İlaç şirketlerinin verileri ne kadar şeffaf?

Kırıkkale'de noter olarak çalışan Avukat Hacı Ali Özhan'ın aşı karşıtlarının bir araya geldiği Dayatmasız Yaşam Partisi’nin (DYP) kuruluş dilekçesini İçişleri Bakanlığı'na vereceğini açıklaması hem destek buldu hem de tepkilere neden oldu. Dünya genelinde aşı karşıtlarının 2020 yılında düzenlediği eylemlerin de temelini oluşturan ve aşı karşıtlarının savunmalarında sık sık yer alan ilaç şirketlerine bir de yakından baktık. En bilinen şirketler kamuoyundan neler gizledi, ne cezalar verildi?

Dünyanın en tartışmalı sektörlerinin başında kuşkusuz ‘sağlık’ gösterilebilir. İddialar, bulgular, araştırmalar ve davalar ile gün yüzüne çıkan skandallar her geçen gün artarken, 2000’li yıllara kadar uygulanan özelleştirme politikalarının eksiklikleri de milenyum ile birlikte ortaya döküldü.

Martin Weitz, 1974 yılında yayınlanan “Health Shock: A Guide to Ineffective ans Hazardous Medical Treatment” isimli kitabında, sağlık sektörüne dair önemli detaylara yer vermişti.

Burada özellikle doktorların uygulamalarının ne kadarının hastanın sağlığı üzerinde etkili olduğunun saptanmasının zorluğuna değinen Weitz, önemli bir kapıyı da aralamış oldu.

Dünyanın ‘gelişmiş’ ülkelerinde yaşanan skandallar çift yönlü problemleri de beraberinde getiriyordu. Yapılan araştırmalar ise, çoğunlukla gereklilik noktasında tıkanıyor ve doğru sonuca ulaşmak mümkün olmuyordu. Ayrıca, artan biyoloji laboratuvarları ve ilaç şirketlerinin kâr amacıyla mı yoksa toplum sağlığına mı önem verdiği ayrımı yapılamıyordu.

Bu ayrımın tam olarak netleştirilememesine rağmen hem yapılan denetimler hem de denetimler sonrasında şirketlere uygulanan yaptırımlar nedeniyle birden fazla üretici faaliyetlerini bulundukları ülkelerin dışına taşımaya başladı.

İlk olarak ABD’de kurulan şirketlerin Avrupa açılımı geldi hemen akabinde de hem ABD hem de Avrupa’da kurulan şirketlerin İsrail ve diğer ülkelere dağılması hız kazandı.

İlaç şirketlerinin kanunsuz üretimleri ve ürettiklerini pazarlamak için başvurdukları yöntemlere dair daha fazla bilgi yayılmaya başlarken Berlin Merkezli Transparency International (Uluslararası Şeffaflık Derneği) araştırmasını baz alan bir Dünya Sağlık Örgütü ( WHO) raporu yayınlandı.

Söz konusu rapora göre, dünyada sağlık sektörünün tedavi amacıyla yaptığı harcamaların yüzde 10 ile 25 arası dilimi manipülasyon, rüşvet gibi çeşitli nedenlerle çöpe gidiyordu. Avrupa Sağlık Sektörü Sahtekarlık & Yolsuzluk Ağı (European Healthcare Fraud & Corruption Network / EHFCN) açıkladığı verilere göre ise Avrupa’da yıllık toplam sağlık harcamaları 1 trilyon euroya kadar ulaşıyor ve bu rakamın en az 30 milyar eurosu (100 milyar euroya kadar çıkabiliyor) yolsuzluklar nedeniyle buhar oluyor.

Fortune’da yayınlanan verilere göre, ilaç sektörünün brüt kar marjları yüzde 70 ile 90 arasında değişiyor

Kurulan ilk ilaç şirketlerin tartışmalı ilaçları ise toplum sağlığı üzerinde önemli rol oynuyor. Bu firmaların arasında öne çıkanlardan birisi de Baxter International Inc.

1931 yılında Illinois’de kurulan şirket, bir BioScience üretim merkezi olarak biliniyor. Başta Hemofili olmak üzere kanama bozuklukları tedavisinde kullanılacak ilaçların üretimi ile piyasada adını duyuran Baxter, Avrupa’da üretim merkezi kuran ilk şirketlerden birisi aynı zamanda.

Baxter 1980 – 1998 yılları arasında satışlarını 5,7 milyar dolara, çalışan sayısını da 30 binden 42 bine yükseltti.

Şirkete verilen bazı cezalar ise;

Kentucky – 2 milyon dolar,

Vinsconsin – 1,1 milyon dolar,

Hawaii – 400 bin dolar,

Illinois – 6,8 milyon dolar

2000’li yıllara gelindiğinde ise özellikle ulus devletlerin sağlık harcamalarına ilişkin politikaları ve toplum sağlığının virüsler nedeniyle sekteye uğraması, dünya genelinde bir dönüşümün de gerekliliğini gözler önüne serdi.

2002 yılında PhRMA tarafından finanse edilen 675 lobicinin tespit edilmesi ve ilaç firmalarının bizzat üretim ve dağıtım sırasında uyguladıkları manipülasyon tekniklerinin deşifre edilmesi tüm dikkatleri de sektör üzerinde yoğunlaştırdı.

Özellikle 2007 yılında 81 kişinin Baxter tarafından üretilen kan sulandırıcı heparin nedeniyle hayatını kaybetmesi, şirketin itibarını kaybetmesinde rol oynadı.

Eylül 2009’da ABD’nin en büyük ilaç firmalarından birisi olan Pfizer’e kanunları ihlal ederek ilaç satışından ve promosyonundan dolayı 2,3 milyar dolar para cezası verildi. Bu ceza, tarihin en büyük yaptırımı olarak da kayıtlara geçti.

Zaman içerisinde üretimine yeni kalemler ekleyen Baxter, son olarak da gündeme tartışmalı aşı üretimleri ile geliyor. 2014 yılının mart ayında bir biyo-farmasötik şirketi de kuran Baxter, temmuz ayında birden aşı sektöründen ayrıldığını duyurarak tüm ticari aşı portföyümü Pfizer’e devretti.

Bottle of Lies: The Inside Story of the Generic Drug Boom kitabı ise adeta bir dönüm noktası oldu. Katherine Eban’ın kitapta yer verdiği iddialar ilaç şirketleri ile birlikte ABD Gıda ve İlaç İdaresi’ni (FDA) kapsayacak biçimde bir soruşturma yürütülmesi gerekliliğini de gözler önüne serdi.

ABD dışında, özellikle de Çin ve Hindistan’da üretilen ilaçların (tansiyon ilaçları Losartan ve Valsartan'ın geri çağrılması) muadil ilaçları da tartışmaya açtı. İlaç arzının yüzde 90’ının muadiller ile karşılandığını iddia eden Eban’ın kitabında ise iki isim ön plana çıktı: Peter Baker ve Dinesh Thakur.

FDA’nın Çin ve Hindistan’daki üretimleri denetlemekten sorumlu müfettişlerinden olan Baker ve New Jersey'de Bristol Myers Squibb için çalışan genç mühendis Thakur’un da adının karıştığı skandallar basın tarafından da ilgi görürken Eban, kişisel güvenliği nedeniyle sağlık sektörü hakkında bir daha yazmama kararı aldığını açıkladı.

Sağlık ve aşılar ile ilgili son skandallar da koronavirüs (Covid-19) pandemisi ile birlikte yeniden patlak verdi.

İlaç şirketlerinin bugüne ulaşan davalar nedeniyle güvenilmez kurumlara dönüşmesi ve neden oldukları ölümlerin sorumluluklarını almaması, sosyal ağlar üzerinden yürütülen aşı karşıtı kampanyalara temel oluşturdu.

Dünya genelinde beş milyondan fazla insanın ölümüne neden olan Covid-19 için yaygın olarak kullanılan Pfizer – BioNTech aşısının Avrupa ve Amerika’da protestolarla karşılanmasına gerekçe olarak da sık sık ilaç şirketlerinin manipülasyonları gösterildi.

Türkiye’de aşı karşıtı parti kurulmasına “Dayatmasız Yaşam Partisi’nin (DYP)” kadar uzanan süreçte ne Dünya Sağlık Örgütü, ne FDA ne de ülkelerin sağlık bakanlıkları toplumun güvenini kazanabilecek bilgi ve bulguları kamuoyu ile paylaşmadı.

Bu duruma fakir ülkelerin aşıya ulaşmaktaki zorlukları da eklenince, ‘kitle bağışıklığı’ her geçen gün zorlaştı. İlk aşıyı üreterek ülkesinde vaka sayısını sıfırlamayı başarmasına rağmen Çin’den gelen son kapanma haberleri ise aşı tartışmalarını alevlendirdi.

Dünya genelinde çeşitli özendirici kampanyalara rağmen aşılama oranının istenilen düzeye getirilememiş olması pandeminin ekonomik yükünü her geçen gün artırırken, kamuoyu tüm tarafların şeffaf bir açıklama yapması için baskısını ulaşabildikleri her mecradan sürdürüyor.