Fransa ve Yunanistan köşeye sıkıstı

Doğu Akdeniz ve Ege'de sular ısınıyor. Türkiye, milli çıkarları doğrultusunda politikasını kararlı bir şekilde sürdürürken, Fransa ve Yunanistan kışkırtıcı tavırlar sergiliyor. Özellikle Fransa, Türkiye'yi uluslararası alanlarda zora sokmanın hesaplarını yaparken, Türkiye'nin hamleleri ile sürekli boşa düşüyor. Fransa son olarak ise Yunanistan'ı kışkırtarak Ege Denizi'nde Türkiye ile karşı karşı getirmek istiyor. İşte Yunanistan ve Fransa'nın boşa çıkan hesapları...

Türkiye, Akdeniz'de yaptığı hamleler ile bölgedeki dengeleri değiştirdi. Türkiye'nin Akdeniz'de Navtex ilan etmesinin ardından Yunanistan telaşa kapıldı. Yunanistan, Meis adası kıyılarındaki haksız iddiaları ile Türkiye'nin açık deniz alanlarına erişiminin önünü kesme çalışmalarını sürdürüyor. Fransa ise Libya meselesi ve deniz yetki alanları üzerinden yürüttüğü siyaset ile çıkmaza doğru sürükleniyor.

Türkiye'nin NAVTEX ilanı sonrası Yunanistan ve Türkiye karşı karşıya geldi. Alman medyası 'Savaşı son anda engelledik' derken, Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Güvenlik Stratejileri Uzmanı Abdullar Ağar da katıldığı bir canlı yayın programında bu konuda çok çarpıcı ifadeler kullandı.

Ağar, "Afrika ve Libya üzerinden Fransa'nın 500 milyar dolar sömürüsü var. Bununla ilgili taşları yerine oturtup çok rahatlayacaktı. Tam iş bitecekken, Türkiye'nin Libya UMH ile yaptığı anlaşma ve sonrasında Trablus'ta dengenin sağlanması ve kuşatmanın yırtılması hesapları bozdu. Fransa'nın öfkesi ve kini bundan" dedi. 

ÇIKMAZ SOKAK!

Araştırma gemisi Oruç Reis'in ilan edilen araştırma sahası Meis Adası'nın güneyinde yer alıyor. Yunanistan bu deniz alanlarında Meis'e dayanarak hak iddia ediyor. Bu ölçüyü kaçırmış haksız taleplerin hedefi, Türkiye'yi Antalya Körfezi açıklarında dar bir deniz alanına hapsetmek ya da Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni (GKRY) kıta sahanlığı bağlamında birleştirmek mi? Yunanistan'ı bu anlamsız yaklaşımlara teşvik edenler onu çıkmaz bir yola soktular.

YUNANİSTAN'IN HUKUKSUZ İDDİALARI

Hakkaniyete uygun sınırlandırma, sınırlandırmaya esas alınan kıyıların uzunluğuyla ilgili kıyıların sahip olacakları kıta sahanlığı alanları arasında bir oran arar. Bu kıta sahanlığı sınırlandırmasında coğrafyanın üstünlüğü ilkesinin olağan bir sonucudur. Yunanistan Meis Adası'nın kısa kıyılarıyla, aynı sınırlandırma alanına bakan Türkiye'nin en az on kat daha uzun kıyılarının Akdeniz açık deniz alanlarına erişiminin önünü kesmeye çalışıyor.

FRANSA'DAN YUNAN KAOSUNA DESTEK

Türkiye 27 Kasım 2019'da Libya'yla imzaladığı deniz yetki alanları sınırlandırması sözleşmesiyle Yunanistan'ın hukuksuz iddialarını tanımadığını ve tanımayacağını net bir şekilde ortaya koydu. Yunanistan, Türkiye-Libya sınırını ortadan kaldırmak için Mısır'la bir kıta sahanlığı sınırlandırma andlaşması yapmak isteyecektir. Böyle bir sınırlandırma andlaşması pek mümkün görünmüyor. Yunanistan'ın Türkiye karşısında ileriye sürdüğü Meis'i esas alan ortay hatlara dayalı sınır talebi, Mısır'a karşı ileri sürüldüğünde de hukuka aykırı olacak. Hem Türkiye'nin hem de Mısır'ın ilgili kıyıları, Meis'in kıyılarından çok daha uzun. Oysa Yunanistan, bu talebini haksız olduğunu bile bile Mısır'a karşı da ileri sürmek zorunda. Doğal olarak Mısır, Yunanistan'ın bu haksız talebini reddedecek, sınırın iki ülkenin ilgili kıyılarıyla orantılı olarak kuzeye doğru kaydırılmasını isteyecektir. Aksi hâlde Mısır, uluslararası hukuktan doğan kıta sahanlığı alanları üzerindeki haklarından bir kısmını Yunanistan lehine terk edecektir. Yunanistan Mısır'ın bu haklı talebini kabul edemez. Kabul ettiği takdirde, Türkiye'ye karşı ileri sürdüğü kendi kıta sahanlığı iddialarını kendisi çürütmüş olur. Meis'in güneyinde Mısır kıyıları daha uzun diyerek ortay hatlardan vazgeçen Yunanistan, aynı Meis'in kuzeyinde en az Mısır kadar uzun kıyılara sahip Türkiye karşısında ortay hatlara dayalı sınırlandırmayı savunamaz.

Öte yandan Yunanistan'ın A/G Oruç Reis'in araştırma sahası nedeniyle kopardığı feryat Paris'ten destek buldu. Bu destek, Yunanistan'ın iddialarının haklı olmasından kaynaklanmıyor. Fransa'nın Yunan yaygarasına destek vermesinin sebebi Libya'da yatıyor.

FRANSA'NIN LİBYA'DA BOŞA ÇIKAN HESAPLARI

Fransa eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, başlangıçta Arap otokratları destekliyordu. Temmuz 2007'de Trablus'u resmen ziyaret etmiş, Kaddafi ile ilişkilerini düzeltmişti. Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam, bu ziyaretten birkaç gün sonra Le Figaro gazetesine verdiği bir demeçte 3 milyar avroluk Airbus, nükleer enerji santralı ve askeri ekipman alacaklarını, Rafale uçakları için görüştüklerini, Fransız şirketlerinin Trablus'a yeni bir liman inşası gibi imkanlar elde ettiğini, Veolia ve Suez şirketlerinin önemli sözleşmeler yaptığını, Thales ve Sagem ile görüşmelerin sürdüğünü, 100 milyon avroluk Milan anti-tank füzeleri alacaklarını söylüyordu. İşler planlandığı gibi gitmedi. Rafale ve nükleer santral görüşmeleri ilerlemedi. Eski Devlet Bakanı, Dışişleri ve Avrupa İşleri Bakanlığı görevinde de bulunan Michele Alliot-Marie, Arap Baharı'nın patladığı Tunus'ta Zeynel Abidin bin Ali rejimine protestoları bastırmak için yardım teklif etti. Fransa başta Arap ülkeleri olmak üzere dışarıdan ciddi tepkiler aldı. İçeride 600 bin civarında Tunuslu göçmen muhalefete geçti. Michele Alliot-Marie istifa etmek zorunda kaldı. Diktatörleri desteklemek, getirisi olmayan maliyeti yüksek bir tercih haline gelmişti. Sarkozy kıvrak bir hamleyle Libya'da muhalifleri desteklemeye başladı. Fransa, Libya müdahalesinde başı çekti.

ABD'nin eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın danışmanlarından Sidney Blumenthal, Fransız istihbarat görevlileriyle yaptığı bir görüşmeyi açıklayarak Sarkozy'nin Libya'ya müdahale etme hevesinin gerçek sebeplerini ortaya koydu: Libya petrol üretiminden daha fazla pay almak; Kuzey Afrika'da Fransız nüfuzunu artırmak; Fransa iç siyasetinde durumunu iyileştirmek; Fransız ordusuna dünyadaki konumunu yeniden gösterme fırsatı vermek; danışmanlarının, Kaddafi'nin Frankofon Afrika'nın egemen gücü olan Fransa'nın ayağını kaydırmak için uzun dönem planlarına ilişkin endişeleri.

Görüldüğü gibi bu beş sebepten üçüncüsü Sarkozy'nin şahsi çıkarlarıyla yakından ilişkili. Geri kalan dört tanesi ise Fransa'nın milli çıkarlarını temsil ediyor. Bu kapsamda bugün de geçerli olduklarını düşünmek yanlış olmayacaktır.