İnsanlık tarihini en çok etkileyen hastalıklar

Tarih boyunca dünyada savaşlar çok can aldı fakat savaşlar dışında insanlar, salgın hastalıklarla da ciddi mücadeleler verdi. Savaş kadar yıkıcı olan bu hastalıklar, toplumlarda büyük kayıplara neden oldu. Tarihsel süreç içerisinde kimi yavaş yavaş kimi ise hızla kitlesel ölümlere yol açan bu salgın hastalıklar, yalnızca içinde bulunduğu toplumu değil tüm insanlığı tehdit etme noktasına geldi.

İnsanlık tarihini en çok etkileyen hastalıklar

Bulaşıcı hastalıklar, bazen de savaş tekniği olarak düşman ülkeyi zayıflatmak  için kullanılırdı. Bazı toplumlarda ise tedavisi olmayan hastalıklara yakalanan kişilere dış görünüşleri sebebiyle “cadı” denilerek cadı avcılığına başlayan kişiler ortaya çıkmıştı. İşte tarihte toplumları etkilemiş kitlesel hastalıklar:

İnce hastalık, Verem

Günümüzde hala tek mikrobun yaptığı en çok öldüren bulaşıcı hastalık olan verem, tarih boyunca en çok can hastalık oldu. Batıda “Beyaz Ölüm”, “Ölümün Kaptanı” olarak adlandırılan verem, Türk insanın dilinde “İnce Hastalık” şeklinde tanımlanmıştır. Vereme neden olan “Mycobacterium tuberculosis” basili suda, çayırda, petrol yataklarında doğada her yerde bulunabiliyor. Kökeninin 300 milyon yıl önceye dayandığı düşünülen verem virüsü, aylarca, yıllarca vücutta hastalık yapmadan durabiliyor. İnsanlara bulaşıp salgın hastalığa dönüşmesi, büyükbaş hayvanların evcilleştirilmesiyle başladı. Çayırlarda otlatılan sığırların etinden ve sütünden faydalanmaya başlayan insanlar, ilk kez veremle tanıştılar. Kuzey Afrika’da ortaya çıktığı kabul edilen hastalık, toplumların hayvanlarıyla beraber göç etmesiyle Nil Vadisi’ne, Avrupa’ya taşındı. Orta Çağda vereme, günah işleyen insanlara Tanrının gönderdiği bir ceza olarak bakılıyordu. Hastalığa neden olan şeytanın insanın içinden çıkarılması için hastayı kusturmak, terletmek, kanını akıtmak ve bağırsaklarını temizlemek gerektiğine inanılıyordu.

Mycobacterium Tuberculosis’in verem hastalığının sebebi olduğunu 1843-1910 yıllarında yaşamış olan Dr.Robert Koch keşfetmiştir. Tüberküloz  basilinin bulunduğu 24 Mart 1882 tarihi, Dünya Sağlık Örgütü tarafından (WHO) Dünya Tüberküloz Günü ilan edilmiştir. Koch, bu çalışmasıyla 1905’te Nobel ödülüne layık görüldü. Virüsün tespit edilmesinin ardından hastalığın tedavi edilmesi için araştırmalara başlandı.

Verem, Osmanlı’da da pek çok hanedan üyesinin ölümüne sebep olmuştur. 2. Mahmut’un akciğer tüberkülozundan öldüğü kesindir. Ona annelik eden Nakşidil Hanım da aynı sebepten ölmüştür. 17 yaşında tahta geçen Abdülmecit'in hareminde bulunan 18 kadının yarısından fazlasında tüberküloz vardır. Osmanlı' da uzun zaman Tanzimat Devrinde sadrazamlık yapan Ali Paşa da tüberkülozdan ölmüştür.

50’li yıllara gelindiğinde verem artık büyük ölçüde tedavi edilebiliyordu. 60’lı yıllarda tüberküloz artık kesin olarak tedavi edilebilir bir hastalıktı, hastalar ayakta tedavi olabiliyordu. Veremin tüm dünyada görülme oranı azaldı özellikle gelişmiş ülkelerde tamamen kontrol altına alındı.

Dengesiz ve sağlıksız beslenme, ağır ve stresli yaşam koşulları, fazla alkol ve sigara kullanımı, madde bağımlılığı gibi nedenler veremi tetikleyebiliyor.

Kara ölüm Veba

Antik çağlardan itibaren tanınan veba, Orta Çağ'da 1347-1353 arasında, Avrupa nüfusunun üçte birinin kaybedilmesine neden olmuştur. Bulaşıcı ve öldürücü bir hastalık olan vebanın ilk önceleri farelerden bulaştığı düşüncesi yaygındı ancak gerçekte bakteriyi yayan bir tür piredir ve fareler de bu hastalığı pirelerden alırlar. Tarihte veba salgınlarından önce şehirlerde büyük miktarda fare ölümlerinin meydana geldiği görülmüş, ölü farelerle temas eden insanların, pire ısırması nedeniyle bu hastalığa maruz kaldıkları tespit edilmiştir. Çin ve Orta Asya’da başlayan veba, Çin’den Avrupa’ya satılan kürklerdeki pireler yoluyla tüm dünyaya yayılmıştır. Ticaret sırasında gemide bulunan fare ve pirelerin de hastalığı yaydığı düşüncesi de bulunmaktadır. Hastalığın Avrupa’nın içlerine kadar bulaşması, insanlık dışı bir savaş stratejisiyle olmuştur. Kıpçak reisi Canıbek, Ceneviz limanını kuşattığı sırada kendi vebalı adamlarını mancınıkla burçların diğer tarafına fırlatarak hastalığı İtalyanlara bulaştırmıştır. Bu taktik işe yaramamış Canıbek, başarısız olmuştu fakat veba tüm Avrupa’yı sarmıştı. Hastalıklı insanların Venedik’ten kovalanmasıyla virüs, Haziran 1348’de Paris’e de bulaştı 1349’da da Londra’yı ele geçirdi. Oradan İskoçya ve İskandinavya’da ölümlere yol açtıktan sonra yine ticaret yoluyla Orta Asya’ya bulaştı. Canıbek’in taktiği kendi ülkesini vurmuş oldu. Aniden başlayan baş ve sırt ağrıları, ateş, titreme, kusma, nefes darlığı ve deride lekelerle başlayan hastalık Floransa’da 90.000 kişininin yarısının, Fransa’da ise 125.000 kişinin ölmesine neden oldu. Avrupa kıtasında büyük bir yıkıma neden olan salgın, tahmini 20-25 milyon, toplamda ise dünyada 75 milyon kişinin hayatına sebep oldu.

O dönem inanışına göre cadılara yardım ettiği gerekçesiyle kediler toplanıp öldürülmüş dolayısıyla fareleri yakalayacak kedi kalmadığı için farelerin sayısı artmış ve salgın önüne geçilemez bir hal almış.

Veba doktorları bulaşıcı hastalıklara müdahale sırasında üzeri bal mumuyla kaplı bileklere kadar uzanan  kıyafeti ve özellikle karga burnuna benzeyen ilginç maskeler kullanıyorlardı. Göz yerleri camlı olan bu maskenin içine karabiber veya başka baharatlar, kurutulmuş bitkiler konuyor böylelikle nefes yoluyla burundan mikrobun bulaşmasına engel olunacağına inanılıyordu. Bu maskeler de işe yaramıyor onlar da vebadan kurtulamıyorlardı. Günümüzde artık tamamen tedavi edilebilen veba ile ilgili ünlü İtalyan yazar Giovanni Boccaccio tarafından klasik eserler arasında yer alan Decameron yazılmıştır.

Kolera 

1817 yılında Hindistan’da patlak veren kolera, kirli sulardan ve kirli gıdalardan bulaşan ölümcül bir hastalıktır. Tarihte 7 defa büyük kolera salgını yaşanmıştır. 1817-1824 yılları arasında ilk Asya kökenli kolera olarak bilinen 1. kolera salgını, Güneydoğu Asya’dan Ortadoğu’ya, Doğu Afrika’dan Akdeniz kıyılarına kadar yayıldı. Kolera, Ganj nehri'nin alçakta kalan bölgelerine özgü bir hastalıktır. Dini ritüelleri gereği milyonlarca Hintli, bu nehirde yıkanarak günahlardan arındıklarına inanıyordu. Bu ise hastalığın hızlı bir şekilde milyonlarca insana bulaşmasına neden oluyordu. Seller sebebiyle taşan nehirler de içme sularına karışıyor, mikroplar ve virüsler insan vücuduna geçiyordu.

Sanayileşme ile kırsal kesimden şehirlere yoğun göç yaşanmasıyla kötü ve yetersiz altyapı sorunları ortaya çıkmış dolayısıyla kanalizasyon suları, insanlara büyük sorun teşkil etmeye başlamıştı. İngiltere’nin, Hindistan’a yerleşmek için yaptığı savaşlar, salgını İngiltere’ye taşımıştı. 1854 yılında John Snow isimli bir doktor, salgına kirli suların neden olduğunu ileri sürerek hasta kişileri incelemeye aldı. İnceleme sonucunda hastalığa yakalanan kişilerin, içme suyunu caddedeki aynı pompadan temin ettiği ortaya çıktı ve Snow’un tezi doğrulandı. İngiliz Parlamentosu Londra’dan geçen Thames Irmağı’nı temizlemek için yeni bir kanalizasyon sistemi inşasına karar verdi. İnşaa edilen kanallar sayesinde ırmak temizlendi ve kolera salgınları sona erdi. 1. kolera salgını tarihte 110.000 kişinin ölümüne neden oldu. Dünyada 7 defa ortaya çıkan bu salgının 1899-1923 yılları arasında Ortadoğu, Kuzey Afrika, Doğu Avrupa ve Rusya’da ortaya çıkan 6. pandemisi, en çok can kaybına yol açan dönemi olmuştur. Bu salgın 1.500.000 ölümüne yol açtı.

Cüzzam

Cüzzam diğer bir adıyla Lepra, bulaşma ihtimali yok denecek kadar az olan deri hastalığıdır. Bulaşma ihtimali çok az olmasına rağmen eski çağlarda insanlar, cüzzamlı hastalardan korktukları için onları toplumdan tecrit etmişler. Doğada yalnızca insan vücudunda bulunan bir virüs yoluyla ortaya çıkan hastalık, insan bedeninde çeşitli yaralar salgılar. Ortaçağda diğer hastalıklarda olduğu gibi cüzzam salgınlarında da cadılık dedikoduları baş göstermiştir. Bu kişiler cadı olarak nitelendirilmiş ve avlanmaya çalışılmışlar. Yüzü buruşan, kolları ve bacaklarında yaralar çıkan cüzzamlılar, hem fiziksel hem de psikolojik olarak toplumdan uzaklaşıyordu. Hastalığın ilerleyen zamanlarında insanların burunları da parça parça düşmeye başlıyordu ve aileleri tarafından bile tek ediliyorlardı. Cüzzam, ölümcül bir hastalık değildi fakat doğru tedavi uygulanmazsa hastada sakatlıklara yol açabiliyordu. Orta Çağ Avrupa’sında Haçlı Seferleri sırasında cüzzamlı sayısı 19.000 kişiyi bulmuştu. Hastalık nedeni olan basil ilk olarak 1873 yılında Norveçli bilim insanı Gerhard Armauer Hansen tarafından tanımlanmıştır.

Osmanlı devletinde de cüzzamlı hastalara Avrupa’da olduğu gibi muamele ediliyor ve hastalar, yerleşim yerlerinden uzakta yaşamak zorunda kalıyorlardı. İlk cüzzamhane 2. Murad tarafından Edirne’de yaptırılmıştır. En önemli cüzzamhane ise 1514 yılında Yavuz Sultan Selim zamanında yaptırılan Üsküdar-Kadıköy yolu üzerinde Karacaahmet Miskinler Tekkesidir. Bu tekke 1938 yılında tamamen yanmıştır.

Günümüzde cüzzam, tamamen tedavi edilmektedir böylece korkulacak bir hastalık olmaktan çıkmıştır.

İspanyol Gribi

Birinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan 20. Yüzyılın en büyük felaketlerinden biri sayılan İspanyol gribi, yaklaşık 50 milyon insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. Hastalığa İspanyol gribi denmesinin nedeni İspanya’da ortaya çıktığı için değildir. Hastalık 1. Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkmıştı ve İspanya savaşa katılmamıştı. Savaşa katılan ülkelerde uygulanan sansür sebebiyle hastalık, ilk İspanya tarafından kamuoyuna duyurulmuştu bu yüzden hastalığa İspanyol gribi ismi verildi.

Diğer tüm hastalıkların aksine İspanyol gribi, yaşlı ve çocuklarda değil 20li yaşlarındaki genç kişilerde daha yaygın görülüyordu. Dünyada bu hastalıktan en çok kayıp veren ülkeler Asya ve Afrika’daydı. Hastalıktan en çok etkilenenler ise kötü beslenen, kötü şartlarda yaşayan insanlardı. H1N1 virüsünden kaynaklanan gribe yakalanan hastalar solunum güçlüğü çekiyor, yüzleri önce maviye, öldüklerinde ise siyaha dönüyordu. Virüsün akciğerde açtığı yaralar zatürreye sebep oluyor ve kişileri ölüme götürüyordu.

İspanyol gribinden ölenlerin sayısı, Birinci Dünya Savaşı sırasında hayatını kaybeden insanların üç katıdır. Dünyanın bu büyük kaybı, ülkelerin sosyo-ekonomik yapısının da değişmesine neden olmuştur.

Grip Osmanlı Devleti’nde de görülmüştür. Avrupa’dan bulaşan virüs, Anadolu’da da ölümlere yol açmış yalnızca İstanbul’da 6403 kişi hayatını kaybetmiştir.