İran Süleymani'yi ABD'ye kurban mı etti?

Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından İran - ABD cephesindeki muhtemel tüm senaryolar, uzmanlar tarafından tartışılmaya devam ediyor. Dünyada ve özellikle Türkiye'de, yeni bir siyasi dalganın ayak sesleri varlığını hissettirirken, hâlihazırda İran'da yaşamını sürdüren gençlere, ülkede yaşananları ve halkın olaylara yorumlarını sorduk...

İran Süleymani'yi ABD'ye kurban mı etti?

Kasım Süleymani ve üst düzey komutanlara ABD tarafından düzenlenen operasyonun yankıları tüm dünyada sürüyor. ABD, uzlaşma yanlısı ve rahat bir politika ile düzenlenen operasyonun gerekliliğini başta kendi vatandaşları olmak üzere dünyaya aktarırken, İran cephesinde intikam yeminleri art arda geldi. Dünya kamuoyu tarafından en önemli siyasi gelişmeler arasında sayılan ABD operasyonunun ardından, İran'da yaşananları ve İran halkının rejime karşı tavrını, çeşitli kaygıları nedeniyle isimlerinin açıklanmasını istemeyen bir grup gençten dinledik...

 İran halkı Süleymani’nin ölümünü nasıl karşıladı?

Ben İran’da hiçbir partiye, siyasi görüşe ya da ‘taraf’a dâhil olmamış birisi olarak olayları yorumluyorum. Her şeyi dışarıdan gözlemleyen birisi olarak şunu çok net söyleyebilirim ki, gördüklerimiz ile İran’da yaşananlar farklı. İran’ın toplumsal dinamiklerini bilmeden dışarıdan bakan kişiler tam olarak içerideki durumu yorumlayamayabilir. İran’da iki farklı grup vardır. Birisi tamamen rejim taraftarları diğeri ise muhalifler. Rejimin kendisi de bu durumu kabul etmiştir. Muhaliflerin tek umudu ise, yapılacak bir reform ile rejimin değişmesidir.

Ayetullah Hamaney; ülkede tam bir diktatördür. Tüm kararları birinci adam olarak o verir. Hatta bunun yalnızca İran ile sınırlı olmadığını, Suriye, Lübnan ve Yemen’de de kararları Hamaney’in verdiğini söyleyebiliriz. Buranın İran’ın ilçesi gibi görülebilir. Süleymani, Hamaney’in bir kolu olarak memleketin ikinci adamıydı, bu doğru. Dışarıda Hamaney’in emirlerini yerine getiren en önemli isimdi.

Fakat İran içerisinde baktığımızda, basını ve sosyal medyayı takip ettiğimizde Süleymani’nin ölümünü kutlayan bölgeler olduğunu görebiliriz. Bir grup insanın ise içten içe bu ölüme sevinmiş olmasına rağmen Süleymani’nin cenazesinde yapılan ‘şov’a katılmak zorunda kaldı. Devlet, Süleymani’nin naaşını şehir şehir gezdirirken lise öğrencilerini, devlet memurlarını bu törene katılmak için zorladı. Küçük diyebileceğimiz bir grup da kendi rızası ile bu cenaze törenine katıldı. Bunu İran nüfusuna oranlayacak olursak; en az yüzde 70’in Süleymani’yi bir ‘katil’ olarak gördüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz.

İran halkı, Süleymani’nin dış politikada ne yaptığı ile ilgilenmiyor. Ülkemizde yaşanan son ayaklanmada internet 15 gün devlet tarafından yasaklandı. İnternetin yeniden kullanılmaya başlanmasının ardından görüldü ki, ülkenin güneyinde bulunan Mahşer şehrinde en az 150 olmak üzere olayların tamamında 1500’e yakın kişiyi katlettiler. Halk, bu ölümlerin müsebbibi olarak Hamaney’i görüyor ve onun askeri kumandanı Süleymani de burada elbette etkili.

Sizce, Ayetullah, Cevad Zarif gibi siyasi isimlerin Süleymani’ye karşı duruşu nasıl yorumlanabilir?

Saydığınız isimler ‘reformist’ olarak adlandırılan siyasiler. Reformistler, 1997’de Ayetullah Hatemi öncülüğünde kuruldu. Baskı rejimine karşı reform yapacakları iddiası ile halka verdiği sözler ile devletin başına gelen Hatemi, hiçbir vaadini yerine getiremedi. Sekiz yıllık dönemini tamamlarken Tahran Üniversitesi’nde katıldığı bir söyleşide, “İran’da Cumhurbaşkanı görevini baskılardan dolayı yapamaz. Kararları veren bir üst akıl var.” dedi ve ‘reform’ orada bitti!

Bu konuşmanın ardından 2007 yılında Ahmedinejad’a karşı reformistler yeniden atak yapmak istedi ama millet baskıya rağmen oy hakkını kullandı. Burada, oylarda yapılan oynamalarla ‘üst akıl’ın istediği Ahmedinejad yeniden seçildi.

İran halkı Süleymani’yi seviyor muydu?

Bunu şu anda net bir şekilde söylemek mümkün değil ama şunu söyleyebiliriz ki İran halkında maalesef Stokholm Sendromu var.

STOKHOLM SENDROMU:

Rehinenin, kendisini rehin alan kişi ile muhtemel diyalog sürecinde meydana gelen duygusal, sempati ve empati durumunu özetleyen psikolojik sendrom.

İran içerisinde paradokslar, bizim net bir sonuca varmamızı önlüyor. Kendisini hiçbir zaman İran askeri olarak görmeyen, kendisini sürekli olarak ‘İmam Hüseyin’in eli’ olarak tanımlamamasına rağmen bugün milliyetçilerin Süleymani’nin ardından yas tutması, tam bir paradokstur.

Sevenler ve nefret edenler arasındaki karasızlar burada en önemli kitleyi oluşturuyor ve bu paradoksa neden oluyor diyebiliriz.

ABD, Süleymani karşıtları ve kararsızlar üzerine yeni bir politika geliştirse sizce rejim değişikliği olur mu?

Tabii ki olur. Şu an İran’ın problemi sosyal ya da siyasal özgürlük değil, ekonomi. Petrolü, doğalgazı ve insan kaynağı bulunan İran’da ‘orta sınıf’ bulunmaması, öğretmen, memur gibi orta sınıfı oluşturan kişilerin açlık sınırının altında ücretlerle çalışması İran içerisindeki dalgalanmaları da tetikliyor. İran’da enflasyon oranı da oldukça yüksek. Şu an ülkede petrol fiyatları üç katı kadar arttı, doğal olarak her şeyin fiyatı üç katı kadar arttı diyebiliriz.

İran halkı rejime karşı bir hareketlenme başlatan kişi ya da kurumlara destek verir mi?

İran, genç nüfusun yoğun olduğu bir ülke ve gençler bir lider, rehber istemiyorlar. Çünkü 1979 Devrimi’nde bir lider, rehber geldi ama sonuçta diktatör oldu. Beklediklerini bulamadıkları için bir lider ismi duyduklarında korku yaşıyorlar. Aynı sürecin yeniden yaşanmasını istemiyorlar. Bu nedenle, İran halkı lider değil demokrasi istiyor. Demokratik yollarla seçim yapılması fikrini savunuyor.

 ABD, İran’ın ikinci ismini, üstelik büyük gizlilik içerisinde faaliyetlerini uzun yıllar devam ettiren Süleymani’yi nasıl öldürdü? İran siyasetinden Süleymani’nin öldürülmesinde dahli olanlar var mıdır?

Buna dair iki görüş var. İlk görüşe göre, Süleymani’nin öldürülmesi ABD ve İran arasında yapılan bir planın sonucudur. Yıllardır dış politikanın en etkili isimlerinden birisinin öldürülmesi, basit bir operasyon değildir. Önümüzdeki aylarda iki ülkenin masaya oturabilmesi için Süleymani’nin ‘kurban’ edildiği savunuluyor. Burada ABD’nin ne vaat ettiği önemli tabi. İkinci görüş de casuslar. İran’ın içerisinde bakanlardan tutun da devrim yapma yetkisine sahip kişilerin arasında rejime muhalif casuslar olduğu. Şu an İran’ın bölgedeki durumu ABD’nin silah satışlarını kolaylaştıran bir faktör. Bu nedenle mevcut rejimin tam anlamıyla lağvedilmesi önemli değil ABD için. Rusya – ABD – İsrail gibi devletler bölgedeki ekonomik çıkarları için İran’ı önemli bir faktör olarak görüyor. Irak savaşına iki buçuk trilyon dolar harcayan ABD sizce Süleymani’nin bölgede bu kadar etkin olmasına hatta Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın kim olacağına karar vermesine izin verir mi? 1986’lı yıllarda ABD’de patlak veren İran-gate skandalından da biliyoruz ki, ABD çıkarları doğrultusunda İran ile gizli ya da açıktan işbirliği içerisinde olmuştur.