İngiliz parlamentosunun kraliyete karşı üstünlüğü

Birleşik Krallık’ın AB üyeliğinden ayrılma sürecinin ülke kamuoyunda yarattığı kutuplaşma İngiliz siyasetçileri mümkün olan her türlü siyasi mekanizmadan yararlanmaya ve hatta sınırları zorlayarak yeni yöntemler aramaya itti. Brexit sürecinde siyasilerin ve kraliçenin rolü, yetkisi ve sorumluluk sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği üzerine sayısı görüş bildirildi.    

Birleşik Krallık’ın AB üyeliğinden ayrılma süreci hem AB’li siyasiler hem de Birleşik Krallık’taki siyasiler arasındaki gerginliği giderek artırmakta. Krallık’ın Başbakanı Boris Johnson’ın anlaşmasız ayrılığın gündeme almasının ardından kutuplaşan siyasiler arasındaki gerginlik, parlamentonun tatil edilmesiyle birlikte daha da artmıştı. Ayrıca parlamentonun tatil edilmesine yönelik talebin Kraliçe II. Elizabeth’in onayına sunulması ve Kraliçe tarafından kararın onaylanması akıllara "Kraliçe'nin onaylamama hakkı var mı?" ya da "Bu talep demokrasiye aykırı mıdır?” gibi birçok tartışmayı da beraberinde getirdi.  
 
Kraliçe’nin yetkisi 
 


İngiliz hükümetinde yeni politika öncelikleri her yıl yeni yasama dönemi başında kraliçenin meclisteki konuşması ile duyuruluyor. Parlamentonun tatil edilmesi “Kraliçe’nin Konuşması” öncesinde geleneksel bir uygulama olduğu belirtiliyor. Johnson talebi için hükümetinin Brexit sürecine göre yeni politika önceliklerini belirleyebilmek adına bu konuşmanın ertelenmesini gerekçe gösteriyor. Fakat Johnson karşıtların parlamentonun tatil edilmesini demokrasi yapılan darbe ve ülke krallık geleceğine aykırı olduğunu savunuyor. Asıl amacın Brexit’e ger sayım sürecinde parlamentonun karar mekanizmasının dışına itilmesi olduğu öne sürülüyor.  
 
Birleşik Krallık’ta siyasi teamüller ve süre gelen gelenek gereği Kraliçe kendi iradesiyle karar verme yetkisine sahip değildir. Sanılanın aksine kraliçenin başbakanın talebini reddetme hakkı bulunmuyor. Teamüller gereği başbakanın talebini kraliçeye iletme, kraliçenin de başbakanın tavsiyesi doğrultusunda karar verme yükümlülüğü bulunuyor. Bu ve benzeri uygulamaların temelinde yüzyıllar içerisinde şekillenen siyasi teamül ve gelenekler yatıyor.  
 
Magna Carta: Haziran 1215 
 
Haziran 1215 yılında imzalanan ve dünya siyasi tarihinde de büyük önem taşıyan Magna Carta, monarşinin gücünü yasalarla sınırlayan prensibin kabul edildiği ilk belge olarak Birleşik Krallık için büyük önem taşıyor. 1214’te Fransa Kralı Philippe ve ordusuyla karşılaşan yurtsuz Kral John acı ama şaşırtıcı olmayan yenilgiyle geri döndüğünde bu yenilgiyi fırsat bilen altı İngiliz baronu 1215’de başlattıkları ayaklanmalar sonucunda Kral John’u anlaşmayı imzalamaya ikna etmişlerdi. İmzalanan belge kimsenin adalet hakkından mahrum edilemeyeceğini ve yasa dışı hapsedilemeyeceğini, mal ve mülkünün zapt edilemeyeceğini veya sürgün edilemeyeceğini karara bağladı.  


 
63 maddeden oluşan Magna Carta’nın birçok önemli maddesi vardır fakat 39’uncu madde en önemli maddelerindendir. Çünkü bugünkü hukuk sisteminin temellerini atmıştır. 39’uncu madde: “Özgür hiç kimse kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek, mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak, kanun dışı ilan edilmeyecek, sürgün edilmeyecek veya hangi şekilde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır. 
 
1529-1689: Monarşinin üstünlüğü kaybedişi 
 
Tarihte ilk Brexit, İngiliz Kralı VIII. Henry'nin ilk eşi Aragonlu Catherine’den boşanarak Anne Boleyn’le evlenebilmek için Roma Katolik Kilisesi ile yollarını ayırması olarak biliniyor. Bu dönemde Hristiyan dünyasında ortaya çıkan reform hareketlerinden etkilenen VIII. Henry İngiliz Kilisesi’ni kurdu. VIII. Henry'nin bu girişimi İngiltere ile kıta Avrupası arasındaki ilişkileri kökten etkiledi. VIII. Henry'nin kurduğu “Reformasyon Parlamentosu” başta din olmak üzere hayatın bütün alanlarına etki eden yasalar kabul etti. Kurulan parlamento her ne kadar kralın yönetimi altında olsa da Henry parlamentoyu hükümetin tamamı üzerinde güç sahibi olmasına imkân tanıyarak kurdu. 
 
1642 yılında Kral Charles döneminde Monarşi ve parlamento arasında yaşanan parasal, dini ve diğer konular doruğa çıkmıştı. Kralın 5 parlamenteri tutuklamak için bizzat Avam Kamarası’nı basması sonrasında çıkan iç savaş parlamento yanlılarının monarşi yanlılarına karşı zaferiyle sonuçlandı. Zaferin ardından 1649 yılında Kral Charles’ın vatana ihanet suçundan dolayı idam edilmesinin ardından İngiltere’nin yönetim biçim, cumhuriyet oldu. 1660 yılına kadar süren bu dönem, Kral 1’inci Charles’ın oğlu 2’inci Charles’ın monarşiyi yeniden ilan etmesiyle sonuçlandı.  
 
1685’te 1’inci Charles’ın Katolik olan oğlu 2’inci James’ın başa geçmesi ve Katoliklik karşıtı tüm yasaları feshetme teşebbüsünün yarattığı gerilim üzerine parlamentoyu askıya aldı. Parlamentonun onayı olmadan kralın bütün dini suç yasalarını askıya almasından ötürü İngiliz milletvekilleri Protestan Hollanda Kralı III. William’ı İngiltere’yi işgal ederek tahta geçmesi için çağırdı. 1689’un aralık ayında yasallaşan ve hala yürürlükte olan Halklar Bildirgesi kapsamında sadece bir Protestan’ın kral ya da kraliçe olabileceği kabul edildi. Muhteşem Devrim adı verilen bu olay parlamentonun kraliyet üzerindeki üstünlüğünü barışçıl yollardan pekiştirmesini temsil ediyor.