Esed rejimiyle mutabakat sağlanabilir mi?

Orta Doğu’da çatışan menfaatler arasında yol almak oldukça zor ancak unutmamak gerek ki, bugünün gerçekliği 2013'te Washington yönetiminin Suriye iç savaşını uzatacak bir politika izlemesi ve daha sonra Rusya'nın kontrolü ele geçirmesine müsaade etmesiyle şekillendi.

Esed rejimiyle mutabakat sağlanabilir mi?

Suriye denkleminde Eylül ayının ikinci yarısı bir hayli hareketli geçecek. 16 Eylül’de Türkiye’de Rusya ve İran ile üçlü zirve gerçekleşecek. 21 ile 25 Eylül tarihleri arasında ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) 74’üncü Genel Kurulu’nda temaslarda bulunacak. Suriye’nin kuzeyi, yani Rusya ile İdlib’de, ABD ile Fırat’ın doğusu hakkında varılan mutabakatların gidişatı ana gündemi oluşturuyor. Rusya ve rejim bombardımanı geçtiğimiz haftalarda İdlib’de artırmıştı. On binler sınıra dayanırken, Türk gözlem noktalarının hedef alınması da tansiyonu yükseltmişti. ABD de İdlib’i vurma kararı alarak denklemin içinde olduğunu hatırlattı.

Geride bıraktığımız günlerde Rusya devlet başkanı Vladimir Putin ile görüşen Erdoğan, muhatabından rejimin Soçi mutabakatına uymaya zorlanmasını istedi. Güvenli bölge için ise Harp Okulları Diploma Alma ve Sancak Devir Teslim Töreni’nden Washington’a “Birkaç hafta içinde askerlerimiz bölgeyi kontrol etmezse, kendi harekat planımızı devreye sokacağız” mesajını gönderdi. Erdoğan, BM Genel Kurulu sırasında Trump ile de görüşerek “İdlib-Fırat’ın doğusu sarkacındaki” yeni dengelenmeyi temin etmeye çalışacak. Türkiye Suriye’nin kuzeyi Sarkaç’ta iki büyük güçle zorlu bir denklem yürütüyor. Astana sürecinin başlamasıyla kurulan bu denklem, sahada askeri varlıkla, istihbarat marifetleriyle; masada ise liderlerle müzakere ile gidiyor ve söz konusu süreç oldukça dinamik. Mutabakatların içeriği diğer aktörlerin yeni adımlarına göre değişiyor. Bir uçtaki gelişme diğerini etkiliyor. Bu sebeple her bir aktör dinamik mutabakatın içeriğini kendi menfaatine göre şekillendirmek için yeni atraksiyonlar peşinde.

Aktörler ve öncelikler değişiyor

Ankara’nın hedefi Rusya ve ABD ile askeri bir gerginliğe girmeden bu sarkacın kontrolden çıkmasını engellemek. Türkiye’nin öncelikleri ise, İdlib’de ateşkesi koruyarak insani dramı durdurmak ve sınıra yeni mültecilerin gelmesinin önüne geçmek. Bununla birlikte rejimin muhalif grupları tümüyle yok etmesini de önlemek. Fırat’ın doğusunda ise önce YPG’nin devletimsi yapıya gidişini durdurmak, sonra da tümüyle tasfiyesini sağlamak. Rusya’nın öncelikleri ise Türkiye’ninkilerden çok daha farklı. Esad’la birlikte İdlib’i önceki çatışmasızlık bölgeleri gibi ele geçirmek istiyor. Milyonların ülkeyi terk etmesini umursamıyorlar hatta arzu ediyorlar. Nüfusunun nerdeyse yarısını kaybedecek Suriye’nin Nusayri azınlık tarafından daha rahat yönetileceğini hesaplıyorlar.

ABD ise, destek verdiği YPG’yi elinde tutarak Suriye masasında olmak istiyor. Bu çatışan menfaatler arasında yol almanın çok zor olduğu açık ancak unutulmamalı ki bugünün gerçeği 2013’te ABD’nin Suriye iç savaşını uzatacak bir politikaya geçmesi ve daha sonra Rusya’nın kontrolü ele geçirmesine müsaade etmesiyle şekillendi. Türkiye bu denkleme ancak 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin bastırılmasından sonra askeri anlamda müdahil olabildi ve YPG’nin terör koridorlarını parçaladı.

Rejimle barışmak çözümü sağlar mı?

Suriye’nin kuzeyindeki zorlu süreci gören bazı analistler, Suriye rejimi ile barışılması gerektiğini savunuyor. Yani sarkacın İdlib kısmını doğrudan, Fırat’ın doğusunu da dolaylı olarak ‘’Rejime bırakalım ve sorun çözülsün” görüşündeler. Elbette Suriye iç savaşında dengeler ve aktörlerin politikaları sıklıkla değişiklik gösterdi, bu bağlamda Türkiye’nin Suriye politikası da değişebilir ancak mevcut denklem “İdlib-Fırat’ın doğusu sarkacını” hala yönetmeye devamı gerektiriyor. Türkiye’nin Rusya ve ABD ile ilişkilerini dengede tutması gerekiyor. Zira böyle bir durumda bölgeden çekilmek ne milyonlarca yeni mültecinin gelmesini engeller, ne de YPG tehdidini ortadan kaldırır. Her ikisi için de Türkiye’nin askeri olarak sahada kalması gerekli görünüyor. Kaldı ki bu aşamada Suriye sahasından ayrılmak Doğu Akdeniz başta olmak üzere etrafımızdaki meydan okumalara teslim olmak anlamına gelebilir. Bu bağlamda bir değerlendirme yapmak gerekirse, Esed rejimi ile mutabakat sağlayarak denklemin dışına çıkmaya çalışmak denklemde kalmaktan daha tehlikeli sonuçlar doğurabilir.