Doğu Akdeniz çatışmasının asıl nedeni ne?

Son dönemlerde sıklıkla gündeme gelen Doğu Akdeniz üzerinde yoğun diplomasi mücadelesi veriliyor. Bölgenin enerji potansiyelinin yüksek olması zaman zaman diplomasi trafiğinde gerginliklere neden oluyor. Fakat doğalgaz ve petrol yatakları dışında Doğu Akdeniz’i bölge ülkeleri için önemli kılan bir neden daha var ve bu krizi giderek derinleştiriyor. Peki Doğu Akdeniz çatışmasının asıl nedeni ne?

Doğu Akdeniz’de 2000’li yılların başında zengin doğal gaz ve petrol yataklarının bulunduğunu gösteren araştırmaların ardından bölgeye kıyısı olan ülkeler ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Münhasır Bölge Anlaşmaları yapmaya başladı. Uluslararası hukukun bağlamı dışında olan söz konusu anlaşmalar hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hem de Türkiye’nin bölge üzerindeki haklarını çiğnedi. Türkiye’nin uyarılarına rağmen GKRY, yeni anlaşmalar imzalamaya ve bölgeyi yabancı ülkelerin enerji şirketlerine ruhsatlandırmaya devam etti.

Bölgeyi 13 parsele ayıran GKRY, yasa dışı girişimlerini sürdürürken, bölgedeki diplomasi ağı zaman zaman gerginliklere neden oluyor. Doğal haklarına rağmen KKTC ve Türkiye’yi saf dışına itmeye çalışan ülkelere yönelik Ankara, 2019 yılında Libya ile deniz yetki alanlarını belirleyen bir anlaşma imzaladı. Ankara’nın bu girişimi bölgedeki kökünden sarstı. Doğu Akdeniz’in zengin enerji kaynaklarından en yüksek seviyede faydalanmak isteyen pek çok ülkenin diplomasi mücadelesi hız kesmeden devam ediyor.  Peki Doğu Akdeniz’i bu kadar önemli kılan sadece doğalgaz ve petrol mü? Doğu Akdeniz’in asıl önemi ne?

DOĞU AKDENİZ ÇATIŞMASININ ASIL NEDENİ NE?

Doğu Akdeniz’deki zaman zaman gerginliğe dönüşen yoğun diplomasinin asıl nedeni elbette sadece doğalgaz ve petrol yatakları değil. Akdeniz’in enerji yataklarının dışında bir de stratejik önemi var. Dünya ticaretinin önemli rotalarından olan Akdeniz, bölgede hakimiyet sağlayacak güçler için önemli bir koz. Bunun yanında enerji kaynakları da bölgenin önemini artırıyor.

Doğu Akdeniz’de bugüne kadar pek çok doğal gaz keşfi yapıldı. Ancak bunların içinde çok azı boru hatları veya sıvılaştırılma tesisleri ile taşınarak bir başka ülkeye satıldı.  Fakat yine de bölgede keşfedilen doğalgaz ve petrol yatakları dünyadaki diğer enerji yataklarına oranla düşük kalıyor. Dolayısıyla maliyet açısından sürdürülebilirlikleri tartışılıyor. Bu bağlamda İsrail açıklarındaki 620 milyar metreküplük Leviathan ve 280 milyar metreküplük Tamar sahaları ile Mısır açıklarındaki 850 milyar metreküplük Zohr sahası sürdürülebilir ölçüye yakın sahalar olarak öne çıktı. Diğer bulunan doğalgaz yataklarının çoğu düşük ölçekli. Fakat Doğu Akdeniz’in bir diğer özelliği ve çatışmanın asıl nedeni, gaz hidrat açısından potansiyel kaynak olmasıdır. Bu da çatışmanın boyutunu büyütüyor.

DOĞU AKDENİZ VE GAZ HİDRAT

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Jeoloji Araştırmalar Merkezinin tahminlerine göre Kıbrıs, Lübnan, Suriye ve İsrail arasında kalan ve Levant Havzası olarak adlandırılan bölgede 3,45 trilyon metreküp doğalgaz ve 1,7 milyar varil petrol bulunduğu iddia edilmekte. Ayrıca Kıbrıs Adası çevresinde 8 milyar petrol ile Girit’in güney ve güneydoğusundaki alanda ise toplam 3,5 trilyon metreküplük doğalgaz bulunduğu iddia ediliyor. Fakat asıl önemli nokta geleceğin enerji rezervi olacak olan gaz hidrat açısından da bölgenin ciddi bir potansiyele sahip olması.

GAZ HİDRAT NEDİR?

18’inci yüzyılda laboratuvar ortamında tesadüfen keşfedilen Gaz hidratlar, doğada kendiliğinden de oluşabilmektedir. Gaz hidratların doğada kendiliğinden oluşabildiği ise 1960’lı yıllarda Rusya’nın Messoyakha bölgesindeki donmuş toprak alanlarından gaz hidrat çıkarılmasıyla anlaşılmıştır. Gaz hidratlar, düşük sıcaklık ve yüksek basınç altında, düşük moleküler ağırlıklı gazların, su molekülleri tarafından bir kafes yapısı içerisinde tutulmasıyla oluşan donmuş buza benzeyen, çoğunlukla beyaz renkli kırılgan kristalimsi oluşumlardır.

Gaz hidratları önemli kılan en önemli özellik ise bünyelerinde barındırdıkları gazın miktarıdır. Sadece 1 metreküp gaz hidrat bünyesinde 164 metreküp doğal barındırıyor. Kendi hacminden 164 kat daha büyük hacimdeki doğalgazı bünyesi içerisine hapsedebilme özelliğinden dolayı gaz hidratlar yakın geleceğin enerji kaynağı olarak değerlendiriliyor.

Doğu Akdeniz’deki gaz hidrat ve doğalgaz potansiyelini araştırmaya yönelik olarak ilk proje 1993 yılında UNESCO’nun TTR programı dahilinde başlatıldı. 2003 yılında ise Fransa, Akdeniz’de gaz hidrat ve doğalgaz potansiyel rezervlerine ilişkin olarak çeşitli alanlarda araştırmalar yaptı. Doğu Akdeniz’de yapılan araştırmalar sonucunda 100’e yakın potansiyel alan tespit edilerek haritalandırıldı.

Gaz hidratı çıkarma teknolojisine şu an için sadece Japonya, Amerika, Rusya ve Çin sahip. Son 30 yıldır denizel tortullarda da oluşabildiği bilinen gaz hidratlara, bünyesinde barındırdığı gaz hacminden ötürü yakın geleceğin enerji kaynağı olarak bakılıyor. ABD’nin güneybatı kıyılarına yakın Atlantik Okyanusu diplerindeki Blake sırtından çıkarılacak gaz hidratların Amerika’nın 100 yıllık doğal gaz gereksinimini karşılayabileceğini dile getiren bilim insanları, gaz hidratın potansiyelini gözler önüne seriyor.

TÜRKİYE’DEKİ GAZ HİDRAT ÇALIŞMALARI

Türkiye denizleri, gaz hidrat açısından Ege Denizi haricinde oldukça yüksek potansiyele sahip. Başta Karadeniz olmak üzere Doğu Akdeniz ve Marmara Denizi, gaz hidrat oluşumu açısından dünyadaki önemli alanlar arasında yer almaktadır. Doğu Akdeniz’ in Türkiye kıyıları henüz gaz hidrat araştırmaları açısından oldukça el değmemiş alanlar olsa da bu alanın kıta kenarları da gaz hidrat oluşumuna oldukça elverişlidir.

Türkiye’de gaz hidrat çalışmaları ilk olarak 2000’li yılların başında Karadeniz’de başladı. TÜBİTAK’ın bir projesi olarak başlayan çalışmalara günümüze kadar geldi. İzmir 9 Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, Prof. Dr. Günay Çiftçi liderliğinde son 12 yıldır bünyesindeki Koca Pirireis isimli araştırma gemisi ile bu çalışmaları aynı üniversitenin sismik laboratuvarı olan Seislab ile destekliyor, bilgi toplama ve analiz faaliyetlerini yürütüyor. Başta Karadeniz olmak üzere, Akdeniz ve Marmara Denizleri yoğun gaz hidrat potansiyeline sahip. Bu rezervler gelecekte enerjide dışa bağımlılığımızı çözme potansiyeline sahip.