Fırat’ın doğusunda son durum

Türkiye ile ABD arasında uzun süredir çok sıkı bir pazarlık süreci vardı ancak iki ülke arasında güvenli bölge konusunda yapılan müzakereler bir müşterek harekat merkezi kurulması fikri ile son buldu.

Fırat’ın doğusunda son durum

Fırat’ın doğusu neden önemli

Fırat’ın doğusu Türkiye için hayati önem taşıyan stratejik bir bölge. Bu sebeple Türkiye’nin Suriye’de güvenli bölge oluşturmak için attığı adımlar oldukça eskiye dayanıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’de oluşturulması planlanan tampon bölge meselesini ilk olarak 2013'teki bir Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ziyaretinde dillendirmişti ancak bazı ülkelerin Türkiye sınırında entrikaların peşinde koşması, güvenli bölge oluşumunun hayata geçmesini engelledi. Tüm bu süreçler doğrultusunda Türkiye, Suriye diplomasisine yoğunlaştı ve Suriye meselesinde başlangıçta aynı safta olduğu Batı ittifakının kendisini terk etmesinin ardından özellikle 2016’dan itibaren Suriye politikasında, önemli bir değişikliğe gitti. Türkiye bu süreçte ülkenin milli menfaatleri çerçevesinde oyun değiştirici hamleler yaparak, durumu kendi lehine önemli ölçüde değiştirdi. Ayrıca Türkiye, Suriye meselesinde başlangıçta farklı cephede olduğu Rusya ile işbirliği içerisinde önce Fırat Kalkanı harekatı ile sınırını DAIŞ’ten temizledi ardından ise, Astana süreciyle İdlib’de çatışmaların önüne geçti. Son olarak ise, Zeytin Dalı harekatı ile önemli bir başarı elde etmişti. 

Şimdi ise Washington ile alınan müşterek harekat merkezi kurulması kararıyla Suriye’de yeni bir oyun bozucu hamle yapmaya hazırlanan Türkiye, hem oluşturulmaya çalışılan Kandil kuşağını ortadan kaldırmayı, hem de bölgedeki demografik yapıyı bertaraf eden ABD destekli PYD’ye karşı, bölgeye gerçek sahiplerini yerleştirmeyi amaçlıyor. Fırat’ın batısını Rusya ve İran’a kaptıran Washington, nehrin doğusunda DAIŞ’le mücadele bahanesiyle demografinin değiştirilmesine yardımcı olmuş ve PYD/YPG mensuplarının hakimiyetinde Suriye Demografik Güçleri (SDG) adı altında kendi menfaatleri açısından oldukça işlevsel yeni bir unsur oluşturmuştu. Böylece Fırat’ın doğusunda bütün dengeler değişti.

Ülke genelinde Arap toplulukların yoğun yaşadığı bölgeler PYD hakimiyetine geçerken, bu terörist örgütler DAIŞ’le mücadele adı altında, ağır silahlarla donatılarak ABD kontrolü altında SDG adıyla bir PYD kurtarılmış bölgesine dönüştürüldü. Suriye topraklarının üçte birini oluşturan Fırat’ın doğusunda ise, Kürtlerin dışında milyonlarca Arap yaşamakta ancak halkların kardeşliği mottosunu benimsemiş olan ve dilinden düşürmeyen SDG içindeki etkin PYD, nüfus olarak Arapların yaşadığı şehirlerde dahi, yönetimi ele geçirmekte ve Arap unsurları marjinalleştirmeyi sürdürmekte. Arapların çoğunlukta olduğu Rakka ve Deyrizor gibi bölgelerde idari kademelere görüntüde Araplar atanmakla birlikte, esas kararları bu liderlere atanan PYD’li danışmanlar (eş-başkanlar) almakta. Kelimenin tam manasıyla Fırat’ın doğusu halihazırda Kandil tarafından idare edilmekte ve Arap bölgeleri PYD tarafından işgal edilmiş durumda.

Türkiye’nin önceliği

Türkiye ile ABD arasında uzun süredir çok sıkı bir pazarlık süreci vardı ancak iki ülke arasında güvenli bölge konusunda yapılan müzakereler bir müşterek harekat merkezi kurulması fikri ile son buldu. Özellikle güvenli hat ile ilgili bir türlü ortak noktada buluşamayan iki ülke, bu ve bunun gibi birçok konuda şimdilik mutabık kalmayı tercih etti. Oysa Savunma Bakanı Hulusi Akar, güvenli bölge için muhakkak 30-40 kilometrelik bir derinlik gerektiğini, Amerikalılara her ortamda ilettiklerini ifade etmişti. Amerikalıların ise beş kilometre derinliğindeki bir hat boyunca sınır bölgesinin SDG’den tamamen arındırılmasını ve bu unsurların ağır silahlarını sınırdan 14 kilometre geriye çekmesini önerdikleri, iyi haber alan yabancı kaynaklar tarafından bildirildi.

Türkiye ile Trump yönetiminin anlaşmazlık yaşadığı ve bir türlü mutabık olamadığı en önemli konu ise, tüm bölgelerin SDG’den arındırılıp arındırılamayacağı. Amerikalılar SDG’den arındırılmış beş kilometrelik birinci kuşakta ABD ve Türk ordusu haricindeki üçüncü bir gücün devriye görevi yapmasını kabul ediyorlardı. Ankara ise en az 30 kilometre derinliğinde olmasını istediği güvenli bölgeden SDG’nin bütün unsurlarının yanı sıra SDG’yle işbirliği yapmış Arap aşiretlerinin de çıkmasını ve burada güvenliğin TSK tarafından sağlanmasını şart koşuyor. Türkiye'nin önemli taleplerinden bir diğeri de Suluk kasabasını da içine alan Tel Abyad hattı. Ayn İsa bölgesini kontrol altında tutmak isteyen Türkiye, Tel Abyad'ın Arap karakterli olduğu, bölgede yönetim ve asayişin Arap unsurlara bırakılması gerektiğini ABD'li muhataplarına iletti.

Öte yandan terör örgütü YPG’nin, ABD desteğini arkasına alarak Münbiç’i ele geçirildiği 2016'dan bu yana Türkiye, YPG'nin de bölgeden çıkartılmasını istiyor ancak ABD Münbiç'i YPG'nin değil Suriye Demokratik Güçleri'nin yönettiği iddiasını sonuna kadar sürdürüyor ve taviz vermiyor. Türkiye ise, SDG'nin neredeyse bütün karar mekanizmalarının terör örgütü YPG kontrolünde olduğunu biliyor. Bu bağlamda ABD’nin önceliği müttefiki SDG-YPG’yi ve bundan dolayı da PKK’yı Türkiye’ye karşı korumak gibi görünüyor. Bu da demek oluyor ki Amerikan ve Türk pozisyonları arasındaki makas açıklığı neredeyse 180 derece. Taban tabana zıt oldukları görünen Amerikan ve Türk yaklaşımlarının uzlaştırılması kolay değil ama bu iki modeli sınırın farklı noktalarında birbirinden ayrı biçimde uygulamak mümkün.

Örnek vermek gerekirse Türkiye’nin, Suriyeliler sorununu hafifletmek için bir miktar sığınmacının sınırın Suriye tarafındaki güvenli bölgeye nakledilmesi isteniyorsa, Tel Abyad gibi Arap çoğunluklu yerlerde Savunma Bakanı Akar’ın telaffuz ettiği 30-40 kilometrelik derinliklere ulaşılması hususunda bir uzlaşma doğabilir, diğer mıntıkalarda ise Amerikan modeline yakın çözümlerde anlaşıldığını görmek de pekala mümkündür.