Dünya ülkeleri "göç yönetimi"nde sınıfta kaldı

Dünya genelinde milyonlarca insan yerlerinden edilirken, zengin ülkelerin göçmen politikaları tartışmaları da beraberinde getiriyor. Peki, göç ne demek? Dünyada ne kadar göçmen var?

Çatışma bölgeleri, Covid-19 pandemisi, salgın hastalıklar, eğitim, tedarik zincirindeki aksamalar, sosyal eşitsizlikler, savaş ve daha birden çok nedenle insanlık yüzyıllardır göç ediyor.

Fakat göçü tetikleyen unsurlar hem bölgelere hem de milletlere göre büyük oranda farklılık göstermesine rağmen temel ihtiyaçlar hiyerarşisinin ilk basamağındaki nedenler her zaman öncü güç olarak karşımıza çıkıyor.

Günümüzde de milyonlarca insan, daha insani koşullara sahip olabilmek için yaşadıkları coğrafyaları terk ediyor. Süper güçler sömürge sistemlerine dahil olan küçük devletler üzerinden varlıklarını artırırken göçe ilişkin politikaları ile de dünya genelinde ortak bir politika belirleyebilmek için yoğun çaba sarf ediyor.

Birleşmiş Milletler’e bağlı kurumlarla birlikte IMF göçe ilişkin raporlarında sık sık “yerlerinden edilmiş insanları ağırlamak için en çok çaba gösteren ülkeler takdir edilmeli” vurgusunu yineliyor. Ve “göçmen” ya da “mülteci” sıfatı ne olursa olsun yerlerinden edilen milyonlarca insanın barınma, sağlık hizmetleri ve eğitim hakkına ulaşabilmesi için yardımcı olunmasının da altını çiziyor.

Bütün bunlarla birlikte göçün ülkelere ekonomik etkilerini analizler ile raporlayan uluslararası kuruluşlar; işgücü artırımı, yatırım teşvikleri, büyümeye katkı gibi alanlarla olumlu olabileceği sonucuna da varıyor.

Göç etmek zorunda kalanların entegrasyonu için ise yine olumlu sonuçlardan yola çıkarak;

- İşgücü piyasalarının göçmenleri özümseme yeteceğinin güçlendirilmesi,
- Dil ve iş eğitimi sağlayarak eğitim ve öğretime erişimin sağlanması,
- Şeffaf prosedürler uygulanarak becerilerin tanımlanması,
- Son olarak da girişimcilerin bürokraside takıldıkları noktaların dönüştürülerek desteklenmelerini öneriyor.

Peki, bütün bunlar gerçeği ne kadar yansıtıyor?

Başta Avrupa olmak üzere birden fazla ülkenin yaşlı nüfusa doğru hızla ilerlemesi ihtiyaç duydukları işgücünü farklı coğrafyalardan sağlamasının başlıca nedenlerinden birisi.

Yapılan son açıklamaya göre Almanya’nın yılda 400 bin göçmene ihtiyacı olmasına rağmen Irak’tan Almanya’ya geçmek üzere hareket eden binlerce göçmen Polonya sınırında ve askeri gözetim altında can veriyor.

ABD sınırında, başta Meksika olmak üzerde Latin Amerika ülkelerinden göç edenlerin geri gönderilmesi çalışmaları hızla devam ediyor.

İngiltere’nin muhafazakar milletvekilleri ülkeye göç etmek isteyenlerin 12 bin kilometre uzağa gönderilmesini öneriyor. Brexit’in ardından ülkeye sınırlı sayıda göçmen alan İngiltere’ye ulaşmak için Kanal’dan geçmeye çalışıyor.

İspanya, Yunanistan, İtalya denizden ülkelerinde ulaşmak isteyen göçmenleri geri iterken, Akdeniz’de can pazarı sürüyor.

Pakistan, Hindistan Afganistan’dan gelen göçmenlere dikenli tellerle önlem alırken Asya ülkelerinin birçoğunda mülteci kamplarının hali görenleri hayrete düşürüyor.

Tunus, Libya hattında göçmenler çöllere sürülerek ölüme terk ediliyor.

Yemen’den kaçmak isteyenler denizden başka yol bulamazken Etiyopya’dan çıkmak isteyenler çevre ülkeler tarafından baskılanmaya devam ediyor.

Demografik güçler, küreselleşme ve çevre sorunları politika geliştirme çabalarından daha hızlı ilerliyor.

BM Göç Ajansı (IOM) Dünya Göç Raporu 2020'ye göre, Haziran 2019 itibariyle, uluslararası göçmenlerin sayısının dünya genelinde yaklaşık 272 milyon olduğu ve bu sayının 2010 yılına göre 51 milyon daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Uluslararası göçmenlerin 48 milyonunu kadınlar oluştururken çocukların sayısı ise 38 milyona kadar ulaşıyor.

UNHCR'ye göre, 2019 sonunda dünya çapında küresel olarak zorla yerinden edilen insan sayısı 79,5 milyondu. Tahminen dört uluslararası göçmenden üçü çalışma yaşında, yani 20 ila 64 yaşları arasında. Dünya çapındaki uluslararası göçmenlerin yaklaşık yüzde 31'i Asya'da, yüzde 30'u Avrupa'da, yüzde 26'sı Amerika'da, yüzde 10'u Afrika'da ve yüzde 3'ü Okyanusya'da ikamet etmekteydi.

Uzmanlar, büyük ölçekli mülkeci ve göçmen hareketlerinin izlenmesi için Birleşmiş Milletler üye devletlerine iş birliği çağrısı yapıyor. Mülteciler ve Göçmenler İçin New York Deklarasyonu kapsamında ülkelerin sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğine vurgu yapan analistler, Aralık 2018'de Fas'ta düzenlenen uluslararası göç konulu hükümetler arası bir konferansta kabul edilen Güvenli, Düzenli ve Düzenli Göç için Küresel İlkeler Sözleşmesi'ni geliştirmek için çalışmaların sürdürülmesi gerektiği görüşünde.

The National Interest’te konuya ilişkin makalesinde Jack A. Goldstone, zengin ülkelerin pek çok sorunla karşı karşıya olduğunun altını çiziyor.

Ülkelerin nüfus politikalarını iki çocuk seviyesine getirmek için büyük çaba sarf ettiğini vurgulayan Goldstone, kadınların profesyonel iş yaşamına katılmalarını ve artan masrafları doğum oranının düşmesinin iki büyük nedeni olarak işaret ediyor.

Ülkelerin göçmen krizini değerlendirirken fakir ülkelerden daha zengin ülkelere iltica etmek isteyenlerin hacminin azalmayacağını kabul etmelerinin hayati önem taşıdığına vurgu yapan Goldstone, “Birincisi, şu anda Avrupa ve Kuzey Amerika için en büyük göçmen kaynakları olan Afrika, Orta Doğu ve Asya'nın çalışma çağındaki nüfusu, önümüzdeki otuz yıl içinde bir milyardan fazla kişi artacak. İkincisi, yoksul ülkeler zenginleştikçe, yurtdışına taşınma arzusunu kolaylaştıran eğitim ve tasarruf imkanları sunuyorlar. Nüfusun yüzde üçünün uluslararası göçmenler haline geldiği yönündeki tarihsel eğilime dayanarak, önümüzdeki otuz yıl içinde çoğu zengin dünyaya gitmek üzere otuz üç milyon insanın taşınmaya çalışacağını bekleyebiliriz” dedi.

Sayının artış göstereceğini belirten Goldstone, göçmenlerin sayısındaki artışı tetikleyecek olan özel durumlar ile bu durumu yönetmek için gerekli kurumların işler hale getirilememesinin birleşiminin binlerce insanın hayatına mal olabileceğinin de altını çizdi.

Goldstone’un önerisi ise işgücün gereksinimini göz önünde bulundurularak göçmenlerin ülkelere kabul edilmesinin önünün açılması. “Göçmenlerin gittikleri ülkelerin değerlerini değiştireceği korkusu tamamen asılsız” diyen Goldstone, çalışma ve başarılı olma şansı verildiğinde göçmenlerin, Donald Trump ve Rishi Sunak'ı destekleyen Hispanik seçmenlerde olduğu gibi, genellikle yeni anavatanlarının değerlerini benimsediklerini ifade ediyor.

Göç için güvenli, yasal ve daha geniş ölçekli politikalar sağlandığında kritik sorunların ve krize dönüşebilecek sınır gerginliklerinin önüne geçilebileceğini belirten Goldstone, söz konusu makalede ‘göçmen’ ya da ‘mülteci’ sıfatı ne olursa olsun milyonlarca insanın adına ‘zengin’ ülkeler lehine karar verdiği gerçeğini maalesef atlıyor.