ABD - İran cephesinde savaş Irak'a kaydı

2019'un son günü Bağdat'ta düzenlenen saldırının ardından İran'ın en önemli isimlerinden Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin yankıları sürüyor. Bir yandan bölgede ABD ile sürekli olarak karşı karşıya gelen, ambargo nedeniyle Covid-19 sürecinde zor günler geçiren, ekonomik darboğaz ile mücadele eden İran, bir yandan da Irak ve Suriye'de etkinliğini sürdürebilmenin yollarını arıyor. ABD Başkanı Trump'ın da aralarında bulunduğu 30 kişi için Interpol'e başvuran İran'ın bir sonraki adımı ne olacak?

Geniş bir coğrafya, köklü bir kültür ve güçlü bir devlet anlayışı üzerine kurulan İran, jeopolitik konumuyla da Asya - Ortadoğu bağlantısı kurmak isteyen egemen güçlerin tarih boyunca hedefinde yer almıştır.

Üretim, tarım ve petrol halkın göreli olarak bugüne kadar belirli bir refah seviyesinde yaşamasını sağlamış, İran’a yönelik baskı, yaptırım ve devrimler ABD ile Avrupalı devletlerin hâkimiyet mücadelesinin sonucu olarak tezahür etmiştir.

Kara ordusu olarak binlerce yıllık bir tecrübeye sahip olan İran, 70’li yıllardan bu yana yürüttüğü nükleer çalışmaları ile de; I. ve II. Dünya Savaşı’nda yaşadığı Rus işgalleri, Başbakan Musaddık’ın 1953’te “Ajax Operasyonu”nun ardından İngiltere ve ABD tarafından devrilmesi, 1979 yılında ülkenin yönetim biçimini kökten değiştiren İran İslam Devrimi ve 1991 yılında milyonlarca insanın ölümüne neden olan Körfez Savaşı’nın ardından; kendisine üç temel savunma mekanizması belirlemiştir.

Bunlarda birincisi, ülkenin dışa bağımlılığını engellemek ve kendine yeten bir ülke haline gelmek üst başlığını taşırken, ikincisi İran’ın caydırıcılık kapasitesini artırmak olmuştur. Üçüncü ve son madde ise ABD’nin 2003 yılında bölgeye girmesi ile değişen stratejik adımlara uygun olarak Avrasya’da ve Ortadoğu’da etkili, vazgeçilmez bir güç haline getirmektir.

ABD ve Batı’nın İran üzerindeki yaptırım gücünü nükleer ambargolarına rağmen minimum seviyeye indirmeye çalışan Tahran yönetimi dış politikaya önem vermiş, Pragmatizm ve konjonktürden faydalanmak üzere bir anlayış benimsemişlerdir.

İRAN’IN IRAK POLİTİKASI

Bu anlamda İran ilk olarak Irak’ta sahneye çıkmış, Şii nüfus üzerinden Irak’ta varlık göstererek ABD’nin bölgedeki planlarına karşılık ülkenin yönetiminde de söz sahibi olmayı başarmıştır. Irak savaşı başlamadan önce irrasyonel de olsa ABD ile yakın temaslar kuran, Reagan’ın başkanlık koltuğuna mal olacak adımları atmaktan çekinmeyen İran, Irak’ta halkın arasında etkinliğini artırmak için kullandığı Şii söylemlere karşın pratikte yüzünü hiçbir zaman tamamen Ortadoğu’ya dönmemiştir.

2003 yılında Irak’ta Baas rejiminin yıkılmasının ardından ülke içerisindeki etkinliğini artırmak için kendisine Şii liderler aracılığıyla daha etkin bir yol bulan İran, bölgede kendi çıkarları söz konusu olduğunda ABD ile masaya oturmaktan da çekinmemiştir.

İran’ın Irak üzerinde yürüttüğü dış politikası, birinci olarak Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması, ikinci olarak da muhafaza edilmesi üzerine kurulmuş gibi görünse de, İran ülkenin iç işlerine müdahale etmek için bu politika çerçevesinde kararlar almaktadır.

KASIM SÜLEYMANİ’NİN ÖNEMİ

İran’da rejim değişikliğinin ardından en radikal siyasi kopuş ABD ile ilişkilerde meydana gelmiş, İran’ın bu süreçte ABD karşıtı söylemleri ve politikaları ile Sünni Müslümanlar nezdinde itibar görmesi ABD tarafından hoş karşılanmamıştır.

Ülkenin hem Şii nüfus hem de Sünniler üzerinde etkili olması, Irak politikasının uygulanması, dış politikada bölgenin hâkimiyetine yönelik kararlar alınması ve gerekli istihbaratın sağlanması, Suriye’de ABD yapılanmasını kırmak için Rusya ile ortak operasyonların yürütülmesi, yani kısaca İran’ın komşu ülkelere yönelik her kararın alınmasını sağlayan alt yapıda ve uygulanmasında bizzat öne çıkan isim; İran Devrim Muhafızları komutanlarından
Kasım Süleymani olmuştur. Süleymani bölgede İran’ın politikalarının uygulanmasına bizzat başkanlık ederken, Irak’ta yönetimin tamamen ABD’ye geçmesi de engellenmeye çalışılmaktadır. Tahran ile Lübnan, Suriye ve Irak’ta bulunan Haşdi Şabi gruplar arasında kurduğu bağlantı nedeniyle kilit bir isim olduğu bilinen Kasım Süleymani aynı zamanda İran Dini Lideri Hamaney’e yakınlığıyla da biliniyordu.

Bu nedenle hem Süleymani’nin faaliyetleri hem de İran’ın Şii politikası çerçevesinde ülkenin yönetiminde etkili olmasının önü, 2019’un son gününde ABD tarafından Bağdat Havaalanında düzenlediği roketli saldırıda Kasım Süleymani ile birlikte Haşdi Şabi’nin (Halk Seferberlik Güçleri) önde gelen bazı yetkililerini öldürülmesi ile kesilmiştir.

2019 yılının başlarında İran Devrim Muhafızlarının ‘teörist’ ilan edilmesinin ardından gelen suikast ABD’nin Irak’taki varlığını hissettirmek olarak yorumlansa da, Washington tarafından Bağdat’ta ABD üslerine düzenlenen Haşdi Şabi saldırılarının sonucu olarak gösterildi.

Bu suikastin ardından gözler Amerikan New York Times (NYT) gazetesinde yayınlanan İran istihabaratının gizli yazışmalarının yer aldığı belgelerle birlikte ABD’nin bölgedeki politikasına çevrildi.

Bölgeden kontrollü çekilme kararı alan ABD, ikinci hamle olarak da nisan ayında Mustafa Kazımi’nin kabineyi kurması ile attı.

Bölgenin aksine, İran’ın Irak içerisindeki etkinliğini azaltmak amacıyla yürüttüğü politikada geri adım atmayan ABD, kısa sürede istediğini elde etti.

Geçtiğimiz hafta ABD Büyükelçiliğine füze saldırısı ve benzeri saldırılar planlayan Irak Hizbullahı’ndan isimler, Haşdi Şabi içerisinde bulunan İrancı gruplara Başbakan Kazımi’nin onayı ve ABD – Irak özel birlikleri iş birliği ile düzenlenen geniş operasyonda, içerisinde Kasım Süleymani’ye yakın olduğu da bilinen 13 üst düzey isim gözaltına alındı.

İran medyası operasyona geniş yer verirken, Kazımi’yi de ‘ABD’nin adamı’ olarak isimlendirmekten çekinmezken, operasyon dünya kamuoyunda Başbakan Kazımi’nin Haşdi Şabi’nin önceden olduğu kadar rahat hareket etmesine izin verilmeyeceği şeklinde yorumlandı.

TAHRAN ZOR DURUMDA

Halkın petrol politikasını protestolarının ardından ülkede yayılan yeni tip koronavirüs (Covid-19) ile mücadele etmeye çalışan İran, ABD’ye ilaç ambargosunu kaldırması çağrısı yapmıştı. 2018 yılından bu yana nükleer krizi, ekonomik ambargo ve son olarak da Covid-19 ile mücadele eden İran’da Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, ülkesinin zor günler geçirdiğini itiraf ederken, kritik bir hamle de beraberinde geldi.

DONALD TRUMP HAKKINDA TUTUKLAMA KARARI

Tahran yönetimi, Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ve İran’a yönelik saldırılar gerekçesi ile aralarında ABD Başkanı Donald Trump’ın da bulunduğu birçok kişi hakkında tutuklama kararı çıkardı.

Hürriyet’te yer alan habere göre, Tahran başsavcısı Ali Alqasimehr, İran devlet televizyonu IRNA kanalına yaptığı açıklamada Trump ve 30 kişinin daha 3 Ocak’ta gerçekleşen ve General Kasım Süleymani’nin ölümüyle sonuçlanan saldırıdan sorumlu olduğunu ve cinayet ve terörizm suçlarından tutuklanmaları gerektiğini söyledi. Başsavcı diğer isimleri açıklamazken ABD seçimlerinden sonra Trump’ın başkanlığı sona erse bile bu tutuklamanın peşinden gideceklerini söyledi.

‘Cinayet ve terör’ suçlamalarıyla ABD Başkanı Donald Trump hakkında tutuklama kararı çıkaran İran, "Uluslararası Polis Komisyonu" INTERPOL’e başvurdu. Yetkililer, ABD Başkanı’nın tutuklanmasının söz konusu olmadığını vurgulasa da iki ülke arasında nükleer anlaşma krizinin ardından başlayan ve Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ile tırmanan gerginliğinin zirveye çıkmasını bekliyor.

ABD BAŞKANI TUTUKLANABİLİR Mİ?

Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nın 2. maddesinin 4. bölümüne göre, ABD Başkanının tutuklanması için; Rüşvet, Vatana İhanet ve Yüksek Suç ve Kabahatler iddiaları ile geçirdiği soruşturmanın ardından önce azledilmesi ardından da hakkında mahkeme tarafından yasal işlemin başlatılarak yargılanması gerekiyor.