Geçmişinden bugüne komşu ülke Bulgaristan

2007 yılından bu yana AB üyesi olan Bulgaristan, tarih boyu en fazla soydaşımızın bulunduğu ülkelerden biri olmuştur. Bulgaristan topraklarının kuruluşundan, soydaşlarımızın gördüğü zulüme, ülkenin ekonomik gelişiminden tartışmalı AB üyeliğine dair merak edilen tüm detayları sizler için derledik…

Fethiye Mutaf Narin - INTELL4

2004'te Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü-  North Atlantic Treaty Organization (NATO)’ya ve 2007'de Avrupa Birliği (AB)’ye giren Bulgarista’ın ilk sakinleri Traklardır. Başkenti Sofia olan ülkenin nüfusu 7.050.000 (İstanbul’un yarısı kadar) yüz ölçümü ise, 110.994 km2 (yaklaşık Akdeniz Bölgesi kadar)’dır. Ülkede yaşayan çoğunluğun yüzde 84.4’ü Bulgarlar’dan, yüzde 9.4’ü Türkler’den, yüzde 4.6’sı Romanlar’dan ve yüzde 1.6’lık bölümü farklı ülkelerden gelen vatandaşlardan oluşmaktadır.

Ülke’nin meclisinde temsil edilen siyasi partiler, Bulgaristan’ın Avrupalı Geleceği için Vatandaşlar Girişimi (GERB), Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP), bir Türk partisi olan Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH), Vatanperver Cephe Birleşik Vatanperverler(BV) Volya (İrade) Partisi şeklindedir. Siyasi ve ekonomik dönüşümünün henüz tam anlamıyla tamamlanamadığı bu ülkede, eski dönemin mirası olan birçok sorun varlığını korumaktadır. Siyasetçiler ve ekonomik çıkar grupları arasındaki iç içe girmiş ilişkiler sebebiyle oldukça karmaşık olan ülke siyaseti Bulgaristan’ın jeopolitik konumundan dolayı küresel siyasetin dinamiklerinden de etkilenmektedir.

Öte yandan Bulgaristan, sanata ve sanatçıya  önem veren Avrupa ülkeleri arasında yer almaktadır. Ülkede çok sayıda müze ve tarihi eser vardır. En önemli eserleri arasında Osmanlı Dönemi’nden kalan mimari yapıları bulunmaktadır. Bulgaristan’ın Şumnu kentinde bulunan ‘’pametnik’’ yapıtı da ülkenin en önemli eserlerinden biridir. Her yıl çok sayıda ziyaretçiyi ağırlayan bu anıt günümüze kadar korunmuştur.

Bin 300 yıllık ‘’Bulgar Devletinin Kurucuları Anıtı’’ Bulgaristan'ın Şumnu kenti üzerindeki bir plato üzerine kurulmuş büyük bir anıttır. 1981 yılında Birinci Bulgar İmparatorluğu'nun bin 300’üncü yıldönümünü kutlamak için inşa edilmiş bu anıtın yolunda yıldönümüne özel olarak bin 300 merdiven bulunmaktadır. 

 

Bulgaristan’dan birçok filozof, bilim insanı, sanatçı ve asker çıkmıştır. Vladimir Dimitrov, İvan Vazov, Chudomir, Julia Kristeva, Tzvetan Todorov, Konstantin Veliçkov ve Azis bu Bulgar sanatçılar arasında yer alır. Öte yandan 1967’de Bulgaristan’da Türk bir ailenin evladı olarak dünyaya gelen ve Bulgar Komünist Partisi’nin Türklere yaptığı baskı döneminde Türkiye’ye kaçan Dünyaca ünlü halterci Naim Süleymanoğlu’da Bulgaristan’ın dünyaya kazandırdığı önemli isimlerden biridir.

BULGARİSTAN NASIL KURULDU?

Milattan Sonra (M.S.) 6’ıncı yüzyılda 681 yılında Han Asparuh tarafından Balkan dağlarının kuzeyinde kurulan Bulgaristan, önce Roma İmparatorluğu daha sonra da Bizans İmparatorluğu  egemenliğine girmiştir. Slavlar ile birlikte Türk kökenli bazı kavimler de bu alana yerleşmiştir. Bölgede çoğunluğu oluşturan Bulgarlar, bir süre sonra dillerini ve dinlerini kaybetmeye başlamıştır. Bulgarlar bu süre zarfı içinde Bizans İmparatorluğu ile savaşarak hakimiyet alanlarını genişletmeye çalışmıştır.

14’üncü yüzyılda Türklerin Rumeli'ye çıkmasının ardından tamamen bağımsızlığını kaybeden Bulgaristan, Osmanlı Devleti'nin egemenliğine girmiştir.

 

OSMANLI DÖNEMİ

Bulgaristan'ın Osmanlı hakimiyetinde olduğu dönem, 14’üncü yüzyılın sonlarından Bulgaristan Prensliği'nin kurulduğu 19’uncu yüzyılın sonlarına kadar devam etmiştir. 14’üncü yüzyılın ortalarına doğru Meriç Vadisi'ne akınlar düzenleyen Osmanlılar 1362'de Plovdiv'i, 1382'de de Bulgaristan’ın bugünkü başkenti Sofya'yı ele geçirmişlerdir. Bu dönemde Bulgaristan'ın son çarı olan İvan Şişman, Osmanlı Sultanı I’inci Murad'ın vasalı olduğunu açıklamak zorunda kalmıştır.

Vasal ; Bir devletin başka bir devletin üstünlüğünü kabul ederek yönetime girmesi sonucu aldığı isimdir.

1389'da, Sırp, Bosna ve Hırvat güçlerinin Kosova Savaşı'nda bozguna uğramaları bütün Balkan Yarımadası'nın kaderini değiştirmiştir. Osmanlılar İvan Şişman'ın üzerine yönelerek dönemin başkenti Tırnova'yı üç ay süren bir kuşatmanın ardından 1393'te ele geçirmeyi başarmışlardır. Son olaydan yaklaşık üç yıl sonra Vidin şehri de Osmanlıların eline geçmiş ve Bulgar bağımsızlığının son kalıntısı da ortadan kalkmıştır.

1396'dan 1878'e kadar süren beş asırlık Osmanlı hakimliği Bulgaristan'ı büyük ölçüde değiştirmiştir. Çok sayıda soylu İslam dininin kabul ederken halkın bir bölümü Tuna'nın kuzeyine kaçmış ve kaçan millet dağlık yörelerde yeni yerleşim birimleri kurmuştur. Osmanlı yönetimi Bulgarlara ciddi baskılar uygulamamış aksine muhtelif insiyatifler sağlamıştır.

Bulgarlar, dinleri ve dillerini kullanmakta özgür bırakılmış ve yok etme çabası içerisine girilmemiştir. Ayrıca Hristiyan dinine mensup olanlara askerlik zorunluluğu getirilmemiştir. Belirli sınırlar içinde eski yerel yönetimlerini korumalarına ve kilisenin miras ile aile ilişkilerine ilişkin yargı yetkisini sürdürmesine izin vermişlerdir.

Osmanlıların güçlü olduğu yıllarda bölgede ticaret gelişmiş, iyi yollar inşa edilmiştir ancak Bulgarların Osmanlı idaresinden hoşnutsuzlukları bu ayrıcalıklara karşın devam etmiştir.

1876 senesinin Nisan ayında Panagürişte bölgesinde başlayan Bulgar İsyanları, bütün Orta Dağ bölgesine yayılmış ve bu dönemde bölgeye Rusya tarafından Kafkasya'daki yurtlarından güçle atılmış birçok Kafkasyalı ve Çerkez Müslüman yerleştirilmişti. Ruslar gibi Slav olan Bulgarlarla, Ruslardan büyük eziyet çekmiş Kafkasyalı Müslümanlar arasında karşılıklı katliamlar yaşandı.

Osmanlılar bu başkaldırıları, orduya katılan gönüllü askerleri kullanarak kısa zamanda bastırdılar ancak batı dünyasında Osmanlı Devleti'nin bu başkaldırıların bastırılmasında kullandığı usuller ciddi oranda tenkitlere neden oldu.

Bulgarların öldürülmesi tek taraflı olarak yansıtıldı. Müslümanların uğradığı kırımlar görmezden gelindi. Eski İngiltere başbakanı William Ewart Gladstone, bilim adamı Charles Darwin, yazar Oscar Wilde ve Victor Hugo, İtalyan siyasetçi Giuseppe Garibaldi gibi tesirli kişiler Osmanlı İmparatorluğu aleyhinde tek taraflı yazılar yazarak Avrupa'da Bulgarların lehinde bir kamuoyu oluşmasına neden oldular.

 

BULGARİSTAN'IN BAĞIMSIZLIĞINI KAZANMASI

23 Aralık 1876 tarihinde İngiltere'nin liderliğinde, Balkanlardaki Ortodoksların haklarını görüşmek üzere İstanbul'da bir konferansta bir araya gelmesine karar verildi. II’inci Abdülhamit konferansın toplandığı gün I’inci Meşrutiyet'i ilan etti ama Rusları memnun edemedi. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ilan edildi.

Savaşta Osmanlıların yenilgisi üzerine, 13 Temmuz 1878 tarihinde imza atılan Berlin Antlaşması'yla Osmanlı İmparatorluğuna bağlı Bulgarların kendi kendilerini yönettiği Sofya merkezli Bulgaristan Prensliği ve yine Osmanlı İmparatorluğuna bağlı Hıristiyan bir vali tarafından yönetilecek olan Filibe merkezli özerk bir Şarki Rumeli Vilayetinin kurulmasına karar verildi. Valiliğe İstanbul doğumlu Bulgar kökenli Osmanlı devlet adamı Aleko Paşa getirildi. Şarki Rumeli Vilayeti 1885 yılında gerçekleşen bir ihtilal ile Bulgaristan Prensliğine bağlandı. II’inci Meşrutiyet'in ardından 6 Eylül 1908 tarihinde de Bulgaristan bağımsız bir devlet haline geldi.

I'İNCİ VE II'İNCİ DÜNYA SAVAŞI

Balkanlar’da üstün devlet konumuna yükselmek isteyen Bulgaristan, 1915 senesinde Almanya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı Devleti ile birlikte İttifak bloğuna girerek Birinci Dünya Savaşına katılan ülke oldu. Savaşın başlangıcında herşey iyi gidiyordu ancak Bulgaristan aldığı hezimetler sonucunda bitkin düşmeye başladı ve barış görüşmeleri neticesinde istediklerini elde edemeden savaştan çekildi. İkinci Dünya Savaşı’nda ise Bulgaristan, birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ‘’Neuilly Antlaşması’’ gereğince elinden alınan toprakları geri almayı başardı.

BULGARİSTAN TÜRKLERİ'NİN ZORUNLU GÖÇÜ

Bulgaristan'ın İkinci Dünya Savaşı'na Almanya'nın yanında katılmasının ardından, Sovyetler Birliği ülkeyi işgal altına aldı. Rejim yıkılmış ve yerine komünizm gelmişti. Yönetim artık Sovyet destekli Vatan Cephesi'nin elindeydi. Bulgaristan'daki Türk azınlığı, taleplerinin yerine getirileceği sözünü veren Vatan Cephesi hükümetini destekliyordu ancak iktidarın Bulgaristan Komünist Partisi (BKP)’ye geçmesiyle rüzgar kısa süre içinde terse doğru esmeye başladı. BKP'ye göre azınlıklar üniter sosyalist sistemin önündeki en büyük tehlikeydi.

14. yüzyıldan 1989'a kadar bugünkü Bulgaristan sınırları içerisinde yaşanan Türkler, 1989'da Avrupa'nın en büyük göçünü yaşamak zorunda kaldı.  Bu, ikinci Dünya Savaşı sonrasında, Avrupa'da yaşanan en büyük zorunlu göç olayıydı.

 

Göçe, Sovyetlerin son çırpışlarıyla uygulamaya çalıştığı özümseme politikaları neden oldu. BKP, Bulgaristan’da yaşamakta olan Türk’lerin dini yaşamını ve geleneksel kıyafetlerini değiştirmeye çalıştı. Cami ve kuran kursları kapatıldı. Başörtülü Türk kadınlarının başörtüleri yırtılarak başlarından atıldı ve çok ciddi baskı politikaları uygulandı.

Ülkedeki Türk okullarıda sistematik bir şekilde kapatıldı ve Türkçe seçmeli derslere dahi müsade edilmedi. Bulgar hükümeti daha da ileri giderek, sünneti yasakladı. Sünnet edilen çocukların anne ve büyükanneleri 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılıyordu.

Bulgaristan Türkleri cenazelerini bile diledikleri gibi kaldıramıyordu. Cenazenin yıkanma usulü yasaklanmış, Arapça duaların yazılı olduğu mezar taşlarıyla birlikte, Türkçe isimlerin yazılı olduğu tüm mezar taşları paramparça edilmişti.

 

Dönemin Bulgaristan Başkanı Todor Jivkov’un en ağır darbesi anadilin yasaklanması değil isim değişikliği olmuştu. Türkler, isimlerini değiştirmek istemiyordu. Jivkov, isim değiştirme kampanyasına "Soya Dönüş Süreci" adını vermişti. Osmanlı döneminde zorla Türkleştirilmiş olan Bulgarların, Bulgar isimlerini gönüllü olarak geri aldıklarını iddia ediyordu.

İsim değiştirme zorunluluğuyla birlikte, Türk ad ve soyadları değiştirilerek yerine Bulgar isimleri getirildi. Cep Herkülü olarak tanınan, dünyaca ünlü Türk halterci Naim Süleymanoğlu’nun da bu süreçte ismi zorla “Naum Sulejmanow” olarak değiştirildi.

Süleymanoğlu’nun, Bulgar devletinin Türklere uyguladığı bu baskı politikası sebebiyle Türkiye’ye sığındığı biliniyor.

BULGARİSTAN NEDEN TÜRKLERE ZULMETTİ?

Türk nüfusu Bulgarlardan çok daha hızlı bir şekilde büyümekteydi. 1975 yılında Bulgarların doğum oranı binde 16,6 iken bu oran Türklerde 24,5'e varıyordu. Bu hızlı artış Jivkov'da derin bir endişe uyandırdı. Zira Türklerin sayısı arttıkça özerklik talep etme ihtimalleri de yükseliyordu. Jivkov’un Türkleri, Bulgarlaştırmak istemesinin en önemli sebebi bu olmuştu.

Türkiye, soydaşlarını almaya hazırdı ancak Bulgar yönetimi vermek istemiyordu. Bulgar diktatörünün paranoyası Türklere bir kabusu yaşatırken, Türkler ayaklanmaya başladı. Komünist rejim Türkleri terörizmle suçlarken eylemlerdeki tansiyon da hızla yükseliyordu. Sonunda silahlar patladı..Eylemci Türkler Jivkov'un askerlerini, Jivkov ise Bulgaristan Türklerini suçluyordu. Türklerin verdikleri şehitler her geçen gün artıyordu.

1980 ile 84 yılları arasında, Bulgar yönetimi tarafından öldürülen Türk sayısının 700 ile 900 arasında olduğu tahmin ediliyor

Haklarını geri alamayan Bulgaristan Türkleri, daha köklü ve dikkat çekici eylemler yapmalıydı..Bu süreçte Belene mahkumları açlık grevine başladı. Bulgaristan Türkleri'nin deyimiyle Beleneciler, bu sürecin sona ermesini, tutuklu Türklerin serbest bırakılmasını ve Türkiye'ye göç edilmesine izin verilmesini istiyordu.

Bulgaristan Türkleri’nin bu istekleri, uluslararası radyolar aracılığıyla tüm dünyaya duyuruldu. Söz konusu gelişmenin ardından Bulgaristan vatandaşlarının büyük bir bölümüne pasaport verilmeye başlandı. Bulgaristan Türkleri serbest uluslararası dolaşım hakkını elde etmişti. Devam eden açlık grevleri, Jivkov'u hem iç hem de dış baskıya maruz bırakıyordu.

SINIR KAPILARI AÇILDI

Todor Jivkov 29 Mayıs 1989 günü, ekranların karşısına geçerek, dönemin Başbakanı Turgut Özal'a rest niteliğinde bir mesaj gönderdi. ''Türkiye, Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç etmek isteyen her Bulgar Müslüman'ını kabul etmeye hazır olduğunu söyledi'' diyen Jivkov , ‘’Geçici olarak Türkiye'ye gitmek veya orada kalmak isteyen bütün Bulgar Müslümanlarına sınırı açın. Oyalama devri kapandı. Uluslararası norm ve sözleşmelere uygun olarak Türkiye'nin sınırlarını dünyaya açması gerekir. Bulgaristan Halk Cumhuriyeti'nin bunu yaptığı gibi’’ ifadelerini kullandı.

Özal'ın yanıtı gecikmedi.. Özal meydan okumaya meydan okuyarak cevap verdi ve o gün Belçika’da katıldığı NATO toplantısının çıkışında "sınırlarımı açıyorum" dedi.

Gelenek, göreneklerini yaşayamayan, isimlerini değiştirmek zorunda kalan, camileri mühürlenen ve bu baskı altında yaşamak istemeyen Türkler çareyi, evlerini barklarını bırakarak Türkiye'ye göç etmekte buldu. Bulgar medyasının büyük gezinti olarak adlandırdığı 1989 göçü 6 Haziran'da başladı. Kapıkule sınır kapısından geçerek ana vatanlarına ulaşan binlerce Bulgaristan Türkü, Türk topraklarını öptü.

''TÜRKLERİ YOK ETMEK İSTEDİLER''

Büyük 89 göçünde ailesiyle birlikte Türkiye’ye gitmek için yola çıkan 66 yaşındaki Nazım Çalışkan, Bize en ağır darbe isim değişikliği oldu. İsmini değiştirmek istemeyenleri zorla gelip evlerinden aldılar, başka şansımız yoktu. Önümüze isim listeleri verildi oradan isim seçtirdiler, seçmeyenlere onlar kendileri isim koydu. Türklerin mezarlarında ay ve yıldız vardı onları sildirdiler, bütün Türk isimlerini yok ettiler. Eskiden mezarlarımız ayrıydı  ama Bulgar isimleriyle değiştirilince, hepsi bir arada oldu. Bir Türk’ün yanına Bulgar’ı, Bulgar’ın yanına Türk’ü gömdüler’’ dedi.

Kadınların zulümden çok etkilendiğini belirten Çalışkan, ‘’Türk kadınların giydikleri paçalı donları, uzun etekleri ayaklarında görünce orada yırtıyorlardı ve kesiyorlardı. Tek amaçlarının Türkleri yok etmek olduğunu düşünüyorum. Gizli gizli sünnet ettirdik çocuklarımızı, sünnetçiyi görünce ceza kesiyor ve hapse atıyorlardı’’ sözleriyle yaşadıklarını anlattı.

''ASKER YOLU BEKLEYEN KOMŞULARIMIZ VARDI, ÇOCUKALRINI BIRAKIP GELEMEDİLER''

Dönemin Başbakanı Özal’ın sınır kapılarını açtığını duyar duymaz yollara döküldüklerini ifade eden Çalışkan, ‘’Herkes bir günde valizine koyacağını koydu yollara döküldü. Süre belirtilmemişti, kapıların ne kadar süre açık kalacağını bilmediğimiz için topladık eşyaları çıktı yola. Evlerimizi, eşyalarımızı ve bütün hayvanlarımızı bırakmak zorunda kaldık. Olan paramızın bile tamamını getiremedik, kısıtlı para götürmemize, izin verdiler. Aslında herkes gelmek istiyordu Türkiye’ye ama gelemeyenler de oldu. Asker yolu bekleyen komşularımız vardı, onlar çocuklarını bırakıp gelemedi, orada kaldılar’’ dedi.

Türklerin haklasını aramak için ayaklandığını ifade eden Latife Çalışkan ise, ‘’Tüm Türkler ayaklanmaya katıldı. O zamanlar biz yürüyüş falan bilmezdik ama gittik. Biber gazı attılar ve insanlar kaçışmaya başladı. Bizi engellemeye başladılar, bazı köylerde ateş açtılar. Köyden bir çok kişiyi, ayaklanmaya sebep olduğu gerekçesiyle tutukladılar. Ölenlerle birlikte çok yaralananlarda oldu. Bu zulüm 89’a kadar sürdü’’ ifadelerini kullandı.

Bulgaristan’daki Türk nüfusunun Türkiye’ye zamansız göçünün olumlu ve olumsuz ekonomik, sosyal ve kültürel etkileri olmuştur ancak Türkiye’nin çevresindeki ülkelerde yaşayan Türk nüfusun yaşadıkları ülkelerden ayrılmaları, söz konusu ülkelerdeki demografik yapıyı aleyhlerine değiştirmektedir. Türkiye topraklarına gelen bazı göçmenler, verimli ancak yeterli düzeyde işlenemeyen toprakların bulunduğu alanlara yerleştirilmiştir. Bu durum tarımın gelişmesine katkı sağlamıştır.

KOMÜNİZMİN ARDINDAN BULGARİSTAN

10 Kasım 1989’da Jivkov hükümeti yıkıldı. Yıkılmasında ülkedeki ekonomik krizin, ekonomik krizde de toplanamayan tütün hasatının payı vardı. 89 göçüyle Bulgaristan'ın en ehemmiyetli ihraç mahsullerinden olan tütün sahipsiz kalmıştı. Yani Bulgaristan, Türklere yaptığı zulümden hiçbir kazanım elde edemedi aksine çok daha kötü günler geçirdi. Kim bilir? Belki de Jivkov makamında son sigarasını içerken Özal'a çektiği restin bir hata olduğunu düşünüyordu..

Jivkov, aynı yılın Aralık ayında, ulus içinde düşmanlık yaratma, görevini kötüye kullanma ve bir çok devlet kaynağını üzerine zimmetleme suçlarından tutuklanarak ev hapsine mahkum edildi.

Jivkov’un hapis cezasına mahkum edilmesinin ardından, Türk siyasi mahkumlar serbest bırakılmaya başlandı. Çok kısa bir süre sonra, Türklere eski isimlerinin geri verilmesi kararı onaylandı. Ardından, zulüm döneminde yaşamını kaybedenlerin yakınlarına tazminat verilmesi kanunlaştırıldı. Komünizm döneminin sona ermesi ardından, Bulgaristan demokrasi ve piyasa ekonomisine geçişte de oldukça sancılı bir dönem yaşadı. 1990'ların ilk yarısı boyunca, Bulgaristan siyasi istikrarsızlık ve grev dalgaları ile sarsıldı.Bulgaristan 1997 sonrasında ise İvan Kostov'un başa gelmesi ile siyasi istikrara kavuştu.

AB ÜYELİĞİ VE EKONOMİK GELİŞİM

Berlin Duvarı’nın yıkılması ve Sovyetlerin 1991 yılında dağılmasıyla beraber 1957’de kurumsal yapı olarak kurulan AB’nin dış politikasının en önemli hedefi, Balkanlarda oluşan boşluğu doldurmak amacıyla Doğu Avrupa ülkelerine yönelmek olmuştur. AB, genişleme stratejisini 1993 yılında imzalanan Kopenhag Kriterlerine göre benimsemiştir. Bu çerçevede üye olmak isteyen Avrupalı devletlerden talep edilen temel şartlar azınlık ve insan haklarına saygı, hukukun üstünlüğü, demokratik değerler ve kurumlar, işleyen bir serbest piyasa ekonomisidir.

Komünist rejimden demokrasiye geçmek isteyen ülkeler siyasi ve ekonomik anlamda AB ile ilişkilerini geliştirmişlerdir. Bulgaristan bu çerçevede 1995’te üyelik başvurusunda bulunmuş bunun için gerekli reformları yapmaya çalışmış ve diğer Doğu Avrupa ülkeleri arasında ikinci grupta yer almıştır.

AB ile başlatılan müzakere süreci Bulgaristan’ı ciddi biçimde etkilemiştir ve aksaklıkların giderilmesi için çeşitli mali yardımlarda bulunulmuştur. Bulgaristan’ı en çok zorlayan koşul ekonomi olmuştur çünkü ülkenin yalnızca tarıma dayalı bir ekonomisi vardır. Bu süreçte ülkede fabrikalar kurulmuş ve ekonomik açıdan gelişim artmıştır. Söz konusu gelişimin olumlu değerlendirilmesi sonucunda ise, Bulgaristan 2007'de Avrupa Birliği'ne tam üye olmuş ancak ekonomik gelişim açısından yine de AB’ye üye olmayan bir çok ülkenin oldukça gerisinde kalmıştır. AB’nin en fakir ülkeleri arasında yer alan Bulgaristan, aynı zamanda yargı sistemi ve devlet idaresinde yolsuzluğun en fazla olduğu ülkeler arasında bulunuyor. Bulgaristan, her yılın başında düzenli olarak AB’ye üyelik ücreti ödüyor. Ayrıca Bulgaristan, AB’den ciddi oranda destek alıyor. Ülkedeki en güçlü sektörler arasında madencilik,  makine  endüstrisi, tarım ve turizm yer alıyor. Ülke'nin ana ihracat ürünleri ise giyim, demir ve çelik, makine ve arıtılmış yakıtlar..

Bulgaristan’ın en çok ihracat yaptığı ülke Türkiye’dir. Bulgaristan’ın AB üyeliği karşılıklı ilişkilerin gelişmesi ve derinleşmesi bakımından büyük fırsat doğurmuştur. Türkiye 2001 yılında Bulgar vatandaşlarına vize uygulamasını kaldırmış ve bu sayede ülkeyi ziyaret eden Bulgar vatandaşların sayısında artış yaşanmıştır. Ekonomi alanında gelişen dostluk güvenlik, siyasi ve sosyal alanlarda da devam etmektedir.

Aynı zamanda Bulgaristan’ın tarım alanında oldukça gelişmiş olması ve birçok ülkeye tütün ihracatı yapması ülke ekonomisinin ayakta durmasındaki en büyük etkendir. AB üyeliğinin ardından ülkede açılan ve açılmaya devam eden fabrikalar da, önümüzdeki yıllarda Bulgaristan’ın ekonomik gelişimine büyük katkı sunacaktır.

Fethiye Mutaf Narin - INTELL4