Erdoğan ve Trump ne görüşecek?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’la görüşmek için 13 Kasım’da Washington'a bir ziyaret gerçekleştirecek. Gerginleşen ilişkilerin gölgesinde geçecek olan görüşmenin ana gündem maddeleri nelerdir?

Erdoğan ve Trump ne görüşecek?

Türkiye’nin ana gündem maddelerinin başında ABD’nin garantörlüğünde Suriye’deki teröristlerin Güvenli Bölge'den çekilmemiş olmaları, Güvenli Bölge'ye yerleştirilmesi planlanan Suriyeli sığınmacıların durumu, F-35 Savaş Jeti, Patriot ve S-400 Hava Savunma Sistemi ve 100 milyar dolarlık ticaret hacmi geliyor.

Suriye’deki Güvenli Bölge ve ABD-Rusya’nın garantörlüğündeki çekilmenin gerçekleştirilmemesi

Türkiye, 9 Ekim 2019 tarihinde Suriye’nin kuzeyinde palazlanmış olan terör unsurlarının Güvenli Bölge ilan edilen alandan çıkarılması için askeri harekat başlattı. Askeri harekat başarılı bir şekilde sürerken ABD’nin talebi üzerine Türkiye müzakerelerde bulunmayı kabul etmiş ve 18 Ekim tarihinde ABD’li heyet ile 10 maddelik Ankara Mutabakatı imzalanmıştı.

ABD ile imzalanan 10 maddelik mutabakat kapsamında Barış Pınarı harekatına 120 saat ara verilerek askeri harekat alanları dışında kalan bölgeden YPG/PKK’lı teröristlerin çıkarılması kararlaştırılmıştı. ABD’ye tanınan sürenin son saatlerine doğru Türkiye, Rusya ile müzakerelerde bulunarak Soçi Mutabakatı'na varmıştı. 13 maddelik mutabakat kapsamında Rusya’ya da 150 saatlik süre tanınarak güvenli bölge alanlarından YPG/PKK’lı teröristleri çıkarması kararlaştırılmıştı. İki ülkeye de tanın sürenin sonunda Güvenli Bölge ilan edilen alanlardan YPG/PKK’lı teröristlerin tamamını çıkaramadıkları gibi bölgeye daha fazla yerleştikleri görüldü.

Türkiye-Macaristan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi'nin dördüncü toplantısına katılmak üzere gittiği Macaristan dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “ABD’nin 120 saat, Rusya’nın da 150 saat içinde teröristlerin bölgeyi terk etme sözü vardı. Onlar da bunu yerine getirmediler.”  ifadeleriyle bölgeden YPG/PKK’lı teröristlerin çıkmadığını vurguladı.

Ankara Mutabakatı kapsamında ABD’nin, Soçi Mutabakatı kapsamında da Rusya’nın taahhütlerini yerine getirmemesi direkt olarak Türkiye’ye askeri operasyon hakkı tanıyor. Bu bağlamda Rusya ve ABD, terör örgütlerinin Güvenli Bölge alanlarından çıkmasını sağlayamaz ve Türkiye’nin güvenlik endişelerini giderecek çözümler üretemezse ikili ilişkilerin gerilmesine neden olacak ve 4’üncü bir askeri harekatın düzenlenmesinin zeminini hazırlayacak. 4’üncü bir askeri harekat gelebilir mi?

Milli güvenliğine tehdit oluşturan terör örgütlerinin sınırından temizlenmesini hedefleyen Türkiye, bu çerçevede Barış Pınarı Harekatı'nın düzenlenmesini gündemine almış ve harekatı başlatmıştı. Bölgeden terör örgütlerinin temizlenmemesi Türkiye’nin güvenlik endişelerini gidermedi ve Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yeni bir askeri harekatı gündemine getirdi.

 Güvenli Bölge’ye Suriyeli sığınmacıların yerleştirilmesi

9 Ekim’de başlanan Barış Pınarı askeri harekat ile Türkiye, sınırdan Suriye’nin içlerine doğru 30 km alanı terör unsurlarından temizleyerek bu bölgelere sığınmacı konumuna düşen Suriyelileri yerleştirmeyi planlamıştır. Nitekim 2016 yılında Cerablus ve Azez’e düzenlenen Fırat Kalkanı ve 2018 yılında Afrin bölgesine düzenlenen Zeytin Dalı Harekatı ile temizlenen bölgelere 400 binin üzerinde Suriyeli sığınmacı hem Türkiye’den hem de Suriye'de terör kontrolü altında bulunan yerlerden göç etmiştir.

Suriye’nin sadece kuzeydoğusunda yani Fırat’ın doğusunda kalan alana 12’nin üzerinde ilçe ve irili ufaklı 30’un üzerinde köy inşaa edilmesi planlanıyor. İnşaa edilecek yerlere ise 2 milyon üzerinde Suriyeli sığınmacının yerleştirilmesi planlanıyor. Bu bağlamda bu alanların inşaa edilmesi Türkiye için elzemdir. Öyle ki Türkiye 2011 yılından beri sınır kapılarını Suriyelilere açmış ve bu doğrultuda 3,6 milyondan fazla Suriyeliyi ağırlamak zorunda kalmıştır.

Avrupa Birliği ve ABD’nin Türkiye’yi bir mülteci kampı olarak gördükleri bu dönemde Türkiye Suriyeli sığınmacılar için 40 milyar doların üzerinde harcama gerçekleştirmiştir. Fakat ne AB ülkeleri ne de ABD, Türkiye’deki sığınmacılara herhangi bir ekonomik yardım yapmadıkları gibi Suriye’de terör örgütlerini destekleyerek sığınmacıların dönüşlerini zorlaştırmışlardır.

Diğer taraftan bölgeyi istikrarsız hale getiren terör örgütü, Türkiye’nin de milli güvenliğine tehdit unsuru oluşturuyor. Bundan ötürü sınırdaki terör unsurlarının temizlenmesi Türkiye’nin temel güvenlik dinamiğidir. Bu bağlamda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 13 Kasım’da ABD’ye gerçekleştireceği ziyaret kapsamında ana gündem maddelerinden biri Türkiye’nin milli güvenliğine tehdit unsuru oluşturan sınırındaki terör örgütlerinin hali hazırda güvenli bölge olarak belirlenen alanlarda konuşlanmış olmaları olacaktır. Bir diğer gündem maddesi ise 8 yıldır Suriyeli sığınmacıların akınıyla karşı karşıya kalan Türkiye’nin güvenli hale getirilecek bölgelere misafir ettiği 3,6 milyondan fazla Suriyeli sığınmacıyı yerleştirme dileğidir.

2015 yılından beri YPG/PKK terör örgünü destekleyen ABD, Türkiye’nin milli güvenlik endişelerini giderecek çözümler sunamayacaktır. Nitekim 10 maddelik Ankara Mutabakatı kapsamında Güvenli Bölge alanlarından teröristlerin çekileceğini temin ABD bu sözünü yerine getirememiştir. Barış Pınarı harekatı alanı dışında kalan bölgelerde özellikle petrol bölgesi Kamışlı’da askeri varlığını arttıran ABD bu bölgelerde YPG/PKK’lı teröristleri de desteklemeye devam ediyor.

ABD’nin Ankara Mutabakatı kapsamında terör unsurlarının bölgeden çıkarılmamasını sağlayamaması ve Suriyeli sığınmacıların yerleştirilmesi için güvenli bölgeyi temin edememesi Türkiye’nin askeri operasyon hakkına olanak sağlıyor. Nitekim Macaristan ziyareti dönüşünde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Barış Pınarı harekatı kesinlikle devam edecek. Burada son terörist bölgeyi terk etmedikten sonra biz bu işi bırakmayız.” ifadelerini kullandı. Yapılan açıklamadan da anlaşılacağı üzere Türkiye’nin nihai hedefi bölgenin teröristlerden arındırılmasıdır.

F-35 Savaş Jeti, Patriot ve S-400 Hava Savunma Sistemi

Amerikan yapım Patriot Hava Savunma Sistemi

 

Türkiye’nin milli güvenliği Suriye iç savaşı ile birlikte tehlikeye girmişti. Özellikle hava savunma sistemi bulunmayan Türkiye, Suriye’den gelebilecek füzelere karşı kendini savunabilecek konumda değildi. Bu bağlamda NATO müttefiklerinden hava savun sistemleri satın almayı talep eden ve bu talebi karşılanmayan Türkiye, hava savunma sistemi satın almak için Rusya ile görüşmelere başlamıştı. Bu çerçevede Türkiye, Rusya ile S-400 hava savunma sistemi alımı noktasında anlaşma imzalanmış ve geçtiğimi temmuz ayının 12’sinde teslimatlar başlamıştı. 

ABD yapımı 5'inci nesil F-35 savaş jeti

 

“S-400 hava savunma sistemleri caydırıcılığının yanında hava ve füze taarruzlarını sınırlandıracak, kara ve deniz harekatlarının daha elverişli koşullarda icrasına katkı sunacak. Bu çerçevede Türkiye, S-400’ler ile kendisine önemli bir güvenli alan yarattı. Diğer taraftan S-400'ler ile sadece askeri değil, ekonomik ve ticari anlamda güç dengesini değiştirecek.”

Türkiye’nin S-400 alımına AB ülkeleri özellikle de ABD’den sert tepkiler gelmişti. Türkiye’ye hava savunma sistemini satmayı kabul etmeyen ülkeler Türkiye’ye yaptırım uygulamak için sıraya girdi ve Türkiye’yi F-35 üretim ortaklığından çıkarıp sipariş edilen 100 adet F-35’inde satışını askıya aldı. Bugün ise Türkiye’ye F-35 ve Patriot teklifiyle gelen ülkeler satın alınan S-400’lerin çalıştırılmamasını talep ediyorlar.

Türkiye’nin S-400 almasına temelli karşı duran ABD, 13 Kasım’da gerçekleştirilecek görüşmelerde S-400’lerin çalıştırılmaması koşuluyla F-35 ve Patriot’ların satışına onaylayacağını açıklayacaktır. Peki ABD S-400'lerin çalışır halde olmasından neden bu kadar muzdariptir. Bunun başlıca stratejik nedeni ABD’nin müttefik olarak gördüğü bir ülkede kendisinin satmamış olduğu ve bilmediği bir sistemin kullanılmasını istememesidir. Nitekim üretilen tüm silahlar üstünlük mücadelesi sonucunda üretilmiştir. F-35’e karşı Su-35, Patriot’a karşı S-400. Bu çerçevede S-400’ler ABD’nin ürettiği silahlara karşı koruma sağlayabilecek potansiyeldedir.

Rus yapımı S-400 Hava Savunma Sistemi

 

S-400’lerin Teknik Özellikleri:

Dünyadaki en iyi hava savunma sistemlerinden biri olarak nitelendirilen S-400, savaş uçakları, radar tespit ve kontrol uçakları, keşif uçakları, stratejik ve taktik uçaklar, taktik, operasyonel-taktik balistik füzeler, orta menzilli balistik füzeler, hipersonik hedefler ve diğer gelişmiş hava saldırısı araçlarını imha etmek üzere tasarlandı.

♦ S-400, çok uzun menzilli 40N6 model füzeyle 400 kilometre, uzun menzilli 48N6 model füzeyle 250 kilometre, orta menzilli 9M96E2 model füzeyle 120 kilometre ve kısa menzilli 9M96E model füzeyle de 40 kilometredeki hedefleri vurabiliyor.

♦ Kısa, orta ve uzun menzillerde füzeleri aynı anda kullanabilen S-400, 600 kilometre uzaklıktaki hedefi algılama özelliğine sahip ve saniyede 4,8 kilometre hızla füze gönderilebiliyor. Sistem, hedefe 10 saniyeden daha az sürede tepki veriyor.

Diğer taraftan bir de ekonomik boyut mevcut. Bir taraftan 2001 yılından beri milyarlarca dolar harcanarak geliştirilen F-35’ler ve Patriot’lar. 2015 yılında Suriye’nin S-300’ler ile bir F-35 vurduğu iddiasını göz önüne alırsak olayın sadece Türkiye’nin S-400 satın almasından ibaret olmadığı anlaşılıyor. F-35’lere tehdit oluşturan bir S-400’ün milyarlarca dolarlık projeyi çöpe atacak olması ABD için en büyük tehdit unsuru. Nitekim hali hazırda F-35 sipariş etmiş ve satın almak için sırada bekleyen 10’larca devlet var.

100 milyar dolarlık ticaret hacmi

Türkiye ile ABD arasındaki ticaret hacmi yıllara göre değişiklik gösterdi. İnişli çıkışlı bir yol izleyen ticaret hacmi 2010'da 16 milyar dolar seviyesinde iken, 2011'de 20,6 milyar dolara yükseldi. 2016 yılında 17,5 milyar dolara gerileyen ticaret hacmi, 2017 ve 2018 yıllarında tekrar 20,6 milyar doların üzerini gördü. 2019 Temmuz sonunda ise iki ülke arasındaki ticaret hacmi 11,3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. İki ülke arsındaki ticaret hacminde son 10 yılda her ne kadar 5 milyar dolarlık artış yaşansa da ticaret hacmi 16-21 milyar dolar arasına sıkışmış durumda.

İki ülke arasında gerçekleşen ticaret hacminde Türkiye’nin ticaret açığı giderek düşüyor. Nitekim 2011 yılında Türkiye’nin ABD’ye ticaret açığı 11,5 milyar dolardan 2017’de 3,3 milyar dolara kadar geriledi ve geçen yıl ticaret açığı 4,1 milyar dolar olarak gerçekleşti. 2018 yılı Ocak-Temmuz döneminde 2,8 milyar dolar olan açık 2019 yılının aynı döneminde 2 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Türkiye ile ABD arasındaki ticaret hacmini 5 katına çıkarmak için iki ülke yetkilileri siyasi irade ortaya koydu. Tekstil, hazır giyim, mobilya, mermer, otomotiv, otomotiv yan sanayi, mücevherat, sivil havacılık, çimento, kimya, makine ve lojistik sektörleri, ikili ticaret hacminin artırılmasında en öncelikli alanlar olarak belirlendi.

İki ülke arasındaki ticaret hacminin 100 milyar dolara çıkarılması için müttefiklik ilişkilerinin gözden geçirilmesi gerekiyor. Özellikle ABD’nin Suriye politikası kapsamında yanlış taraflarla iş yapması müttefik ilişkilerinin zedelenmesine neden olmuştu. Ayrıca Türkiye’nin satın almak istediği hava savunma sistemlerinin satışına onay çıkmaması ve F-35 programından Türkiye’nin çıkarılması ilişkilerde yaşanan gerginliğin derinleşmesine neden olmuştu. Bu doğrultuda Türkiye’nin güvenlik endişelerinin giderilmemesi hedeflenen 100 milyar dolarlık ticaret hacmine engel olacaktır.

Sonuç olarak, ziyaret kapsamında Trump ile görüşme gerçekleştirecek olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ana gündem maddeleri, F-35 savaş jeti, Patriot ve S-400 Hava Savunma Sistemi konuları, Güvenli Bölge alanlarından teröristlerin çekilmemesi, Suriyeli sığınmacıların durumu ve hedeflenen 100 milyar dolarlık ticaret hacmi konuları görüşülecek maddeler arasında.

Diğer taraftan ABD’nin sözde Ermeni soykırımı tasarısını onaylaması, Türkiye’nin haklı gerekçelerle Suriye’nin kuzeyine askeri operasyon düzenlemesine karşın yaptırım tasarıları yayınlanması da görüşmeler kapsamında üzerinde durulacak konular arasındadır.

ABD’nin müttefiklik ilişkilerine sığmayan politikalarını gözden geçirmeyerek görüşmeler kapsamında çözüm üretememesi ikili ilişkilerin daha fazla kopukluğa neden olacaktır. Bu çerçevede Türkiye ile ileriye dönük daha kapsamlı ve derin ilişkiler için ABD’nin Türkiye’nin güvenlik endişelerini giderek çözümler üretmesi gerekmektedir.