"IranDisinfo" skandalı ve etkileri

ABD ve İran arasında yaşanan gerilime ilişkin önemli bir detay kamuoyuna yansıdı. Buna göre Amerikan hükümeti İranlı gazeteci ve aktivistleri fişlerken, kara propaganda yürüterek söz konusu kişilerin itibarını zedelemeye çalıştı. Skandalın ortaya çıkması sonrası projeye yönelik desteğin kesileceği ifade edildi ama halen cevaplanmamış çok sayıda soru bulunuyor.

"IranDisinfo" skandalı ve etkileri

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Başkan Donald Trump'ın göreve gelmesinden bu yana İran'a yönelik amansız bir politika yürütüyor. Bu kapsamda İran Devrim Muhafızları Ordusu terör örgütleri listesine alınırken, nükleer anlaşma ile atılan adımlar bertaraf edildi. Aynı zamanda nükleer mütabakat sonucu kaldırılan bir takım yaptırımın yerini daha güçlü ve Tahran'ı kısıtlayan kararlar aldı. Bu doğrultuda İran halkının rejim ve Amerikan yönetimi arasında nefes alamaz bir hale girdiği gözlemleniyor. Karşılıklı söylemler de iki ülke arasındaki tansiyonun yüksek seyretmesine neden olan en önemli etkenlerden. Tüm bunların yanında Mayıs 2019'un sonuna doğru İranlı-Amerikalı ve Avrupa'da yaşayan birçok İranlı gazeteci ve insan hakları aktivistini hedef alan bir proje açığa çıktı. Buna göre sosyal-internet ve medya ağlarında ABD Devlet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı tarafından fonlanan karalama kampanyaları yürütülüyor. Yaşananların devletler arası propaganda savaşlarına örnek olarak gösterilmesine karşın, uygulamayı skandal boyutlara taşıyan detaylar mevcut.

"IranDisinfo" skandalı

"Iran Disinformation Project" olarak anılan ve Türkçe'ye "İran Dezenformasyon Projesi" çevrilen proje kapsamında İran'ı hedef alan propaganda çalışmaları yürütülüyor. İranlı-Amerikalı gazeteci ve yorumcu Negar Mortazavi tarafından ortaya çıkarılan çalışmalarda, İran'daki insan hakları ihlalleri ve anti-demokratik uygulamalar gözler önüne seriliyor. Açık bir şekilde propaganda savaşlarının bir parçası olduğu görülen çalışmaya dair en ilginç ve tepki çeken nokta ise, İran dışında sürgün hayatı yaşayan, insan hakları aktivistleri ve gazetecilerin hedef alınması. Negar Mortazavi, Reza Aslan, Bahman Kalbasi, Siavash Ardalan, Kasra Naji ve Borzou Daragahi gibi İranlı tanınmış isimlerin sık sık İran rejiminin tepkilerine hedef olduğu biliniyor. Aynı zamanda bu proje ile birlikte söz konusu isimler farklı bir açıdan daha hedef gösterilmiş oluyor. Yaşananları daha da ilginç kılan ise, projenin ABD Devlet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı kaynakları ile fonlanması. Söz konusu isimlerin bir kısmının Amerikan vatandaşı olduğu belirtiliyor. Tepki çeken bir başka nokta da, Devlet Bakanlığının adı geçen eylemlere aktardığı paranın büyük bir kısmının Amerikan vatandaşlarının vergi ödemeleriyle bağlantılı olması. Yani İranlı-Amerikalı gazetecilerin aktardığına göre, kendi ödedikleri vergiler kendilerinin itibarını zedelemek için vatandaşları oldukları ülke tarafından sahte hesaplara dağıtıldı.

Projeye destek kesilecek mi?

Skandalın ortaya çıkması sonrası ABD makamları projeye desteğin askıya alınacağını duyurdu. Ancak projeye dair detaylı açıklama yapılmazken, IranDisinfo çalışmalarına aktarılan paranın kesildiğine dair bir bilgi de paylaşılmadı. Bu süreçte projeye destek veren İran muhalefet yetkilileri dikkat çekti. İran rejimi tarafından büyük bir tehdit olarak algılanan isimlerin, Amerikan yönetiminin İran'a yönelik olası askeri müdahaleleri desteklediği de biliniyor. Başkan Trump ve yakınındaki isimlerle doğrudan temas halinde bulunduğu öne sürülen bu kişilerin, Tahran rejiminin de hedefinde bulunan sürgündeki İranlı gazetecelerden neden rahatsız olduğu ise cevap bekleyen en önemli sorulardan biri. Aynı zamanda İran dışında sürgünde bulunan ve çoğunluğunun İran'a giriş yapması durumunda hapis cezasıyla karşı karşıya kalabileceği belirtilen gazeteci ve aktivistlerin neden hedef alındığı merak konusu. Bununla birlikte IranDisinfo projesi yöneticilerinin birçoğu Amerikan veya Avrupalı ülke vatandaşı olan söz konusu gazeteci ve aktivistler ile ailelerinin bilgilerine nasıl eriştiği cevap bekliyor. Bu noktada İranlı gazeteciler durumu "fişleme" olarak nitelendirirken, bu kapsamda vatandaşları oldukları ABD'nin projedeki rolünü sorguluyor.

Projeye büyük tepki

Tüm bunların yanında ABD'li Müslüman Kongre Üyesi İlhan Omar başta olmak üzere, çok sayıda gazeteci ve aktivist duruma sert tepki gösterirken, yaşananlara ilişkin detaylı bir açıklama bekliyor. Skandala ilişkin hala çok fazla cevaplanmamış soru bulunduğunu belirten Omar, projenin arkasında kimlerin olduğu, Amerikan vatandaşlarının vergilerinin devlet tarafından finanse edilen kuruluşlara nasıl aktarılmasının hangi kurallar kapsamında gerçekleştirildiği ve tepki olmasaydı bu projenin akıbetinin ne olacağına dair sorularını dile getirdi.

Yanı sıra İran asıllı Amerikalı yazar ve düşünür Reza Aslan, kendi vatandaşı olduğu devlet tarafından kendi vergileriyle finanse edilen troller tarafından hedef alındığını ifade ederken, Tahran rejimi ile ABD yönetiminin aynı zamanda ironik bir şekilde benzer kişileri hedef almasına tepki gösterdi.

BBC Fars Televizyonu için çalışan İranlı bir başka gazeteci Kasra Naji ise, kendisi ve arkadaşlarının İran rejimi tarafından hedef alındığını, aynı zamanda da bu proje ile hedef alınmasına anlam veremediğini belirterek, karşı karşıya kaldığı tehditler ve şok edici söylemlere tepki gösterdi. Naji, "neden" diye sordu.

The Independent gazetesi danışman editörü, yorumcu ve gazeteci Negar Mortazavi de durumu, "İranlı-Amerikalı gazeteciler olarak hem İran rejimi hem de ABD makamları tarafından finanse edilen aktörler tarafından hedef alındık, taciz edildik, karalandık. Bu kabul edilemez." ifadeleriyle kınadı.

Dünya geneli için düşündürücü bir eylem

Öte yandan skandalın ortaya çıkması sonucu duruma tepki gösteren uzmanlar, muhalif İranlıları dahi hedef alan çalışmaların benzerinin farklı ülke vatandaşları için yaşanmayacağının garantisi olmadığına dikkat çekti. Bu kapsamda benzer eylemlerin dünyanın farklı ülkelerini hedef alabileceği vurgulanıyor. Aynı zamanda IranDisinfo skandalı ile ABD yönetiminin kendi ile aynı fikirde olmayan hükümetlere karşı kabul edilemez propaganda çalışmalarına girişebileceğinin kanıtlandığı belirtiliyor. Yaşananlar ışığında son dönemde yaşanan F-35 ve S-400 krizleri akıllara gelirken, benzer uygulamaların Türk medya mensuplarını da hedef alabileceği uyarısında bulunuluyor. Bu kapsamda sosyal medya ağlarındaki bilgi ve verilerin, bu verilerin kimler tarafından ve nasıl servis edildiğinin dikkatle incelenmesi gerektiği aşikar.