İngiliz dış politikasını şekillendiren etkenler 

İngiltere’nin İran’a yönelik dış politikasını, jeopolitik unsurlar ve İran’ın kimlik algılayışı belirlemektedir.  Meselenin jeopolitik ayağında Washington ile Londra arasındaki özel ilişkilerden dolayı İngiltere, ABD’nin yanında konumlanarak bu ülkenin İran karşıtı tutumunu desteklemektedir. Bu çerçevede ABD’nin İran’a askeri müdahalede bulunması durumunda, İngiltere’nin ABD’yi destekleyeceği öngörülebilir. 

İngiliz dış politikasını şekillendiren etkenler 

2017 yılında Donald Trump’un ABD Başkanı olmasıyla birlikte ilişkiler yeniden dizayn edilmeye başladı. Trump’ın başlattığı değişim hareketi ABD’de “Yeni Dünya Düzeni” olarak tanımlanırken diğer ülkeler de “Siyasi Kriz” veya “Küresel Ticaret Krizi” olarak tanımlanıyor. Fakat ABD kaybetmeye başladığı hegemonyasını tekrardan güçlendirmek için bir dizi değişim hareketi başlatmıştı. Bu çerçevede ABD uluslararası anlaşmalardan çekiliyor, ithal edilen ürünlere yeni vergiler koyuyor ve dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn ediyordu. Nitekim ABD, Kanada ve Meksika ile imzalamış olduğu ticaret anlaşmasından çekilmiş ve kendi çıkarları doğrultusunda yeni bir anlaşma imzalanmıştı. Aynı şekilde Çin ile gerçekleştiren ticarette ABD’nin uzun süredir zarar ettiğini ve Çin’den ithal edilen ürünlere ek vergi getirilmişti. Paris anlaşmasından çekinilmesi, diğer ülkelere de ek vergilerin uygulanmasını İran ve P5+1 ülkeleri arasında imzalanan Nükleer Antlaşmadan çekileceğini açıklaması ve ambargo uygulanması izledi. Son olarak ABD, nükleer silah yarışını denetim altına almak için Sovyetler Birliği ile imzaladığı Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması'ndan (INF) çekildiğini açıklamıştı.  
 
ABD’nin “Yeni Dünya Düzenini” kurmak için uyguladığı tüm politikalar haliyle diğer ülkeleri de etkilemektedir. Özellikle İran ve P5+1 ülkeleri arasında imzalanan Nükleer Antlaşmadan çekilmesi uluslararası kamuoyunda bir dönem belirsizliğe neden olmuştu. ABD ile aynı politikayı uygulamayan Avrupa devletleri İran ile imzalanan anlaşmadan çekilmeyeceklerini ve diyalog yollarının her daim açık tutulacağını belirtmişlerdir. ABD’nin Ortadoğu’da Suriye özelinde askeri isteklerine boyun eğmeyen, dünyanın farklı bölgelerinde yürütmüş olduğu politikaları takip etmeyen ve ticaret savaşlarında ABD’yi desteklemeyen İngiltere, Fransa ve Almanya son 3 aydır ABD ile birlikte hareket etmeye başlamıştır. Özellikle İngiltere’nin, ABD ve İran arasında başlayan nükleer krize son 3 aydır taraflı yaklaşması dış politikasında dış etkenlere maruz kaldığını gözler önüne sermiştir.  
 
İngiltere ve İran arasındaki ilişkiler tarih boyunca inişli çıkışlı dönemler yaşanmıştır. İran’ın, 19’uncu yüzyılda ve 20’inci yüzyılın ilk yarısında Batı Asya’da önemli bir aktör olan İngiltere’nin nüfuzu altında olduğu bilinmektedir. Bu dönemlerde Londra yönetimi sık sık İran’ın iç işlerine müdahalelerde bulunmuştur. Müdahalelerin sonuncusu 1953 yılında seçilmiş Başbakan Muhammed Musaddık’a karşı ABD ile birlikte düzenlenen Ajax Operasyonu adıyla bilinen darbe olmuştur. Bu süreç, İran toplumunda İngiltere’ye karşı olumsuz bir algının oluşmasına sebep olmuştur. 
 
İngiltere’nin İran Politikasını Şekillendiren Etkenler 
 
İran jeopolitik konumu itibariyle bölgenin önemli ülkelerinden olmuştur. Tarih boyunca İngiltere ve Rusya arasında yaşanan ve günümüzde ABD ve Rusya arasında devam eden küresel jeopolitik rekabet İran’ın kaderinde etkin olmuştur. Bu rekabette Rusya, sıcak denizlere açılmak için güneye doğru yayılırken; İngiltere/ABD, Avrasya kıtasının içine doğru açılmaktadır. İran ise mevzubahis rekabette önemli bir geçit olarak dikkat çekmektedir. İran’ın konumundan ötürü bahsi geçen ülkeler tarih boyunca İran’ı kontrol etmeye çalışmıştır. İran’ın kontrol edilme arzusu günümüzde de devam etmektedir. Fakat İngiltere ve ABD’nin İran üzerindeki hakimiyeti, 1979 yılında gerçekleşen İslami devrim ile sona ermiştir.  
 
ABD ile İngiltere arasındaki “özel ilişkiler” olarak tanımlaya bileceğimiz ilişkilerden ötürü Londra, Washington’un İran politikasına destek vermektedir. Bundan ötürü İran’ın ABD’yi “Büyük Şeytan” olarak tanımlaması İran toplumu üzerinde büyük bir etkiye sahiptir ve ABD ile İngiltere’yi bağdaştıran İran toplumu ABD’ye olan yaklaşım tazıyla İngiltere’ye de yaklaşmaktadır. İran’ın, İngiltere ve ABD ile olan ilişkilerinin kopma noktası 1979’da gerçekleştirilen İslami devrimdir. Devrimin ardından İngiltere Tahran Büyükelçiliği’ni kapatmış ve diplomatik ilişkileri askıya almıştır.  Bunun dışında nükleer faaliyetlerinden dolayı uygulanan ekonomik yaptırımlar döneminde de taraflar arasındaki ilişkiler olumsuz seyre sahip olmuştur. Bunun sonucunda 2011 yılında İngiltere, Tahran’daki diplomatik temsil düzeyini alt seviyelere indirmiştir. İlişkilerin düzeldiği 2014 yılına kadar İngiltere’nin çıkarları İsveç’in Tahran Büyükelçiliği aracılığıyla korunmuş ve buna karşılık İran’ın İngiltere’deki çıkarlarını da Umman’ın Londra Büyükelçiliği savunmuştur. Fakat 4 Temmuz 2019 tarihinde İran’a ait bir petrol tankerinin ABD’nin isteği üzerine İngilizler tarafından alıkonulması iki ülke arsındaki gerginliği tekrardan tırmandırmıştır.  
 
İran iç siyasetin yaşanan ideolojik değişimlerde iki ülke arasındaki ilişkiler üzerinde etki sahibidir. Nitekim İran iç siyasetinde muhafazakarların yükselişe geçtiği dönemlerde de ikili ilişkiler kesilmeye uğramıştır. 1988 yılında açılan İngiltere’nin Tahran Büyükelçiliği, Selman Ruşti Olayı nedeniyle 1989 senesinde yeniden kapatılmıştır. İran ve İngiliz ilişkilerinde İranlıların İngiltere algısı da ilişkileri şekillendirmektedir. Nitekim İran iç siyasetinde reformistlerin yükselişe geçtiği dönemlerde en üst düzeylerde diplomatik ilişkiler olmuştur.  1998 yılında; yani reformist kişiliğiyle tanınan Muhammed Hatemi’nin cumhurbaşkanlığı döneminde, ikili ilişkiler iyileşmiş ve İngiltere Dış Politika Sekreteri Jack Strow, İran’ı ziyaret etmiştir. Jeopolitikten bağımsız olarak İran’ın içişlerinde yaşanan olaylar da ikili ilişkileri olumlu veya olumsuz etkileyebilmektedir.  
 
İngiltere’nin İran’a yönelik dış politikasındaki değişimini İranlıların İngiltere algısı da şekillendirmektedir. İran’daki muhafazakarların İngiltere algısı olumsuzken reformistlerin algısı bunun tam tersi yöndedir. Bundan ötürü İran’ın İngiltere algısında İngiltere’nin “hem dost hem düşman” ülke olarak tanımlandığı ifade edilir. Ayrıca İran’daki muhafazakâr-reformcu ayrımı da ilişkiler açısından dikkat çekicidir. Zira İran’daki pek çok reformistin İngiltere’deki üniversitelerde eğitim aldığı bilinmektedir. Şüphesiz bu durum, İngiltere’nin İran’daki yumuşak gücünü göstermektedir. 
 
Sonuç olarak İngiltere’nin İran politikasını, jeopolitik unsurlar ve İran’ın kimlik algılayışı belirlemektedir. Meselenin jeopolitik ayağında Washington ile Londra arasındaki “özel ilişkiler” den dolayı İngiltere, ABD’nin yanında konumlanarak bu ülkenin İran karşıtı tutumunu desteklemektedir. Bu çerçevede ABD’nin İran’a askeri müdahalede bulunması durumunda, İngiltere’nin ABD’yi destekleyeceği öngörülebilir.