabasıdır. Mevzubahis çaba, Tahran’ın Akdeniz’e ulaşma stratejisinden kaynaklanıyor.

İRAN’IN LİBYA POLİTİKASINI BELİRLEYEN FAKTÖRLER

Diğer taraftan İran’ın Libya politikasını etkileyen iki önemli faktör daha bulunuyor. Bunlardan ilki, Tahran yönetiminin İslam dünyası içinde ayrıcalıklı bir konum elde etme çabası bağlamında Sünni gruplarla yakın ilişkiler kurmak istemesi. Yani İran’ın Libya’da İsrail, Mısır, Suudi Arabistan ve BAE gibi aktörlerin desteklediği Hafter’e karşı çıkarak meşru hükümeti destekleyen açıklamalarda bulunması, İslam dünyasına ilişkin vizyonuyla da uyumlu. Çünkü İran, her ne kadar Şii kimliğiyle özdeşleşmişse de tüm İslam dünyasının manevi lideri ve siyasi kıblesi olmak istiyor.

Öte yandan İran’ın Libya stratejisini etkileyen ikinci faktör ise Tahran’ın Afrika politikası olarak görülüyor. Zira İran, Kuzey Afrika ülkelerini, Orta Doğu’dan Afrika’ya açılan bir kapı olarak görüyor. Uzmanlara göre İran’ın bu hedefleri Tarhan’ın Libya politikasını etkiliyor.

Ancak sonuç olarak İran’ın, Libya’da Hafter’i destekleyen Rusya’yı karşısına doğrudan alabilecek kadar cesur hamleler yapamayacağı, dolayısıyla Tahran’ın Libya merkezli gelişmelere dair yaptığı ve yapacağı açıklamalar, proaktif bir siyasetin habercisi olmaktan ziyade, büyük ölçüde lafta kalacak söylemsel bir duruşu yansıtıyor.