Geriye kalan paramparça olmuş bir Suriye

Esad ailesinin 50 yıllık hükümranlığı geride kalırken, Suriye’de geriye sadece çökmüş bir ekonomik ve yıkım kaldı. 50 yıldır dikta rejimiyle hükümranlık süren Esad ailesinin korkusu ülkeyi parçaladı. Chatham House’dan Quilliam’ın belirttiği gibi Esad ailesinin vahşet, zulüm ve kendi kendini yok etmenin damgasını vurduğu elli yıllık iktidarının, ülkeyi parçalanmış ve neredeyse unutulmuş bir hale getirdiğine şüphe yok.

Yıllarca Wall Street Journal gazetesinin Şam muhabiri olarak çalışan Sam Dagher, Suriye rejiminin başı Beşar Esad’ın, babası Hafız Esad’ın yerine geçmeye hazırlanırken, “Suriye’yi yönetmek için insanların kafalarına postallarla basmaktan başka yol yok” ifadelerini kullandığını belirtti.

Beşar Esad bu sözleri abisi Basil’in trafik kazasında hayatını kaybetmesinden bir yıl sonra sarf etmişti. 12 Kasım’da Esad ailesinin iktidara gelişinin 50’inci yılı geride kalırken, geride kalan sadece hükümranlık değildi. Bunun yanında Suriye de tamamen geçmişte kalan bir ülkeye dönemeye başladı. Zira 2011 yılında patlak veren iç savaş sonucunda, 1 milyon yakın insan hayatını kaybetti, 7 milyondan fazla Suriyeli dünyanın farklı bölgelerinde mülteci konumuna düştü, ekonomi çöktü, dış politika yerle bir oldu, Suriye lirası pula döndü, ülke 3-4 bölünme noktasında geldi.

“BEŞAR, MODERNİST DEĞİLDİ, POLİS DEVLETİNİN MODERN HALİYDİ”

Babası Hafız Esad’ın ardından görevi devralan Beşar Esad’ın Londra eğitim görmesi, demokratik ülkelerde yaşaması uluslararası toplumda Batı modernizmini özümsediğine dair yanılgıların ortaya çıkmasına neden oldu. Suriyelilerin ülkeyi dikta rejiminden uzaklaştıracak diye umutla bekledikleri Beşar Esad döneminde nispeten de olsa özgürce hareket edebildi. Bu yanılsamaya ilişkin birkaç kitap kaleme alan Alman gazeteci Christine Hilberg, "Beşar Esad’in ‘umut taşıyan’ imajı bir yanlış anlamaya dayanıyordu. Birçok Suriyeli ve Batılı politikacı, bilgisayar ve internetle ilgilenen ve İngiltere'de eğitim gören herkesin, Suriye gibi ülkeleri yönetmeye uygun olacağını düşünüyordu" ifadelerini kullandı.

Hilberg şöyle devam ediyor, “Aslında Beşar bir reformcu değildi. Ne iktidardan vazgeçmeye istekliydi ne de babasının yönetim yapısını kökten değiştirmeye yetecek gücü vardı. O sadece 50 yaşındaki polis devletinde bir çocuktu ve hala da öyle olmaya devam ediyor. Suriye zalimce ve kaba bir diktatörlük gibi görünmese bile vicdansız bir yönetici aile tarafından yönetiliyor.”

50 YILLIK İKTİDARDAN GERİYE KALAN YIKIM

ABD merkezli ABC kanalında 12 Kasım'da Esad ailesinin iktidarıyla ve Hafız Esad’in 13 Kasım 1970'te Suriye’nin 1946'da Fransa'dan bağımsızlığını kazanmasından itibaren iktidarı ele geçirmek amacıyla yapılan bir dizi askeri darbenin ardından kansız bir darbeyle iktidarı nasıl ele geçirdiğiyle ilgili yayınlanan bir haberde, bunun son darbe olacağına inanmak için hiçbir neden olmasa da Esad ailesinin 50 yıldır halen Suriye'yi yönettiğine dikkat çekildi.

Beşar Esad yönetiminin, bazı açılardan bakıldığında babasınınkinden ‘farklı’ olarak tanımlandığı haberde aynı zamanda Beşar’ın iktidarının yarısını savaşta geçirdiğine işaret edildi. Ancak Arap milliyetçiliğini vurgulamak yerine İran ve Rusya gibi müttefikler edinmesine ve buna rağmen sosyalizm yerine yozlaşmış bir kleptokrasi rejimine dayanan Beşar Esad’in babası gibi baskı, uzlaşmayı reddetme ve acımasızca kan dökme gibi aynı araçları kullandığı vurgulandı. Rejimin ülkenin büyük bir bölümünde kontrolü kaybettiği on yıllık bir iç savaş nedeniyle Suriye’nin şu an harabeye dönmüş olmasına rağmen Beşar Esad halen geriye kalan bölgelerde sarsılmaz bir hakimiyet sürdürdüğü belirtilen habere göre Küba'da Castro ailesi ve Kuzey Kore'de Kim ailesi gibi, Esad ailesi de kraliyet mensubu olmayan birkaç yöneticinin yapabileceği şekilde isimlerini ülke tarihlerine yazdılar.

ABC’nin haberine göre İngiliz Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nde (Chatham House) Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı'nda araştırmacı olan Neil Quilliam konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Esad ailesinin vahşet, zulüm ve kendi kendini yok etmenin damgasını vurduğu elli yıllık iktidarının, ülkeyi parçalanmış ve neredeyse unutulmuş bir hale getirdiğinden şüphe yok” ifadelerini kullandı. Ayrıca Quilliam konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Esad ailesinin vahşet, zulüm ve kendi kendini yok etmenin damgasını vurduğu elli yıllık iktidarının ülkeyi parçalanmış ve neredeyse unutulmuş bir hale getirdiğinden şüphe yok" açıklamasında bulundu.

SONUÇ YERİNE

2000 yılında babasının ölümünden sonra iktidara gelen Beşar Esad, oyunu çoğunlukla kurallarına göre oynadı. Fakat eleştirmenler, Esad’ın babasının aksine pek çok fırsatı kaçırdığını ve çok ileri gittiğini düşünüyor. İktidarının ilk dönemlerinde Suriye’yi dış dünyaya açtı ve siyasi tartışmalara izin verdi. Fakat zorluklar ve hızla değişen dünya koşulları karşısında süratle geri adım attı. 11 Eylül saldırılarının ardından ABD Irak’ı işgal ederken sıranın kendisine geldiğinden korkan Esad, yabancı savaşçıların Suriye toprakları üzerinden Irak'a girmesine izin verdi. ABD’nin bölgedeki askeri varlığına karşı ayaklanmaları körükledi ve Washington'u kızdırdı.

Beşar Esad, tıpkı babası gibi, ailenin genç üyelerine Esadlerin gücünü pekiştirmeleri için üst düzey mevkilerde görevler verdi. Fakat Suriyelilere göre Beşar, servet biriktirme konusunda babasından daha açgözlü. Esad ailesi için en büyük zorluk, bölgeyi kasıp kavuran ve Mart 2011’de Suriye'ye ulaşan ‘Arap Baharı’ ayaklanmalarıydı. Suriye güvenlik güçleri, barışçıl olarak düzenlenen protestolara başlarda herhangi bir müdahalede bulunmadı. Fakat protestolar büyüdü ve daha sonra orduda bir bölünme yaşandı. Bu bölünme terör gruplarının yeşermesine ortamı oluştururken, ülke iç savaşın içine çekildi.

Esad çöküşün eşiğine gelirken, topraklarını Rus ve İran ordularına ve onların vekillerine açtı. Şehirler yıkıldı, kendi halkına karşı kimyasal silah kullanmakla suçlandı. Muhaliflerini ya öldürttü ya da hapse attırdı. Milyonlarca insan komşu ülkelere (Lübnan, Ürdün ve Türkiye), Avrupa'ya ve dünyanın diğer bölgelerine kaçtı.