İran’ın Çin ile anlaşması Batı için kötü haber olabilir

Çin ile İran’ın 25 yıllık bir stratejik ortaklığa girdiğini gösteren anlaşma metinlerinin uluslararası kamuoyunda yer bulması batılı güçleri tedirgin etti. ABD’nin İran’a yönelik tüm baskıcı politikaları Pekin ve Tahran arasında imzalanan anlaşma ile boşa çıkmış olabilir. Anlaşma İran’ın elini güçlendirirken, Çin’in de enerji tedarikini güvence altına alıyor. Fakat Batılı ülkeler için tehlike çanları çalıyor.

Geçtiğimiz günlerde medyaya sızan bir belgede, Çin ve İran’ın ticaret, siyaset, kültür ve güvenlik alanında 25 yıllık bir stratejik ortaklığa girdiği öne sürüldü. Çin’in Ortadoğu ülkeleri ile işbirliği anlaşmaları gerçekleştirmesi yeni bir olduğu değil. Ancak son gelişmeyi diğerlerinden ayıran en önemli şey iki ülkenin de küresel ve bölgesel emellerinin olması ve her ikisinin de ABD ile çatışma ilişkilere sahip olmasıdır. Anlaşmanın askeri yönü, tıpkı geçen yıl Hint Okyanusu ve Umman Körfezi’nde yapılan İran-Çin-Rusya ortak deniz tatbikatının Washington’u ürküttüğü gibi ABD’yi de ilgilendiriyor.

Çin’in Doğu Asya ve Afrika’daki artan nüfuzu ABD çıkarlarına meydan okurken, Pekin bu kez İran üzerinden ABD hegemonyasına meydan okuyor. Anlaşma özellikle ikili ilişkilerin ötesine geçtiği için önemlidir. Zira küresel düzeyde olan bir anlaşmadır. Anlaşma ile ambargolardan ötürü ekonomik kriz yaşayan İran, Çin’e gaz ve petrol satışı sağlayarak ekonomisini kurtarabilir. Buna ek olarak İran, Çin'in Basra Körfezi'ndeki ayak izini genişletme yeteneğinden yararlanarak Batı ile gelecekteki olası müzakerelerde Çin ile olan stratejik ilişkilerini pazarlık kozu olarak kullanabilecektir.

2020 ABD başkanlık seçimlerine sadece üç ay kala, yeni İran-Çin stratejik ortaklığının daha yakından incelenmesi Cumhuriyetçi bir zafer olasılığını tehlikeye atabilir. Çünkü Çin-İran stratejik ortaklığı, Trump yönetiminin maksimum baskı stratejisinin başarısız olduğunu kanıtlıyor; İran'ı dizginlemek ve bölgesel davranışlarını değiştirmekle kalmadı, Tahran'ı Pekin'in kollarına itti. Uzun vadede İran'ın Çin'e olan stratejik yakınlığı, Tahran'ın bölgesel ve askeri gücünü artırmak ve Basra Körfezi bölgesindeki ABD gücüne meydan okumak ve zayıflatmak için sözde "Doğuya Bak" politikasını benimsediği anlamına geliyor.

Anlaşma Çin’in enerji güvenliğini garanti altına almasına yardımcı olabilir. Basra Körfezi, Çin'in enerji ihtiyacının yarısından fazlasını karşılıyor. Bu nedenle, Basra Körfezi'nde seyrüsefer özgürlüğünün güvence altına alınması Çin için büyük önem taşımaktadır. ABD'nin yakın bir müttefiki olan Suudi Arabistan, mayıs ayında Çin'in krallıktan yaptığı ithalat günde 2,16 milyon varillik yeni bir rekor kırarak Çin'e ham petrolün ilk tedarikçisi oldu. Bu bağımlılık, Çin'in enerji kaynaklarını çeşitlendirme ve tek bir tedarikçiye bağımlı olmamak gibi genel politikasıyla çelişmektedir. Dolayısıyla Çin’in İran ile anlaşma yapmasının nedeni enerji güvenliğini sağlamaktır.

Çin-İran ilişkileri kaçınılmaz olarak İran ve Çin lehine bölgenin siyasi manzarasını yeniden şekillendirecek ve ABD'nin etkisini daha da zedeleyecektir. Nitekim, anlaşma Çin’in dünyanın en önemli bölgelerinden birinde daha büyük bir rol oynamasına olanak sağlıyor. Stratejik manzara 2003'te ABD'nin Irak'ı işgalinden bu yana değişti. Yeni bölgesel düzende, dini ve mezhepsel bölünmelere dayalı uluslar ötesi kimlikler yayıldı ve güç dinamiklerinin özünü değiştirdi. Bu değişikliklerin yanı sıra ABD askerlerinin geri çekilmesi ve Arap Baharı'nın huzursuzluğu, İran gibi orta güçlerin boşlukları doldurmaları ve bölgesel güçlerini artırmaları için bir fırsat sağladı. Aynı zamanda, Xi Jinping'in 2012'de iktidara gelmesinden bu yana, Çin hükümeti Çin'i bir dünya gücü haline getirmek ve diğer bölgelerde daha aktif bir rol oynamak için daha güçlü bir istek dile getirdi. Bu hırs, Orta Doğu'nun stratejik önemini vurgulayan Kuşak ve Yol Girişimi'ni tanıtırken kendini gösterdi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın 2018'de İran ile nükleer anlaşmadan çekilmesi ve ardından azami baskı politikasının uygulamaya konması, ABD hükümetinin İran'ın bölgedeki artan nüfuzunu durdurmak için son çabası oldu. Bu politika İran ekonomisini çok etkilemesine rağmen, ülkenin iddialı bölgesel ve askeri politikalarını henüz değiştiremedi. Bu nedenle, Çin ve İran arasındaki yeni stratejik işbirliği ABD'nin gücünü daha da zayıflatacak ve Çin'in Orta Doğu'da daha aktif bir rol oynamasının önünü açacaktır.