Hürmüz Boğazı'nın stratejik önemi

Umman topraklarında yer alan ve stratejik açıdan çok büyük bir önem taşıyan Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi ile Umman Denizi'ni birbirine bağlamaktadır. Güneyinde Birleşik Arap Emirlikleri, Kuzeyinde ise İran yer almaktadır. Özellikle körfezin tek çıkış noktası olma hüviyetiyle, hukuki statüsü üzerinde birçok ülkenin dahil olduğu derin tartışmalara sebebiyet vermektedir.

Hürmüz Boğazı'nın stratejik önemi

Umman topraklarında yer alan ve stratejik açıdan çok büyük bir önem taşıyan Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi ile Umman Denizini birbirine bağlamaktadır. Güneyinde Birleşik Arap Emirlikleri, Kuzeyinde ise İran yer almaktadır. Özellikle körfezin tek çıkış noktası olma hüviyetiyle, hukuki statüsü üzerinde birçok ülkenin dahil olduğu derin tartışmalara sebebiyet vermektedir.

Hürmüz Boğazı üzerinde uygulamada uluslararası su statüsü geçerlidir fakat İran, boğazın kontrolünün kendi ellerinde olması gerektiğini savunmaktadır.

Hürmüz Boğazı sahip olduğu stratejik unsurlarla sadece İran’ın ilgi alanında değildir. BAE, Katar, Bahreyn, Kuveyt ve Irak’da açık denizlere açılmak için tek yol olan bu boğaz üzerinde nüfuz sahibi olmayı istemektedir. Saydığımız bu körfez ülkelerinin ortak noktaları ise ekonomilerini petrol ticaretiyle ayakta tutuyor olmalarıdır. Avrupa ülkelerine, Çin’e ve Hindistan’a yapılan petrol ihracatlarında Hürmüz Boğazı’nı kullanan Körfez ülkeleri, ileriye dönük yeni ihracat planlarında da boğazdan faydalanmak isteyeceklerdir. Yani ekonominin ayakta kalmasının bir numaralı unsuru olan ihracat kalemlerini beslemek isteyen her bir Körfez ülkesi için Hürmüz Boğazı’nın selameti hayati önem taşımaktadır.

Ortadoğu ülkeleri dünya gündemindeki varlıklarını çok büyük oranda sahip oldukları petrol rezervlerine borçludurlar. Aynı zamanda bölgenin içerisinde bulunduğu çatışma hali de, petrolün Ortadoğu’ya kattığı değerden kaynaklanmaktadır. Küresel aktörlerin zengin petrol rezervleri üzerinde söz sahibi olabilmek için bölge üzerinden birbirlerine karşı perde arkasında kurguladıkları stratejiler, Ortadoğu’yu adeta satranç tahtası haline getirmektedir.



Son dönemde Körfez ülkelerinde modernleşme adına atılan adımlar dikkat çekici boyutlardadır. Petrol gelirleri ile yeni yatırımlar yapan Arap yönetimler, petrole dayalı-üretmeyen ülke profillerini değiştirmek istemektedirler. Söz konusu Arap ülkelerinin ekonomik geleceklerini hangi perspektife göre şekillendirecekleri ise Hürmüz Boğazı nezdinde çok bir şey değiştirmemektedir. Sadece petrol satmak istiyorlarsa da Hürmüz’e muhtaç, yeni yatırımlarla farklı kalemlerde üretim yapmak istiyorlarsa da Hürmüz’e muhtaçtırlar.

Başta Asya olmak üzere dünya sanayisi Ortadoğu ülkelerindeki petrol ve türevlerine ihtiyaç duymaktayken, hemen hepsinin kıyı sahibi olduğu Hürmüz Boğazı, üreten dünya ile tedarik merkezleri arasında köprü vazifesi görmektedir.

1870’li yıllardan bu yana dünya sanayisinin bir numaralı hammaddesi petroldür. Bunun sonucunda üreten dünya, petrol ve türevlerine büyük bir ihtiyaç duymaktadır. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 60’ı deniz yoluyla yapılırken, bunun yüzde 30’u Hürmüz boğazı üzerinden gerçekleşmektedir. Konuyu küresel üretimin sürdürülebilirliği açısından ele aldığımızda boğazın nasıl bir ehemmiyet arz ettiği gözler önüne serilmektedir.

Üretimin devamı için olmazsa olmaz konumunda bulunan petrolün, geçmiş dönemde yarattığı krizlerde herkesin malumudur. 1970’li yıllarda dünyada yaşanan petrol krizi bunun en net örneğidir. Yaşanan siyasi krizler nedeniyle petrol fiyatlarında ciddi bir artış olmuş, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin sanayileri bu durumdan olumsuz etkilenmişti. Üretim için yeterli hammaddeyi bulamayan bu ülkelerdeki firmalar işçi çıkarmak zorunda kalmış ve enflasyon tavan yapmıştı. 

Tüm bu yaşananlar petrol üretim sürekliliğinin sanayi sektörü için hayati bir önem taşıdığını gösteriyordu. 1980-1988 yılları arasında Saddam Hüseyin dönemindeki Irak’ın İran’a saldırması sonucu çıkan savaşta dahi, tarafların arz ettiği önem nedeniyle Hürmüz'ü kapatmaması, boğazın kilit rolünü kanıtlar niteliktedir.

ABD’nin İran petrolünün ihracatını bitirmeye yönelik getirdiği yaptırımlar, coğrafi konumu itibariyle Hürmüz Boğazı üzerinde en etkili ülke konumunda bulunan İran’dan, Hürmüz Boğazı'nın kapatılması tehidlerinin gelmesine neden oldu. Bunun İran’ın tek başına alabileceği bir karar olmadığını savunan BAE, Kuveyt, Katar ve Bahreyn ise İran’a cephe almış durumda.



Donald Trump, İran’a uygulanan ambargolardan aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 8 ülkeyi 2 Mayıs tarihine kadar muaf tutmuştu. Bu tarih geçtiğimiz perşembe günü sona erdi fakat başta Çin ve Hindistan olmak üzere birçok ülke söz konusu yaptırımları delebilir ve İran’la ticarete devam edebilirler. Ancak bu ülkelerin ABD’nin gazabına uğramaları da kuvvetle muhtemeldir.

İran burada elinde iki koz bulunduruyor. Birincisi ABD’nin İran petrolünün ticaretini durdurduktan sonra ortaya çıkacak tedarikçi sıkıntısını, Suudi Arabistan’ın üretim kapasitesini arttırarak çözmek isteyen stratejisini petrol fiyatlarını düşürerek baltalamaktır. Bu şekilde Suudiler’in üretim kapasitesini arttırmasını engelleyecek ve kendisinden yüklü miktarda petrol alan Çin, Hindistan ve Türkiye’yi alternatifsizlikten kendisine bağlı hala getirecektir.

Tahran’ın çok muhtemel görünmeyen fakat son dönemde sık sık dillendirdiği ikinci seçeneği ise petrol ticaretinde deprem etkisi yaratabilecek olan Hürmüz Boğazı’nın kapatılması planıdır.

Sonuç olarak Hürmüz Boğazı’nın önemi sadece tedarikçi değil, tüketen ülkeler nezdinde de geçerlidir. Dünyanın en büyük petrol rezervine sahip olan ülkesi Venezuela’ya uygulanan ambargolarla İran petrolünün biraz daha değerli hale geldiği bir gerçektir. Venezuela üzerine bir de İran petrolüne gelen ambargolar ise üreten ekonomileri oldukça kısır bir pazara mahkum etmektedir. İran’ın ekonomik varlığını borçlu olduğu petrol ticaretinin kırmızı çizgisi olduğu düşünüldüğünde, ABD’nin baskıları mevcut şekilde devam ederse Hürmüz üzerinden çıkacak krizin kürsel çapta bir hasara gebe olduğunu söyleyebiliriz.