İdlib'te gerginlik dinmiyor

Suriye’de taraflar arasında çatışmasızlık bölgesi olarak ilan edilen İdlib, son dönemde Suriye rejimi tarafından saldırılara maruz kalmaktadır. Bölgeye uygulanan orantısız güç sonrası Türkiye sınırına doğru kaçmaya başlayan halk, “Batı’ya yönelik yeni bir göç dalgası mı başlıyor?” sorusunu akıllara getirdi.

İdlib'te gerginlik dinmiyor

Bundan 5 sene önce Suriye’den Türkiye’ye yapılan göç dalgalarını hatırlatan süreç, Esed rejiminin sert müdahalelerine devam etmesi halinde Türkiye ve Avrupa’ya yeni bir göç akımını doğuracaktır. Çözüm ise ancak rejim güçlerinin saldırıları durdurması ve tarafların ateşkes imzalaması ile bulunabilir. Bu şekilde İdlib’te oluşturulacak çatışmasız bölgeye gerginliklerin olduğu diğer şehirlerdeki insanlar da yerleştirilebilir ve terör listesine alınmamış askeri ve sivil kadroların İdlib’te çalışmasına uygun bir zemin hazırlanmış olur.

2017 yılında Astana Görüşmelerinde alınan karar sonrası, İdlib “Çatışmasızlık Bölgesi” ilan edilmişti. Türkiye, İran ve Rusya’nın garantör olduğu anlaşma gereği, bölgenin çatışmasızlığı, insani yardımların ulaştırılması, altyapının onarılması, günlük gereksinimlerin temin edilmesi ve sığınmacıların evlerine dönmesinin sağlanması, anlaşmaya dahil bölgelerdeki insanların yerleşim terleri arasında hareket etmelerinin sağlanması bu üç devlet tarafından yerine getirilecekti.

Sonraki süreçte ise Rusya ve İran’ın desteğini alan Esed milisleri bölgeye saldırılarda bulunmuş ve bazı yerlerde kısmen kontrolü ele geçirmiştir. İdlib yakınındaki Humus, Doğu Guta, Dera ve Kuneytra’ya yapılan saldırılar sonucu İdlib’in nüfusu 3.867.663 kişiye ulaşmıştır. Hedefini bu sefer İdlib olarak belirleyen Rusya destekli milislere başta Türkiye olmak üzere BM, üyesi ülkelerden tepkiler gelmişti. Türkiye’nin konuya taviz vermeyen tutumu sonrası Eylül 2018 Soçi’de bir araya gelen Türkiye ve Rusya, askeri operasyonun durdurulması kararını almıştır. Yapılan anlaşma gereği İdlib’in çatışmasızlık bölgesi olmaya devam etmesi ve bölgeye yönelik saldırıların Rusya tarafından engellenmesi kararlaştırılmıştır.

Yapılan anlaşmaya itiraz etmeyen rejim yanlısı güçler bölgeyi terk etti fakat Esed’e desteği bilinen Lübnan Hizbullahı ve İran Devrim Muhafızları Soçi Mutabakatı’na uymadı ve Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) bulunduğu nöbet noktasına bir saldırıda bulundu. Bunun karşılığında harekete geçen ÖSO da, rejim taraftarlarının bulunduğu bazı bölgelere müdahalede bulundu ve Soçi Anlaşmasının geleceği tehlike altına girdi.



Türkiye ve Rusya’nın devreye girerek anlaşmanın devam etmesi için çağrıda bulunmasıyla taraflar arasında orta yol bulundu. Bölgenin rejim yanlısı milisler tarafından büyük oranda boşaltılmasını sağlayan Türkiye, sadece Heyet Tahrir uş-Şam (HTŞ) kuvvetlerinin bölgeden tamamen çıkmasını sağlayamamıştır. İran, Rusya, Lübnan ve milisler ise anlaşmaya yine uymamış, sivillerin bulunduğu okul ve hastanelere saldırılarda bulunmaya devam etmiştir.

Sorunların devam etmesi nedeniyle son olarak Şubat 2019 tarihinde Soçi’de bir kez daha bir araya gelen garantör devletler Türkiye, Rusya ve İran, 2018 yılında alınan kararların derhal uygulanması gerektiği noktasında anlaşmıştır. Ayrıca DAEŞ ve HTŞ’nin de bölgeden çıkarılması için üç devletin beraber hareket etmesi kararlaştırılmıştır.

Anlaşma sonrası süreçte de bir değişiklik olmamış, Suriye rejimine destek veren milis güçler Cirulbras, Kahre, Hirbet başta olmak üzere birçok yerleşim yerine füze saldırılarında bulunmuştur. HTŞ’nin Nureddin Zengi grubunun yönetimi altındaki şehirlere girmesini bahane eden İran ve Rusya, rejim taraftarı güçlerin saldırılarını haklı göstermeye çalışmıştır.

İdlib’i ne bekliyor?

HTŞ, askeri gücünü ve sivil yönetimini “Çatışmasızlık Bölgeleri”ne uygulayarak, Türkiye'yle olan ilişkilerinde bazı stratejik değişimler kurguladı. Özellikle HTŞ lideri Colani’nin Türkiye’ye Fırat’ın doğusunda YPG’ye karşı yardım edebileceklerini açıklaması bu değişimin en net göstergesidir. İdlib üzerinde Türkiye’nin güvenini kazanmak isteyen HTŞ’nin Türkiye karşıtı komutanlarını görevden aldığı bilinmektedir. Bu şekilde Türkiye’yle dostane ilişkiler kurmak isteyen HTŞ yönetimi, İdlib’in yönetimini ele almayı amaçlamaktadır.

Her ne kadar Türkiye’ye şirin gözükmeye çalışan hamlelerde bulunsalarda HTŞ, Astana kapsamında da Türkiye tarafından da terör listesine alınmış bir örgüttür. Özellikle Rusya’nın büyük tepkisini alan HTŞ, bölgede güven vermeyen bir yapıyı teşkil etmektedir. Rusya Dışişleri Bakanlığı İdlib’in geleceğinin HTŞ ile beraber konuşulduğu son dönemde, “Rusya terör yuvalarının İdlib’de bulunmasına izin vermeyecektir ve İdlib’e yapılması muhtemel operasyon çok düzenli ve sistemli olacaktır.” açıklamasıyla tavrını net bir şekilde ortaya koymuştur.



İdlib’in güvenliğini düşünen ve hem Rusya destekli rejim taraftarlarının hem de HTŞ’nin bölgeye müdahale etmesini istemeyen Türkiye’nin önünde iki çıkış yolu vardır. İlki HTŞ’nin üzerine gidilmesi ve kendini feshetmesini sağlamak, örgütün kafa takımını uzaklaştırmak ve askeri gücünü başka bir otorite altında kontrole almaktır. Yeni bir askeri yapı kurulurken içerisinde herhangi bir HTŞ iradesinin olmaması da çok önemlidir. Ayrıca Halep’in batısında, İdlib ve Hama’nın kuzey kırsalındaki bölgelerin bağlı olduğu Kurtuluş Hükümeti’nin uluslararası alanda kabul almış olan Geçici Hükümet’e bağlanması gerekmektedir.

Geçici hükümet başkanı Cevat Ebu Hatab’ın yerine Türkiye, Suriye muhalefeti ve Kurtuluş Hükümeti’nin ortak rıza göstereceği bir isim getirmek bu konuyu çözecektir. Böylece bölgede askeri unsurların birbirleriyle çatışmasının önüne geçilebilir, olası bir Rusya müdahalesi esnasında İdlib’i savunacak daha güçlü bir askeri oluşum elde edilebilecektir.

Planın işlememe durumunda ise halihazırda 4 milyon’u aşkın Suriyeli’ye ev sahipliği yapan Türkiye, yeni bir göç dalgasıyla daha karşılaşabilir. Öte yandan Soçi anlaşması kapsamında büyük bir sorun olarak görülen HTŞ’nin kendini feshetmesiyle bölgede terör listesinde bulunan bir grup kalmayacak, diğer terör örgütleri de ifşa olacaktır.

İkinci seçenek ise bir askeri müdahaleyi içermektedir. Türkiye, HTŞ’ye karşı muhaliflere vereceği destekle HTŞ unsurlarını bölgeden temizleyebilir ve yeni bir sivil ve askeri otorite kurabilir. Ancak bu durumun bir takım riskleri vardır. İdlib’te çok güçlü olan HTŞ, aynı zamanda bölgenin en stratejik yerlerini de ele geçirmiştir. Yani yaşanacak bir çatışmanın oldukça kanlı geçeceği ve insanların ortaya çıkan çatışma ortamından kaçarak Türkiye’ye sığınma ihtimalleri bulunmaktadır. Yaşanacak çatışmaların askeri grupların gücünü kıracağını da unutmamak gerekir. Rejim yanlılarının fırsattan istifade bölgede kapsamlı bir operasyon başlatıp muhalif kuvvetleri bozguna uğratmaları muhtemel senaryolar arasındadır.

Sonuç olarak, İdlib’te rejim destekçilerinin bölgeyi ve çevresini sürekli hedef aldığı, Rusya’nın ise buna ses çıkarmadığı bir ortam bulunmaktadır. Rusya’nın bu tavrından İdlib’e müdahale için en doğru zamanı beklediği anlaşılmaktadır. İdlib’in güvenliği hem burada bulunan Suriyelilerin yaşayacakları bir sıkıntı sonucunda Türkiye’ye doğru göç etmesine neden olacağı için, hem de rejim güçlerinin eline geçtiği zaman Suriye’nin tamamının ele geçirilmesini hızlandıracağı için önemlidir. Bu açıdan İdlib’e düzenlenecek bir operasyon çok fazla ülkeyi etkileyecek sonuçlara gebedir.