Fransa Cezayir geçmişini yine reddediyor

Yıllar geçtikçe Fransa ile Güney Akdeniz’deki komşuları arasında bir dizi sömürge savaşıyla oluşan uçurum, bugün Fransız ulusal dokusunu yırtan gerilimlerin belirleyici fakat nadiren kabul edilen bir nedeni olduğunu kanıtlıyor.

Uzun yıllar süren sessizliğin sonunda, yıllar geçtikçe Fransa ile Güney Akdeniz’deki komşuları arasında bir dizi sömürge savaşıyla oluşan uçurum, bugün Fransız ulusal dokusunu yırtan gerilimlerin belirleyici ve nadiren kabul edilen bir nedeni olduğunu gözler önüne seriyor.

Bu sömürgeleştirme dizisi içinde, en uzun süren (132 yıl) ve komşuları Tunus ve Fas’ta yaşananlardan daha şiddetli geçen Cezayir savaşı, toplumsal hafızaya ilişkin en önemli ve en önde gelen soruları miras bırakan bir sayfa olarak kabul edilebilir. Bu nedenle, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un bu dosyayı yeniden açmak istemesi ancak memnuniyetle karşılanabilirdi.

Tarihçi Benjamin Stora tarafından Macron’a sunulan “Cezayir savaşı ve sömürge dönemine ilişkin hafıza soruları hakkındaki rapor”un kapsamını ve daha gerçekçi olarak sınırlarını anlayabilmek için söz konusu raporun bu kadar kısa sürede yazılmasının siyasi bağlamına bakmak önem arz ediyor. Bu bağlam, 2017’de seçilen bir cumhurbaşkanının 2022’de yeniden seçilme ihtimalini gözeterek, onu iktidara getiren seçmenlerin olabildiğince geniş bir kesimiyle teması koruma isteğinden oluşuyor.

Macron’un danışmanlarından birine emanet edildiği için bu rapor, bu gidişatı yavaşlatmayı ya da onunla çelişmeyi riske atamazdı. Dolayısıyla 20 Ocak 2021’de Cumhurbaşkanı’na ciddiyetle sunulan 157 sayfalık raporda okuyucusunu rahatsız edecek bir sürpriz bulunmuyor.

Sarı Yelekliler krizi, sol seçmenin Macron’un fazla liberal bulunan politikalarını ne ölçüde reddettiğini görmesine olanak sağladı. Cumhurbaşkanı’nın özellikle 2 Ekim 2020’de Murreaux’da Müslüman “ayrılıkçılığının” önlemesine ilişkin yaptığı konuşmadan bu yana sağcı ve aşırı sağcı seçmenleri açıkça kendi tarafına çekmeye çalıştığı söylenebilir.

Bu raporun hâlâ bölünmüş olan bazı kesimlerin torunları arasında yakınlaşmayı sağlamak adına bir şansı olsa da, Cezayir ve Fransız kıyıları arasındaki tarihi iddiaların yakınlaşma ihtimali oldukça düşük.

Raporun yayımlanmasıyla birlikte Cumhurbaşkanı Macron’un Fransa’nın Cezayir’deki sömürgecilik faaliyetleri nedeniyle Cezayir’den ilkesel olarak özür dilemeyeceğini ifade etmesinden bu yana, altı çizilen güven kaybı hakkında çok şey dile getirildi. Fransa’nın “resmi” tarihçisi Benjamin Stora’ya ait bu yaklaşımdaki temel sorunu belirtmek gerekirse, kendinden öncekiler gibi Stora’nın da Cezayir’e karşı Fransa’nın işlediği şiddet suçlarını yumuşatma girişiminden hiçbir şekilde kaçınmadığı söylenebilir.

İki Cezayirli tarihçi, Afaf Zekkour ve Noureddine Amara eleştirilerini mantıklı olarak iki noktada yoğunlaştırıyor. Zekkour ve Amara, Benjamin Stora’ya bir tür “revizyonizm” atfederek onu tarih yazımından önce ulus inşa etme eğiliminde olmakla suçluyorlar. Başka bir deyişle, Stora’yı tarihsel kapsamını ve olgusal temellerini net bir şekilde ifade etmeye gerçekten zaman ayırmadan sömürge sorununu çözebilecek uzlaşıya varmak istemekle suçluyorlar.

Fransa’da bir toplumun ortak görüşlerinin hâkim bakış olması için, Le Monde gazetesinin yıldız karikatüristi Plantu’dan büyük haber kanallarına kadar, sömürgecileri ve sömürgeleştirilmişleri karşı karşıya getirmek gibi her iki tarafa zarar veren tehlikenin teşkiline teslim olma durumu sıklıkla tekrarlanıyor. 

Ailesi Cezayir’in Konstantin kentinden gelen ve Kurtuluş Savaşı’nın çalkantılarından etkilenen Benjamin Stora, bağımsızlık savaşıyla ilgili birçok çalışmasında olduğu gibi, sömürünün askeri, siyasi, ekonomik ve daha kalıcı olarak kültürel döngülerinin altında ezilmiş bir nüfusa uygulanan 130 yıllık zulmü, bu sömürgeleştirilmiş toplumun acısını hafifletmek veya ona bir son vermeye çalışmak için başlattığı direnişle veya karşı şiddetle aynı düzeyde karşı karşıya koymak hatasından kaçınamamaktadır.

Aslında rapor, özellikle işgal savaşı sırasında ve Mareşal Bugeaud’un yanmış toprak politikasıyla oluşan “cehennem sütunlarının” korkunç eylemleri sırasında gerçekleşen olaylara ilişkin bazı önemli verilerin üzerinden yoğunlaşıyor. Olivier Lecourt Grand Maison’un da belirttiği gibi, bu uzun ve kanlı işgal savaşındaki şiddet olaylarının “suistimaller” olarak tanımlanması, savaş suçları siciline asimile edilmesi gereken politikaları yumuşatma önyargısına açık şekilde ihanet ediyor. 

Stora’nın ifadeleri, Fransız sömürge kurbanlarının hak taleplerini itibarsızlaştırmak, hatta suç saymak için son zamanlarda sağcıların ürettiği söylemi bir araya getiren, “sömürge sonrası” veya “sömürge dışı” yaklaşımları suç sayan retorikle gerçekten aynı konumdadır. Olivier Lecourt Grand Maison ayrıca Stora’nın, bazı toplumsal grupların sorumsuz seferberliği nedeniyle Cumhuriyetin birliğine son derece ciddi tehditler teşkil eden siyasi güçler tarafından tekrar edilen tezi desteklediğini yazdı.

Dengesiz temellere sahip bir zemin üzerine ekonomik olarak inşa edilen bir anıt yapı, tarihin taleplerinin doruğuna çıkmak için mantıklı olarak zorlanmakta.

Ayrıca arşivlere erişimin sürekli olarak engellenmesi, beyan edilen şeffaflık talebiyle onu oluşturmak için alınan tedbirler arasında bir çelişki olmaya devam ediyor. Son olarak, Cezayir tarih yazımındaki tam çıkmaz, “uzlaşma” ve hatta Akdeniz hafızasının bölünmüş bölümleri arasında “diyalog kurma” yönündeki beklentiler açısından şaşırtıcı olabiliyor.

Önerilen diğer önlemlerin tümü geçici faydalar sağlamaktadır. Fakat bu önlemler, Fransız ordusu tarafından işlenen sayısız yargısız infazdan sadece birinin bile tanınmasını, ikili komisyonların oluşturulmasını veya Cezayir Savaşı’na karşı olan bir Fransız’ın (Gisèle Halimi) anılması konusunda zorlanıyor.

Bu önlemler, geçmiş politikaların aşikâr sorumluklarrı karşısında, Fransa’nın tüm eski başarısızlıklarından beklenen kopuşu ifade edebilecek bir sembolün gücüne sahip olamıyorlar.