ABD’nin Orta Doğu’daki başarısızlığı

Saddam Hüseyin'in rejimini devirme hedefi sadece değerli görünüyordu ama aslında gelişen olaylar çok görkemliydi.

Yirminci yüzyılın büyük İspanyol filozofu Jose Ortega y Gasset'e göre, "İnsanın gerçek hazinesi, binlerce yıl boyunca taştan taşa yığılmış hatalarının hazinesidir." Ortega şöyle devam ediyor; bizi maymunlardan ayıran şey, tüm yakıcı karmaşıklığına rağmen geçmişi hatırlamaktır. Bu mantığa göre, on yedi yıl önce bu ay başlayan Irak Savaşı, bilginin taç mücevherleri arasında ve Amerikan dış politika çemberinin içinde yer almalıdır.

IRAK SAVAŞI'NA OLAN DESTEĞİMDEN NE GİBİ DERSLER ALDIM?

Saddam Hüseyin

 

Her şeyin her zaman daha kötü olabileceğini fark et. 1980’li yıllarda Irak'ın dört bir yanından birkaç defa rapor verdim ve sonucunda pasaportuma Iraklı yetkililer tarafından on gün boyunca el konuldu. Saddam Hüseyin rejiminden daha korkutucu bir rejim düşünemiyorum. Öyle ki, ülke büyük bir esir kampından başka bir şey değildi, Hafız Esad'ın Suriye'sinden daha kanlı ve baskıcıydı. Duygusal olarak, hikayeme çok yaklaşmıştım. Ancak ABD'nin askeri işgali sırasında Irak'tan bildirdiğimde, Orta Çağ Pers filozofu Ebu Hamid el Gazali'nin açıkladığı gibi anarşinin zorbalıktan daha kötü olduğunu ve bu nedenle 2000'lerin Irak'ının Saddam döneminde olduğundan daha korkunç olduğunu ilk elden deneyimledim.

Bundan sonra, ne kadar baskıcı olursa olsun, düzeni hafife almayın. Kişinin yeni ve daha iyi bir rejim yerleştirmek için kapsamlı bir planı yoksa, var olan rejimle Tanrı rolüne bürünmeyin. İnsanlığın bu durumunun sarsılmaz tercümanı Albert Camus'un gözlemlediği gibi, isyancı ahlaki açıdan, devirmek istediği sistemin yerine daha iyi bir sistem hazırlamış olmalı, yoksa isyanı ahlaki açıdan lekelenmiştir. Dolayısıyla düzen özgürlüğün önüne geçmelidir çünkü merkezi bir otorite olmadan hiç kimse için özgürlük olmaz.

Albert Camus, Fransız yazar ve filozof.

 

Zemin seviyesindeki bilgi büyük resim analizine göre daha üstündür. Irak'ta başarısız olduk çünkü yüksek politika yapıcılar, gazetecilerin bu yer hakkında bildikleri şeyleri bilmiyorlardı. Irak’ı 1980’li yıllarda yakından biliyordum ama Irak’ı özellikle İran’ın yıkımına karşı savunmasız hale getiren, mezhepsel bölünmelerin derinleşmesini ve 1990’lı yıllarda Irak toplumunun yaptırımlar rejimi altında dramatik bir şekilde zayıflamasını yaşamadım.

Parçalı bilgi, bir yerde neyin yapılıp neyin yapılamayacağı konusunda tevazuya, tevazu da en kötüyü varsaymaya yol açmalıdır. Sahada gerçekleştirilen ilk elden gözlem, uzaktan illüzyon ve formüle edici muhakemeye karşı zafer kazanır. Fakat başarılı bir müdahalenin gerçekleşmesi için de olguların en kötüye yorumlanması gerekir.

Tevazuyu fazla abartma. Yaygın bir hata önceki hataları telafi etmektir. Birinci Dünya Savaşı'nın çöküşüne karşı suçluluk, İngiliz yönetici sınıfının başka bir anlamsız dünya savaşı korkusundan ötürü Nazi Almanya’sını yatıştırma çalışmasına neden olan başlıca psikolojik içerikti. Bu her zaman bir denge meselesi ola gelmiştir. Savaşa karşı toplumsal desteğin kazanılması açısından tekrarlanan ahlaki müdahale çağrılarının sürdürülemez olduğu gibi krizlerin sürekli ve kolayca herhangi bir yerden diğer bir noktaya sıçradığı, klostrofobik ve birbirine bağlı bir dünyada neo-izolasyon daha fazla sürdürülemez. Koronavirüs sadece bir örnektir. Dünyada tuzağa düştük ve etrafından dolaşma imkânımız da yok.

Toplam savaşın kısası, ordunun rolünü fazla vurgulamayın. Irak savaşı orta ölçekli bir savaştı, tam bir savaş değildi. Önünde bir ordu ve alışveriş merkezinde bir nüfusun bulunduğu sınırlı yollarla savaşan orta büyüklükteki savaşlar, kitlesel demokrasilerin kötü ele aldığı türlerdendir. Orta ölçekli savaşlar özellikle diplomasi, istihbarat operasyonları ve kurtarılmış alanlarda sivil işler için önemli, büyük ölçekli bir rol ile, incelik gerektirir. Irak'tan öğrendiğimize göre, Çin'le olan çatışmamızı aşırı askerileştirme konusunda dikkatli olmalıyız. Böyle bir hareket zaman içinde hem ABD hem de Avrupa'daki liberal kuruluşları yabancılaştırabilir.

Bir sonraki haber döngüsünün ötesine bakın. Irak'ı işgal etme kararı aylar süren bir karar olmasına rağmen, katalizörü 11 Eylül'ün hemen sonrasında meydana geldi, birkaç hafta boyunca hem halk hem de elitler birleşti ve pratikte kan aramaya başladı. Politika yapıcılar bu tür bir birlik duygusunun ve coşkunun uzun sürmeyeceğini yeterince dikkate almayıp, farklı bir bakış açısıyla yorumla ihtiyacı da hissetmediler.

Dış politika ihtiyaçlar hiyerarşisidir. Bu da çıkar hesaplamalarının değerlerden önce geldiği bir sistemdir. Ve bu çıkarları düzgün hesaplanırsa, değerleri onların ardından takip etmelidir. Bosna ve Kosova gibi insani müdahaleler Soğuk Savaş sona erdikten sonra, 11 Eylül’den ve Çin Donanmasının yükselişinden önce gerçekleştirildi. Bu tür aralar nadirdir.

Dış politika kararlarını uzun vadeli tarihsel düşünceye tabi tutmak konusunda dikkatli olun, çünkü riskler ve maliyetler şu anda uygulanabilir olan şeyler açısından ölçülmelidir. Irak Savaşı'nı destekleyen tanıdığım insanlar gerçekten daha insancıl ve liberal bir Orta Doğu istiyordu. Ve Saddam sadece bir diktatör değil, kana bulanmış bir totaliterdi. Gol çok değerli görünüyordu. Aslında görkemliydi.

Robert D. Kaplan, Avrasya Grubu genel müdürü ve "The Good American: The Epic Life of Bob Gersony" kitabının yazarı.

***National Interest’ten intell4 tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir.