Ülkelerin Hint-Pasifik'teki çıkarları neler?

Hint-Pasifik bölgesi, dünyanın ekonomik “ağırlık merkezi” olarak görülüyor. Geniş jeoekonomik fırsatların bulunduğu ve aynı zamanda çok sayıda güvenlik sorunuyla karşı karşıya olan bu bölge, son yıllarda küresel güçlerin yoğun ilgisini çekiyor. Peki, ülkelerin Hint-Pasifik bölgesindeki faaliyetleri neler? Bölgede hangi ülkenin ne çıkarı var?

Çin'in Hint-Pasifik bölgesinde büyüyen ekonomik ve stratejik etkisi ise diğer ülkeler tarafından endişeye neden oluyor. Çin Deniz Kuvvetleri, deniz diplomasisini kullanarak kıyı devletleriyle dostane ilişkiler kurmanın yanı sıra, Karaçi, Kolombo ve birçok Güneydoğu Asya ülkesinin limanlarında sık sık misafir oluyor. Geleneksel etki alanının ötesinde tatbikatlar yürüten Çin'in bu bölgede önemli bir oyuncu olma niyeti açıkça ortada. Genişleyen deniz filosu ve yeni deniz teknolojileri arayışı, Çin'in bu bölgede etki yaratma hedeflerini gösteriyor.

• Çin’in bölgedeki etkinliğine karşılık bölgede birlikte çalışmayı hedefleyen Hindistan, Japonya ve Fransa ise dört ana alanda uzlaşmaya çalışıyor. Bunlar;

• Üç ülke arasındaki lojistik anlaşmalardan ve ülkelerin donanmaları arasındaki katılımdan daha fazla yararlanmak,

• Andaman Adaları'nda denizcilik alanının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olabilecek su altı sensörlerinin kurulumunda iş birliği yapmak, 

• Savunma teknolojileri konusunda iş birliği yapmak ve

• Özellikle Çin konusunda birbirlerinin sınırlarını kabul etmek.

HANGİ ÜLKENİN NE ÇIKARI VAR?

Hint-Pasifik, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Japonya, Fransa, Hindistan ve Çin gibi bölgedeki merkezi aktörlerin hem rekabetçi hem de benzer güvenlik çıkarları için kilit bir bölge. Ülkeler, bölgede genellikle üçlü ortaklıkları seçiyorlar çünkü bu tür ilişkiler karşılıklı hedeflerini etkili bir şekilde yerine getirmede daha etkili oluyor.

Hindistan-Japonya-Fransa üçlüsü gibi ortaklıklar bölge açısından çok önemli görülüyor. Bunun en büyük nedeni ise "özgür ve açık" bir Hint-Pasifik vizyonuna tek bir ülke tarafından ulaşılamayacak olması. Öte yandan, özgürlüğe, açıklığa ve kapsayıcılığa değer veren benzer fikirlere sahip ülkelerin ortak çabaları da bölgedeki hedeflerin gerçekleştirilmesi noktasında önem arz ediyor.

FRANSA BÖLGEDEKİ ETKİNLİĞİNİ ARTIRIYOR

Fransa, kendisini Hint-Pasifik bölgesinde kilit bir oyuncu olarak görüyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 2018'de Sidney'deki Garden Island Askeri Üssü’nde yaptığı konuşmada, ülkenin dış politikasına Hint-Pasifik'in de dahil edildiğini açıkladı. Fransa bölgede, Fransız topraklarının korunmasını, Münhasır Ekonomik Bölgelerin gözetimini ve HADR operasyonlarını sağlamakla görevlendirilmiş yaklaşık 7 bin askeri personel (Hint Okyanusu'nda 4 bin100 ve Pasifik Okyanusu'nda 2 bin 900) görevlendirdi.

Fransız MEB'leri, yaklaşık 4,5 milyon kilometrekare ve dünyanın toplam MEB'lerinin yüzde 8'ini oluşturuyor. Öte yandan, Fransız MEB'lerinin yüzde 90'ı Hint-Pasifik'te bulunuyor. Böyle bir mevcudiyet de Fransa'ya denizcilik ve ekonomik anlamda büyük avantajlar sağlıyor.

Fransa'nın Hint-Pasifik'teki askeri varlığı

 

Avrupa Birliği'nde (AB) “Hint-Pasifik” bölgesi fikrini benimseyen ilk üye olan Fransa, bölgeden geçen deniz haberleşme hatlarının (SLOC) güvenliğini de her zaman korudu. Bu hatlar Fransa'nın, başta silah olmak üzere bölgesel pazarlarla ticari ve ekonomik ilişkiler kurarak, yükselen Asya'nın zenginliğinden yararlanmasını sağlıyor.

Bu bağlamda, Süveyş Kanalı, Bab-el-Mandeb, Mozambik Kanalı ve Ümit Burnu, Fransızların ilgisini çeken önemli geçitler. Fransa'nın Cibuti'deki varlığı, Süveyş Kanalı'na ve Bab-el-Mandeb'e göz kulak olmasına yardımcı olurken, Reunion ve Mayotte bölgeleri ise ülkenin Mozambik Kanalı'ndaki deniz devriyeleri için üs görevi görüyor.

Fransa, küresel jeoekonomik koşulları değiştiren COVID-19 salgınının patlak vermesi sırasında istikrarlı, hukuka dayalı ve çok kutuplu bir düzeni savundu. Kendisini bölgede "istikrar sağlayıcı bir güç" olarak konumlandıran Fransa, aynı demokrasi değerlerini paylaşan ve benzer fikirlere sahip ülkelerle iş birliği yaptı. Öte yandan, ülkenin finansman konusundaki yetersizliği göz önüne alınarak, denizcilik alanındaki faaliyetleri artırmaya yönelik girişimleri finanse edebilecek Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu (ERDF), ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği) ve IORA (Hint Okyanusu Kenarı Derneği) gibi kuruluşlarla yakın temasa geçti.

JAPONYA BÖLGEDE FRANSA İLE İŞ BİRLİĞİNDE

Japonya, "açık ve özgür" bir Hint-Pasifik bölgesi fikrini ilk benimseyen ülkelerden biriydi. 2007'de, dönemin Başbakanı Shinzo Abe, bu bölgeyi "özgürlük, hukukun üstünlüğü ve piyasa ekonomisi" tarafından yönetilen ve "güç veya zorlamadan arınmış refah denizleri" olarak adlandırdı.

Ağustos 2016'da Kenya'da düzenlenen Altıncı Tokyo Uluslararası Afrika Kalkınma Konferansı'nda (TICAD VI) dönemin Başbakanı Shinzo Abe, Japonya'nın "Özgür ve Açık Hint-Pasifik (FOIP) Vizyonu"nu açıkladı. Abe’nin açıkladığı vizyonda ana amaç, barış ve istikrarın yanı sıra altyapı projeleri aracılığıyla da bağlantıların iyileştirilmesini içeriyordu.

Başbakan Yoshihide Suga'nın mevcut hükümeti de FOIP vizyonunu devam ettiriyor. Nisan 2021'de Biden yönetimini ziyaret eden ilk yabancı lider olan Suga’nın gündemindeki konulardan biri de Hint-Pasifik bölgesiydi. 

Tokyo yönetimi Hint-Pasifik'te “çok katmanlı ve çok taraflı riskten korunma” stratejisi izliyor. Uzmanlara göre Japonya, Çin Denizi'ndeki çıkarlarını, Diaoyo Adaları çevresinde Çin tarafından tekrarlanan saldırılara karşı korumaya çalışıyor. Önemli bir ticari ve askeri trafiğe sahip olan bu bölge, Japonya için deniz haberleşme hatlarını da içeriyor. Hint Okyanusu ile Güney Çin Denizi arasında kritik bir geçit olan Malakka Boğazı ise Japonya'nın uluslararası ticareti için “cankurtaran” olarak görülüyor.

Japonya, bu hatları serbest ve ticareti sürdürmeye açık tutmak için Trump'ın Trans-Pasifik Ortaklığı’ndan (TPP) çekilmesine rağmen eski ABD yönetiminin müttefiklerinden bir ağ kurmayı hedefliyor. TPP, Abe'nin Japonya'yı deflasyonla mücadelede özel yatırımları kullanma politikasının bir parçası. Ayrıca Japonya, bölgedeki temel bağlantı projelerine de önem veriyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ikili ziyaret ve G20 Zirvesi için Haziran 2019'da Japonya'ya gitti. İki ülke arasındaki görüşmeler sonucunda, 2019-2024 yılları için yeni bir ortak yol haritası kabul edildi. İki diyalog çerçevesinde çok taraflılığın güçlendirilmesi, terörle mücadele, bölgesel krizler, uluslararası deniz düzeninin korunması, iklim değişikliği ve uluslararası kalkınma iş birliği konuları görüşüldü. Üç ana başlığı (deniz güvenliği, iklim değişikliği, çevre ve biyolojik çeşitlilik ve altyapı) kapsayan Japonya-Fransa Kapsamlı Denizcilik Diyaloğu aracılığıyla Hint-Pasifik'teki iş birliği güçlendirildi. Öte yandan iki ülke, 2019'da Kamboçya'da Avustralya ve ABD ile Hint Okyanusu'ndaki La Crosse deniz tatbikatlarına katıldı.

HİNDİSTAN’IN KRİTİK ROLÜ

Hint-Pasifik'teki özgürlüğünü korumaya çalışan Hindistan, bölgede ağ güvenlik sağlayıcısı olarak hizmet vermeye çalışıyor. Öte yandan, bölgede eşit derecede pay sahibi olan ülkelerle deniz güvenliği ortaklıkları da dahil olmak üzere çok taraflı ortaklıklar geliştirme yönünde adımlar atıyor. Hindistan'ın bölgedeki ortaklarla ilişkileri aynı zamanda oradaki rolünü de gösteriyor.

2019'da Bangkok'taki Doğu Asya Zirvesi sırasında başlatılan SAGAR (Bölgedeki Herkes için Güvenlik ve Büyüme) vizyonu, Hindistan'ın kurallara dayalı bir bölgesel mimari inşa etme taahhüdünün kanıtı olarak öne çıktı. Bu kapsamda Hindistan’ın öncelikleri deniz güvenliği, denizcilik kaynaklarını geliştirme ve kaynak paylaşımı, afet riskinin azaltılması ve yönetimi; bilim ve teknoloji, akademik iş birliği, durum bağlantısı ve deniz taşımacılığı şeklinde sıralanabilir.

HİNDİSTAN-JAPONYA-FRANSA ORTAKLIĞI NELER GETİRECEK?

Hindistan, Fransa ve Japonya'nın Hint-Pasifik bölgesinde lider paydaşlar olmayı hedeflediği açık bir şekilde gözüküyor. Bu üç ülke, birbirleriyle ve diğer ülkelerle birlikte çalışarak, Hint-Pasifik'in açık ve barışçıl kalmasını, böylece refah fırsatlarının gelişmesini sağlama görevini üstleniyor.

Japonya ve Fransa arasındaki en son ortak açıklamalar, uzay, uzay temelli deniz gözetimi ve siber uzay gibi alanlarda iş birliğini genişleterek uzun vadeli bir güvenlik ilişkisine girme arzusunu gösteriyor. Ayrıca, Hindistan ve Japonya arasında uzun süredir devam eden sahil güvenlik iş birliğinin Fransa'ya kadar genişletilme olasılığı bulunuyor.

Hindistan-Fransa-Japonya üçlü ortaklığı, daha fazla “Asya kayıt dışılığını” teşvik etmeye ve böylece Hint-Pasifik bölgesinde iş birliğini güçlendirmeye yardımcı olabilecek ortak bir çerçeve. Bununla birlikte, Çin'in savaşçılığına ilişkin ortak endişelerine rağmen, Hindistan-Japonya-Fransa ortaklığındaki en büyük darboğaz, bazı ikili çelişkilerde yatıyor. Bu üçlünün başarılı olması için kapasite geliştirme, bağlantı ve sürdürülebilir altyapı gelişiminin teşvik edilmesi gerekiyor.

İNGİLTERE BÖLGEDEKİ KONUMUNU GÜÇLENDİRİYOR

Hindistan, Fransa ve Japonya’nın yanı sıra İngiltere de Hint-Pasifik bölgesinde etkisini artırmaya çalışıyor. Hafta başında İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallace, Kraliçe Elizabeth liderliğindeki İngiliz Carrier Strike Group'un (CSG) Hindistan, Japonya, Güney Kore ve Singapur'un da aralarında bulunduğu 40 ülkeyi ziyaret edecek bir "küresel konuşlandırma" gerçekleştireceğini açıkladı. Konuşlandırma aynı zamanda İngiltere'nin Hint-Pasifik bölgesindeki yeni konumunu güçlendirmeyi amaçlıyor. 

İngiliz Yüksek Komisyonu'ndan yapılan açıklamada, CSG'nin "Hint Okyanusu'nda Hint ordusuyla birlikte çalışabilirliğimizin ölçeğini genişletmeyi ve paylaşılan tehditlere karşı savunma ve demokratik değerlerimizi koruma yeteneklerimizi geliştirmeyi amaçlayan birkaç ortak tatbikat yapacağı" belirtildi.

 

İngiltere Hint-Pasifik'e yönelik niyetlerini açıkça ortaya koyuyor, ancak Londra'nın Hint-Pasifik stratejik konseptini onaylaması veya Çin'e yönelik politika yaklaşımı kolay olmadı. Örneğin, 5G teknolojisi söz konusu olduğunda, İngiltere başlangıçta Huawei'nin telekomünikasyon altyapısında "bir dayanak noktası" olmasını planlamıştı. Bu da Ocak 2020'de ülkenin istihbarat kurumlarından onay almıştı. Ancak ABD'nin sert itirazları İngiltere'nin kararını değiştirdi.

ABD’NİN İTİRAZLARI İŞE YARAMADI

ABD son yıllarda Amerikalı ortakların Huawei'nin telekomünikasyon altyapılarına girmesine izin vermemesini sağlamak için çaba sarf ediyor. Bu çabalar özellikle Trump yönetimi döneminde artmıştı. 

Trump'ın sekreterlerinden Mark Esper, "Eğer ülkeler Huawei rotasına gitmeyi seçerse, bahsettiğimiz tüm bilgi paylaşımını ve istihbarat paylaşımını tehlikeye atabilir ve en azından o ülkeyle ilişkimizi baltalayabilir" şeklinde açıklama yapmıştı.

Ancak İngiltere'nin Çin ve Hint-Pasifik konusundaki tutumu son zamanlarda çok daha net hale geldi. Bu yılın mart ayında İngiltere, Çin'i "İngiltere'nin ekonomik güvenliğine yönelik en büyük devlet tabanlı tehdit" olarak tanımlayan ilk kapsamlı güvenlik ve dış politika olan raporu yayınladı.

Bu raporda Çin, İngiltere ve müttefiklerine meydan okuyan ve farklı değer sistemlerine sahip "otoriter bir devlet" olarak nitelendirildi. Belgede İngiltere'nin belirli küresel konularda Çin ile çalışmaya devam edeceği belirtilse de buna ek olarak, "kritik ulusal altyapımızın, kurumlarımızın ve hassas teknolojimizin korunmasını artıracağız ve tedarik zincirimizin dayanıklılığını güçlendireceğiz, böylece güvenle etkileşime geçebileceğiz. Değerlerimizin ve çıkarlarımızın tehdit edildiği yerde veya Çin mevcut anlaşmaları ihlal ederek hareket ettiğinde savunmaktan çekinmeyeceğiz" ifadeleri yer aldı.

İngiltere'nin ayrıca altıncı nesil savaş teknolojilerinin geliştirilmesi konusunda Hindistan ile iş birliği yapmayı kabul ettiği ve Hindistan Donanması'nın önerdiği ikinci yerli uçak gemisi için Kraliçe Elizabeth gemisinin tasarımını sunduğu bildirildi. Öte yandan İngiltere, Hint Donanması'nın Hint Okyanusu Bölgesi Bilgi Füzyon Merkezi'ne (IFC-IOR) bir İrtibat Subayı göndermekle de ilgileniyor. IFC-IOR, Hint Okyanusu Bölgesi'nde Hint-Pasifik'in benzer fikirli ortaklarını içeren ve iş birliği gerçekleştirilen önemli bir bilgi paylaşım merkezi.