Hibrit savaş ve Türkiye'ye yönelik tehditler  

Dünya genelinde yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmeler, global etkileri ile birlikte halklar ve hükümetler üzerinde gerginliğe yol açıyor. Yaşanan gelişmelerin arka planında yer alan karanlık dokunuşlar ise zihinlerde ürkütücü izler bırakan bir araç niteliğinde.

Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği arasındaki Soğuk Savaş dönemi sonrası, evrim geçiren savaş taktikleri, tarihe farklı boyutları kapsayan kayıtlar düştü. Bunlardan biri de acımasız unsurları içerisinde barındıran ve bazı uzmanlar tarafından "Şeytani bir buluş" olarak adlandırılan Dördüncü Nesil Savaş, yani "hibrit savaş". 

Türkiye dahil dünyanın birçok noktasında kendine hedef bulan hibrit savaş, açık ya da gizli olarak birden fazla savaş aracının belirli bir amaç için karmaşık bir biçimde kullanıldığı savaş türü olarak tanımlanır. Bu askeri doktrin ilk defa 1980'li yılların sonunda bir grup Amerikalı analist tarafından savaş halinin tek merkezden idare edilmeyen bir biçime dönüşmesini anlatmak için kullanıldı. En basit haliyle, düşman kabul edilen devlete, ideolojik ağlar ile psikolojik harp uygulayan savaş biçimidir. Söz konusu ağların hayata geçirilmesi sırasında kullanılan araçlar içerisinde terörizm, ekonomik baskılar ve siber saldırılar kullanılabilir. Dördüncü Nesil Savaş yürüten güçlerin amacı toprak işgal etmekten ziyade, hükümet değişikliği ile kendine yakın kukla devletler oluşturarak fayda sağlayıcı ortam oluşturmak olarak gösterilir. 

Savaş bile belli başlı etik kurallara ve geleneksel bir yapıya, farklı stratejilere ve hukuka tabidir. Fakat Dördüncü Nesil Savaş teknikleri, kabul edilemez görülen çatışma şekillerini dahi kabul edilebilir varsayar. Karmaşık ve uzun dönemli, terörizmi kullanan, milli sınırları aşan, düşman kabul edilen ülkenin kültürüne doğrudan tecavüz eden, şiddetli ve kapsamlı psikolojik baskı ve medya manipülasyonlarına yer veren araçlar kullanan hibrit savaş, ayrıca politik, ekonomik ve askeri mevcut şebekelerin yanında mücadele dışı unsurları ve taktik ikilemleri kullanır. Meşru olmayanı meşrulaştırmaya yönelik adımlar atar ve bunları gerçekleştirirken kullandığı araçlar ile yeni bir taraftar kitlesi oluşturur. Ateş ve manevra esas savaş unsuru olmaktan çıkar, silahlı çatışma düşman varsayılan ülkeyi yok etmeyi doğrudan hedeflemeyip onun maneviyatını ve kazanma azmini kırmaya yönelik etki amaçlar. Terörist saldırılar ile hareket ve tepki kabiliyetini kısıtlar, teknolojik iletişim araçları ve sivil toplum örgütleri gibi aktörler ile psikolojik çöküntü oluşturmaya çalışıp kararlılığı yitirmeyi hedefler. Mezhep çatışmasına uygun bir yapı varsa kışkırtıcı hamleler kullanarak sıcak çatışmayı körükler.

YAKIN GEÇMİŞ VE GÜNÜMÜZDEN HİBRİT SAVAŞ ÖRNEKLERİ

Askeri uzmanların deyimiyle; hibrit savaş gözle görülmesi zor bir savaş tekniğidir. Eğer bir ülkeye hibrit saldırısında bulunulursa, bu saldırıya yine hibrit savunma yöntemleri ile karşılık vermek en doğru hareket olacaktır. Nitekim hibrit savaş, uluslararası hukukun ve savaş kurallarının kabul ettiği klasik savaş ilanı ve çatışma ortamı yerine, bir ülkenin düşman kabul edilen ülkeye, politik, ekonomik ve enformatik yollarla siyasi iradesini dayatma arzusunu temsil eder. Yakın geçmiş ve günümüzde bu savaş tekniğinin uygulandığı veya uygulamaya konulduğu lokasyonlar hakkında tahmin yürütmek zor değil. Arap Baharı diye adlandırılan isyan ve katliam dalgasında yaşanan gelişmeler, Ukrayna ile Rusya arasındaki çatışmalar, Venezuela başta olmak üzere bazı Latin Amerika ülkelerinde yaşanan gerginlikler hibrit savaş adına örnek teşkil edecek nitelikte. 

Hibrit savaşta hedef ülkede yaşayan bir kısım halk önceden örgütlenir ve eğitilir, bu süreçte istihbarat elemanları ve gayri nizami harp unsurları hedef ülkeye sızdırılır. Hedef hükümet aleyhinde karalama kampanyaları başlatılır, bilgi kirliliği ve gerçeğe aykırı haberler ile halk kışkırtılır. Bu sürece kaynağı belirsiz siber saldırılar ve varsa hükümete dair gizli faaliyetler deşifre edilerek destek verilir. Varsa ele geçirilen yolsuzluk veya rüşvet belgeleri kamuoyu ile paylaşılır. Yoksa düzmece belgeler ile seçilen kitle dışında da memnuniyetsizlik oluşturulmaya çalışılır. Hedef ülkenin savunma planları, seferberlik çalışmaları, acil durum senaryoları deşifre edilir. Bu noktaya kadar elde edilen gelişmeler sözde bağımsız kişi veya sivil toplum örgütleri aracılığıyla uluslararası arenaya taşınarak tartışmaya açılır ve hedef ülkeyi dışarıdan baskı altına alacak bir ortam oluşturulur.

Hedef ülkeye yönelik hibrit savaş yürüten hükümet kaynakları çeşitli açıklamalar ile sempati kazanmaya çalışır. İlerleyen süreçte bu sempati aracılığıyla ekonomik veya askeri yaptırım, ambargo ve insani yardım araçları adı altında çeşitli uygulamalara geçilir. Hedef ülkede grevler, iş bırakmalar, sokak protestoları ve şiddete yönelik kışkırtmalar çeşitli aktörler aracılığıyla uygulanarak güvenlik güçleri ve sivil oluşumlar arasında çatışmalar yaşanması sağlanır. Bu çatışmalarda yaşanacak can kayıpları ve yaralanmalar da yine aynı güçler tarafından abartılmış olarak propaganda malzemesi yapılır, kamuoyuna sunulur ve uluslararası arenadan destek beklenir. Devlet kurumlarına saldırılar ve kurumları işgal süreci başlar, bilinçli bir otorite boşluğu oluşturulur. Fiili isyan hareketleri tetiklenerek, hedef ülkeye yönelik ambargolar genişletilir ve ilaç gibi hayati öneme sahip ürünlerin sevkiyatı engellenir. Tüm bu durumdan hedef ülke yönetimi sorumlu tutulur. Hibrit savaş içerisinde tüm bu gelişmelere paralel olarak bölgede faaliyet gösteren terör örgütleri de sahnede yerini alır.

Dünyanın farklı noktalarında yaşanan toplumsal olaylar göz önünde bulundurulduğunda, hibrit savaş, toprak işgalinden ziyade yönetim yapısını zayıflatarak milli devletin mücadele azmini ve iradesini kırmaya yönelik bir doktrin olarak karşımıza çıkar. Belirli oluşumlar tarafından gayriresmi kurgulanan senaryolar, ekonomik veya askeri stratejik gelişmeleri etkileyecek şekilde, sivil halkın gözünden gizlenerek uygulayıcı oluşum tarafından hedef ülkeye yönelik uygulamaya konulur. Askeri olarak varlığını reddeden uygulayıcı oluşum, hedef ülkede yaşananlarla ilgili hiçbir bağlantısı bulunmadığını ifade eder ancak arka planda durum farklıdır. Dördüncü Nesil Savaş sırasında modern teknoloji imkanları en üst seviyede kullanılır. Bu kapsamda harbin enformasyon boyutu ön plana çıkar, düzmece haberler ile gerçekler değiştirilir ve kendi çıkarına uygun hayali anlatımlar oluşturulup, kendi zayıf yönlerini gizlemek esas alınır.

Hedef ülke psikolojik yıpratmayla boğuştuğu bu savaşın ilk dönemlerinde kitlesel kayıplara, sosyal ve ekonomik çöküşlere ve uluslararası arenada ağır imaj kaybıyla karşı karşıya bırakılarak büyük bedel öder. Üçüncü ülke ve bu ülkelerde yaşayan halklar durumun vehametini fark etmeyebilir ya da geç fark eder ve bunun sonucunda çeşitli açıklamalar gelebilir. Fakat, artık çok geç olduğu için bu söylemler hiçbir anlam ifade etmez. Yaşanan gelişmeler ve hibrit savaş doktrinine yönelik bilgiler ve verilere ilişkin değerlendirmeler gözlemlendiğinde, günümüzde yaşanan ve özellikle son 10 yıla damga veren birçok olay aydınlığa kavuşuyor. 

TÜRKİYE'YE YÖNELİK TEHDİTLER

Öte yandan yönetilen hibrit savaş projelerinde hedef ülke olarak Türkiye de önemli bir noktada bulunuyor. Osmanlı İmparatorluğu döneminde "misyonerlik" faaliyetleri adı altında sürdürülen savaş teknikleri, terör örgütleri ile günümüzde devam ediyor. Geçmişte farklı oluşumların yürüttüğü faaliyetleri günümüzde PKK, PYD/YPG, DHKP-C, DEAŞ, FETÖ gibi terör örgütleri gerçekleştiriyor. Asılsız düzmece haberler ile özellikle Türk güvenlik güçleri karalanmaya çalışılıyor. Yaşanan gelişmelerin Türkiye'nin siyasi ve ekonomik stratejilerine yönelik adımlarla paralel hareket etmesi ise Türkiye Cumhuriyeti'ne yönelik savaşa dair şifreleri gözler önüne seriyor.

Daha önce bu konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Azerbaycanlı araştırmacı yazar Ali Hacızade, konuya ilişkin şu ifadeleri kullanıyor: "Soğuk savaş döneminde, Sovyetler Birliği yanında Türkiye'nin NATO'da müttefiki olan Avrupa devletleri, ASALA gibi terör örgütleri ile iş birliğine gitti, onlara kolaylıklar sağladı, destek verdi. Bu iş birliği çok sayıda Türk vatandaşı, diplomat ve onların aile fertlerinin hayatına mal oldu. 1970-80'li yıllarda söz konusu güçler Türkiye'de iç karmaşa çıkarmanın senaryosunu çizdi ve uyguladı. 1980'lerin sonlarında ASALA yerini PKK'ya bıraktı. ASALA'yı kollayan güçler bu kez PKK'nın arkasında yer aldı. Bu süreçte PKK’nın silah ve lojistik desteği hiç kesilmedi. Türkiye'ye karşı savaş yürüten aktörler kendi çıkarları doğrultusunda Türkiye'ye karşı yeni senaryolar hazırlayıp uyguluyor. Bazı insanlar bu savaşın sadece terör tarafına odaklanıyor, oysa enformasyon ve iletişim ayağı da var. Söz konusu güçler Türkiye'de istediklerini yapmak, devlet makamlarına, iş ve siyaset çevrelerine, medyaya sızmak ve buralarda belirli bir mevkilere gelmek için senelerce ülke içerisindeki piyonları kullandı. Bu piyonların en etkilisi FETÖ oldu. Örgütün bağlantılarına bakıldığında oluşumun hangi amaçlara hizmet ettiği açıkça görülüyor."