Güvenli bölge

S-400'lerin teslimatının ardından “güvenli bölge” meselesini tekrar gündemine alan, ABD ile anlaşılamaması durumunda bölgeyi kendisinin oluşturacağını belirten Türkiye, halihazırda tarihinin en büyük askeri yığınağını Suriye sınırına yapmış bulunuyor.

Güvenli bölge

8 yıldır devam eden Suriye iç savaşı, Türkiye için bir ulusal güvenlik meselesi konumunda. Savaşın getirdiği yıkımla birlikte meydana gelen göç akımları, göçmenlerle birlikte ülkeye sızan teröristler, göçmenlerden boşalan yerlere PKK/PYD ve DAEŞ gibi terör örgütlerinin yerleştirilmesi, hatta Türkiye’ye sınır komşusu olması ve zaman zaman Hatay sınırından gelen füze saldırıları Türkiye’nin haklı güvenlik endişesini ortaya koyuyor.

Türkiye’de zaman zaman tampon bölge ve güvenli bölge kavramlarını kullanarak bu ihtiyacını dile getirmiştir. 2012 yılında yapılan açıklamalarda terör örgütlerinin sızma girişimleri olabileceği ve duruma göre tampon bölge oluşturulması ihtimalide göz önünde bulundurulmuştur.

ABD’nin güvenli bölge talebini bekletmesi ve bu konu ile ilgili herhangi bir adımın atılmamış olması ve PYD/PKK’ya binlerce tır silah sevkiyatı yapılması, Türkiye’yi farklı arayışlara iterek Rusya ve İran ile birlikte Astana sürecini başlatmıştır. Bu süreçte Türkiye, Suriye’nin belirli yerlerindeki çatışmasızlık bölgelerine destek vermiş ve bizatihi kendisi de Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarını gerçekleştirmiş ve kendi güvenli bölgesini oluşturmuştur. Ancak Fırat Nehri’nin doğusundaki PYD kontrolü devam hala etmektedir.

Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, güvenli bölge için, “Suriye'de Türkiye sınırı boyunca bizim tarafımızdan oluşturulacak güvenli bölge dahil, hatırlayın Obama döneminden itibaren benim vurguladığım, bu güvenli bölge konusu 20 mil olarak kendisi tarafından da ifade edildi ki bu da 32 kilometre derinlikte bir güvenli bölge.” ifadelerini kullandı.

Yaklaşık olarak 460 kilometrelik bir alanı kapsayan hat AA’nın ölçümlerine göre, Türkiye-Suriye sınırında 32 kilometre derinlikte olacak. Rakka ve Haseke'nin kuzeyindeki yerleşimleri içine alacak olan hat, batıdan doğuya Sırrin, Ayn İsa'nın kuzeyi, Suluk, Resulayn, Tel Temr'in kuzeyi, Derbesiye, Amude, Kamışlı, Verdiyye, Tel Hamis, Kahtaniyye, Yerubiyye ve Malikiye’yi kapsıyor. Hat, batıda, Münbiç'in doğusundaki Sacur çayı kıyısından başlıyor. Münbiç ilçe merkezi, 32 kilometrenin dışında kalıyor. Diğer taraftan, 32 kilometrelik alanın fiziki olarak içinde kalan Haseke ilinin Kamışlı ilçe merkezinde, Beşşar Esed rejimi varlık gösteriyor.

Bu hat, özellikle son dönemde gündemden düşmeyen Suriyeli mülteciler için de Türkiye’nin elini güçlendirmiş olacak. Çatışmalardan kaçıp Türkiye’ye sığınan mültecilerin can ve mal güvenliği bu hat sayesinde güvence altına alınmış olacak.

Son olarak bu konu ile ilgili açıklama yapan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın konuyla ilgili olarak , “Buranın kontrolü Türkiye'de olacak. Dolayısıyla burada Türkiye'nin askeri konuşlanmasıyla, istihbari faaliyetleriyle, yerel halkın sürece dahil edilmesiyle bir güvenli bölge oluşturulacak. Cerablus-El Bab hattında, Afrin'de ve oradan İdlib'e uzanan coğrafyada bu gerçekleştirilmiş durumda. Adına güvenli bölge denmese de şu anda fiilen orada Türkiye'nin kontrolünde bir güvenli bölge hattı var. Baktığınız zaman bu saydığım coğrafya içerisinde ne rejim unsurları var ne PKK/PYD/YPG unsurları var ne de DEAŞ unsurları var. Buralar güvenli bir bölge halinde yerel halk, yerel kent konseyleri tarafından yönetilmekte. Benzer bir model Münbiç’de ve Fırat'ın doğusunda da rahatlıkla uygulanabilir.” ifadelerini kullandı.

Türkiye “güvenli bölge” konusunda tutum ve tavrını en baştan beri net olarak ortaya koyan tek ülkedir. Bu yöndeki iradesini sık sık yineleyen Türkiye, Fırat’ın batısında uyguladığı operasyonlar ve kurmuş olduğu güvenli bölgelerle bu konudaki kabiliyetini ve gücünü ispat etmiştir.