Fransa Rusya ile ilişkileri düzeltmek istiyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron, ABD Başkanı Donald Trump'ın öngörülemez dış politik adımları karşısında, Fransa'yı Amerika'nın jeopolitikasının vesayetinden kurtarmanın yollarını arıyor. Mevcut değişiklik isteğine yönelik Fransa'nın kendi içinden de engelle karşılaşan Cumhurbaşkanı Macron'un bu adımı, bölge ve dünya siyasetini nasıl etkileyecek?

Amerika Birleşik Devletleri içerisinde yaşanan siyasi kaos ortamından ve hırçın ABD politikasının baskısından kurtulmak isteyen Emanuel Macron, ülkesini bu örtülü vesayetten sıyırmak istiyor. Özellikle Amerika’nın ‘önce Amerika’ politikası, dünyadaki birçok ülkeyi bu konuma itmiş durumda. Bu durumdan ilk kurtulan ülkelerin başında ise Türkiye geliyor. Tehlikeyi önceden gören Türkiye önlemini almış ve gerekli adımları atmıştı. Şimdi aynı adımların bir benzerini atmayı planlayan Macron, Fransa derin devleti ile Rusya konusunda çatışma yaşadığını ifade etti. Derin devletin kim olduğuna dair açıklama ise Fransız medyasından geldi: “Dışişleri ve ekonomi bürokrasisi.”

Bunlara ek olarak Trump’ın tek taraflı olarak Paris’te imzalanan iklim anlaşmasından çekilmesii İran’la yapılan Nükleer Anlaşma’dan çekilmesi ve NATO içindeki çatışmalar Fransa’yı bu yola iten sebeplerden sadece birkaçı. Meselenin aslı ise siyasi olarak gerilimin yükseldiği dünyada, her ülkenin egemenliğini ve bağımsızlığını koruyacak adımların atılması olarak görülüyor.

Konu ile ilgili olarak Voice of America’dan alınan bilgilere göre, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, G8'den Ukrayna ve Kırım krizi nedeniyle atılan Rusya'nın lideri Vladimir Putin ile, Biarritz kentinde 24-26 Ağustos tarihlerinde toplanan G7 zirvesinden yalnızca 5 gün önce, 19 Ağustos'da, yazlık Bregançon Sarayı'nda bir araya geldi.

Macron'un bu görüşme ile vermek istediği mesaj; "Dünya dosyaları Rusya olmadan konuşulamaz" idi. Ve bu mesaja ABD Başkanı Donald Trump'tan da destek geldi. Bu tarihten sonra diplomatik adımlar hız kazandı.

G-7 zirvesinde, Almanya başta olmak üzere diğer ülkeler, "Ukrayna krizi konusunda adım atılmadan G8'e dönüş olmaz" tavrını belirlese de, Macron, Rusya'ya G8 yolunu açmak için kolları sıvadı. Girişim yavaş yavaş sonuç vermeye de başladı.

Rusya ve Ukrayna, 7 Eylül'de, her iki taraftan da 35'şer olmak üzere, toplam 70 tutuklu değişimini gerçekleştirdi. Fransa kadar, Rusya tarafı da bu değişimden memnun. Russia Today değişimi, "Doğu Ukrayna sorununun çözümünde ilk adım" olarak sundu. Benzer yorumu yapan Le Monde gazetesi de, "Bu buluşmanın Macron tarafından istenen yakınlaşmanın sonucu" olduğunu yazdı.

“ZAMANI GELDİ”

Moskova'daki temaslarında Le Drian, "Rusya ile güvensizliği azaltmanın zamanı geldi" mesajını verirken, Rusya'ya uygulanan yaptırımlar konusunda ise daha temkinli konuşarak "Henüz yaptırımları kaldırmayı konuşma aşamasında değiliz. Elbette Rusya ve Avrupa arasında, Ukrayna dosyasında ilerleme olmadan, hiçbir kalıcı yakınlaşma olamaz. Ama son haftalarda bu konuda ilerleme olduğunu söyleyebilirim" ifadelerini kullandı.

FRANSA’NIN BU GİRİŞİMİ DÜNYA SİYASETİNİ NASIL ETKİLEYECEK?

Peki Fransa, neden Rusya ile olan ilişkileri ısıtmaya ve Ukrayna krizini çözerek Rusya'yı yeniden G8'e almaya çalışıyor? Önce tıpkı bir önceki cumhurbaşkanı François Hollande gibi sert bir tutum izleyen Macron, neden şimdi tavır değiştirdi? Pek çok Fransız gazetesinin kullandığı terime gönderme yaparsak bu "U dönüşü" neden?

Macron, ABD Başkanı Donald Trump'ın öngörülemez dış politik adımları karşısında, Fransa'yı Amerika'nın jeopolitikasının vesayetinden kurtarmanın yollarını arıyor. Paris'te imzalanan İklim Anlaşması'ndan ve İran'la uzun müzakereler sonunda varılan Nükleer Anlaşma'dan, Trump'ın tek taraflı olarak çekilmesi, Avrupa'yı zor durumda bırktı. NATO içindeki bütçe tartışmaları ve ABD'nin NATO'nun doğu bloğu ülkelerindeki ilerleyişi de Fransa'yı bu yola itiyor.

Uzman Tatiana Stanoya, "Macron, 2 yıl önce seçildiği günden bu yana jeopolitik bir başarı yakalamanın peşinde. Almanya'nın bu alanda hız kaybetmesinden yaşanan boşluğu da değerlendirerek, jeopolitik alanda inisiyatif alan, G7 içindeki ilk batılı lider olmak istiyor. Ancak Trump'ın da Batı'ya aynı yönde öneriler getirmesini hesaba katmıyor" diyerek bu girişimi yorumluyor.

Özetle, Almanya ve İngiltere'nin yokluğunda, ABD'de Trump'ın Rusya ile ilişkileri sorgulanırken, Macron, buradaki krizi gidermek için harekete geçmek istiyor. Ancak Rusya ile ilişkiler Ukrayna ve Avrupa'yı aşıyor, Çin, Suriye ve İran krizlerinin çözümünde de Rusya baş aktör olarak rol alıyor. Macron da buna dikkat çekerek, "Rusya'yı Avrupa'dan uzaklaştırmak, çok büyük bir hata olacaktır" görüşünü savunuyor.

“DERİN DEVLET ENGELLİYOR”

Rusya ile yakınlaşma yolunda önemli güçlüklerle karşılaşacağının farkında olan Macron bu zorluğu, G7 zirvesinden hemen önce gazetecilere anlatırken, Türkiye kaynaklı bir politik terim olan "etat profond/derin devlet" ifadesini kullanarak açıkladı. İlk olarak Eski Başbakan Bülent Ecevit'in kullandığı "derin devlet" teriminden yola çıkarak, sürpriz bir şekilde "Rusya ile yakınlaşmamı Fransa'nın derin devleti engelliyor" dedi. Fransız gazeteciler, Macron'un bu sözleriyle Fransız dışişleri ve ekonomi bakanlığı bürokratlarını kastediyor olduğunu yazdı.

Ağustos ayı sonunda yapılan diplomasinin hedeflerinin çizildiği Büyükelçiler Konferansı'nda da bu iyice su yüzüne çıktı: Macron, yüzlerce diplomatın önünde, "Bazen cumhurbaşkanı bir şey söyler. Ve ortak eğilim, 'O bunu söyledi ama biz gerçeği biliyoruz ve her zaman olduğu gibi bildiğimiz gibi yapmaya devam ederiz' diyebilir. Size bunu yapmamanızı tavsiye ediyorum. Çünkü bu toplu olarak etkisiz bir yol, çünkü bu cumhurbaşkanının sözünün, böylece de onun temsil ettiklerinin inandırıcılığını geçersiz kılar. İkincisi de yapma yeteneğimizi ortadan kaldırır" diyerek diplomatlara açık uyarıda bulundu.

Macron, Rusya ile yakınlaşma politikasında sadece direnişle karşılaşmıyor. Başta ana muhalefet aşırı sağ Ulusal Bütünleşme (RN) olmak üzere hemen tüm siyasi partiler Macron'un, Rusya'ya yakınlaşmasını destekledi. Fransa'nın önemli diplomatlarından eski Dışişleri Bakanı Hubert Vedrin de, "Bugün Rusya'yla, Sovyet Rusya döneminden daha soğuk ilişkilere sahip olmak son derece saçma. Kissenger 1970'te SSCB ile müzakerelere başlamak istediğini söylediğinde, o zamanki Rusya, bu günkünden çok daha tehditkar bir Rusya idi. Bu çıkmazdan kurtulmanın yollarını aramak gerekir. Elbette çok dikkatli olmak kaydıyla" sözleriyle diplomasi dünyasından destek veren isim oldu.