Emmanuel Macron Türkiye'yi neden hedef gösteriyor?

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile düzenlendiği ortak basın toplantısında yine çirkin sözlerle Türkiye'ye saldırdı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Macron'un sözlerine, 'Sen önce kendi beyin ölümünü kontrol ettir' diye yanıt verdi.

Emmanuel Macron Türkiye'yi neden hedef gösteriyor?

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Türkiye’ye dair söylemler, gün geçtikçe sertleşirken; dünya gündeminde kendine geniş yer bulan bu söylemlerin sonuncusu dün Paris’te gerçekleştirilen  basın toplantısında geldi. 

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile ortak bir basın toplantısı düzenleyen Macron, ‘NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti’ sözlerini bir ‘uyandırma’ çağrısı olarak yorumlanması gerektiğinin altını çizerken, gündeminde yine Türkiye’nin Suriye’de yürüttüğü Barış Pınarı Harekatı vardı. Macron bu kez de harekata ilişkin Türkiye’ye yönelik, ‘Türkiye hem Suriye’de oldu bittiyle operasyon düzenleyip, hem de NATO müttefiklerinden dayanışma beklememeli’ sözleri ile çıkışını sürdürürken NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’ın 4 Aralık’ta Londra’da düzenlenecek olan Liderler Zirvesi öncesindeki turlarının da Fransa nezdinde bir karşılığı olmadığı ortaya çıkmış oldu. 

EMMANUEL MACRON NEDEN TÜRKİYE’Yİ HEDEF ALIYOR?

Fransa ve Türkiye ilişkilerine baktığımızda Temmuz ayına kadar herhangi bir problem olmadığını görüyoruz. Gemişten bugüne baktığımızda Sarkozy’nin politikalarının devamına yönelik bir tutum sergileyerek, aynı siyasi duruşun temsilcisi olmak noktasında açıklamaları ile yine Türkiye’yi zaman zaman eleştiren Macron’un son açıklaması dikkat çekmişti. Bu dönemde ‘Türkiye ile stratejik ilişkilere ihtiyacımız var’ sözleri ile gündeme gelen Macron, bu ilişkilerin kurulmasında; ‘istikrar’ ve ‘uzun vadede güç ve uyum’un temel alınacağını söylemeyi de ihmal etmiyordu. 

İNFOGRAFİ'Yİ İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Macron’un bu sözlerinin üzerinden on gün geçmeden, Türkiye’nin Paris Büyükelçisi İsmail Hakkı Musa, bilgi almak ve Avrupa’nın tavrını doğrudan anlatmak üzere Dışişleri Bakanlığı’na çağırılmıştı.    Fransa’nın Akdeniz planlarında yaşanan değişimin izlerini birebir taşıyan bu görüşmede, ‘Avrupa’nın isteklerinin Türk Büyükelçi aracılığı ile aktarılması büyük önem taşıyordu. Zira, Ekim ayının sonunda Suriye’den çekilme kararı alan ABD, Fransa’nın bu bölgedeki üslerini korunmasız bırakırken, Türkiye’nin hem Kıbrıs’te sondaj çalışmalarına başlayacak olması hem de Suriye’de düzenlenecek olan Barış Pınarı Harekatı için çalışmalarını tamamlamış olması Macron’un planlarına pek uymuyordu. 

Güvenli müttefik olarak gördükleri ve mülteciler politikalarında güçlü bir duruş sergilemelerini sağlayan Türkiye’nin jeostratejik konumu ile birlikte sınırında yaşanan her türlü hareketliliğe sessiz kalmamış olması, ne AB’nin ne de NATO’nun hesaplarına uyuyordu. 

14 Ekim’de ABD Başkanı Donald Trump’ın askerlerine Suriye’den ‘bilinçli bir şekilde geri çekilme’ emrini vermesinin ardından, Türkiye harekete geçerek Barış Pınarı Harekatı için düğmeye bastı. Rasulayn’dan Tel Abyad’a kadar uzanan 120 kilometrelik bölge içerisinde PYD’YPG’ye yönelik bir harekat başlatan Türkiye’nin, bölgedeki terör unsurlarına yönelik bu operasyonuna ilk tepki, YPG yetkilileri ile, Fransa’da özel olarak görüşen Macron’dan gelmişti. Türkiye’yi DEAŞ’ı yeniden canlandırmakla itham eden Macron, operasyonun bir an evvel sonlandırılmasını ve Türkiye’nin ‘tek taraflı saldırısı’nı kınadığını söylemişti. 

YPG/PKK’ya destek veren Fransız askerleri Suriye’de 4 noktada konuşlu bulunuyordu. Haseke, Deyrizor ve Rakka illerinde bulunan 200 civarındaki Fransız askeri, ABD’nin geri çekilmesi ve Türkiye’nin bölgede yapacağı operasyon ile DEAŞ’a yönelik harekatlarında sınırlandırılmış oluyorlardı. 

Türkiye ve ABD arasında imzalanan antlaşma ile Barış Pınarı Harekatı’na 120 saat ara verilmiş, verilen sürenin bitimine yakın yine ilk tepki Emmanuel Macron’dan gelmişti. Soçi Zirvesi öncesinde Putin ile bir telefon görüşmesi gerçekleştiren Macron, Türkiye’nin ‘koşullu ateşkes’ anlaşmasını devam ettirmesi gerektiğinin altını çizmiş, Fırat’ın doğusuna başlatılan bu harekatı ‘çılgınlık’ olarak nitelendirmişti.

Fransa bölgede bir yandan da YPG/PKK ile Suriyeli muhalif Kürtlerin meşru temsilcisi sayılan Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) arasında da arabuluculuk yapma çabalarını sürdürüyordu. Fakat, Emmanuel Macron’un sert söylemlerini tetikleyen yalnızca bunlar değildi. 

VOA’nın sorularını yanıtlayan Le Figaro Orta Doğu uzmanlarından Georges Malbrunot Fransa’nın söylemlerinin sertleşmesini şöyle açıklıyordu; Suriye’de Kürtler’in elinde 90-100 kadar Fransız cihatçı tutuklu bulunuyor. Geri kalan cihatçılar ise, Irak ve Suriye rejiminin elinde. ABD’nin çekilmesi sürecinde tutuklu cihatçıların ‘kaçması’ ihtimali Fransa’nın en büyük korkularından birisi. Bölgede, ABD’nin çekilmesi ve düzenlenen operasyonun kaosu sırasında yalnızca cihatçılardan bazılarının eşi ve çocukları kaçmış olmasına rağmen, mevcut tutukluların Şam yönetimin eline geçmesi halinde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın da eli güçlenmiş olacak. Bugüne kadar bölgede kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden Fransa, Esad ile karşı karşıya gelmemeye dikkat ederek politikalarına yön verirken, böyle bir durumda Paris fatura ödemek zorunda kalacak. Bu fatura, Fransa’nın Şam’a büyükelçilik açması, diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması vb. olabilir. Suriye rejimi cihatçıları ele geçirmeden önce Fransa bir çözüm bulmak zorunda.

Nitekim bu konu Büyükelçi Hakkı Musa’nın Dışişleri’ne çağırılmasının ardından katıldığı RTL Radyosu’nda bizzat soruluyor ve Türkiye’nin cihatçılar konusunda alacağı tavır anlaşılmaya çalışılıyordu. Bu programda, Büyükelçi Musa, ‘Yabancı cihatçı tutsakları ne yapacaksınız?’ sorusuna, ‘Bizim politikamız basit. Bu cihatçıların, mensup olduğu ülkelerin gelip kendi cihatçılarını almalarını bekliyoruz’ yanıtını verirken, ‘Ya almazlarsa, salıverecek misiniz?’ sorusu üzerine, ‘Hayır, hayır, o kadar basit değil. Siyah ve beyaz değil her şey. Türkiye, onlarla ilgilenecek ve onları bırakmayacak. Türkiye DEAŞ terörünün ne olduğunu çok iyi bilir. İşte bizim farkımız bu. Biz onların da tehlikesinin farkındayız.’ sözleri ile yanıt veriyordu. 

Yine aynı dönemde Yunanistan Macron, Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis ile Eysee Sarayı’nda bir araya gelerek, Kıbrıslı Rumların yanında olduğu mesajını verdiği konuşmasında; “Fransa ve Avrupa Birliği, bu konuda (hidrokarbon arama faaliyetleri) hiçbir zayıflık göstermeyecek.” sözleri ile Türkiye’ye tepkisini dile getirmiş, AB’nin Kıbrıslı Rumları korumasız bırakmayacağının da garantisini vermişti. Türkiye’nin Kıbrıs açıklarında doğalgaz arama faaliyetlerini ‘yasa dışı’ olarak nitelendiren Macron, “Türkiye, Kıbrıs'ın münhasır ekonomik bölgesinde sürdürdüğü yasa dışı faaliyetleri sonlandırmalı” demişti. 

6 Kasım’da Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un The Economist dergisine verdiği röportaj ile tırmanan ilişkiler, son olarak yine Macron’un Türkiye çıkışı ile tırmandı. Uzmanlar bu çıkışı bir ‘ayna politikası’ olarak yorumlarken, iç politikada da İslam karşıtı kararlara imza atan Macron dünya kamuoyu önünde yürüttüğü karalama kampanyasına devam ediyor. 

SONUÇ:

Geçmişten bugüne hem İslam hem de İslam ülkelerine karşı yürüttüğü politikalarla bilinen Fransa’nın bu kez hedefinde Türkiye ve Barış Pınarı Harekatı var. The Ekonomist dergisine verdiği röportaj ile başlayan NATO tartışmalarında, diğer üye ülkelerine kendisi gibi düşünmemesine rağmen gerilimi tırmandırmaya devam eden Macron, son olarak Türkiye’nin Barış Pınarı harekatına yönelik açıklamaları ile dikkatleri üzerine çekti. 

Suriye politikaları ve Suriye’de bulunan Fransız cihatçılar noktasında kaygılanan Macron’un Türkiye’yi gündemine taşıyarak AB ve NATO içerisinde dile getirdiği suçlamalar uluslararası platformda yalnızca Rusya tarafından desteklenirken, Avrupa ülkelerinden destek bulamadı. Daha öncesinde Balkan ülkelerinin Türkiye ile yakın ilişkiler yürütmesinden rahatsız olduğunu dile getiren Macron’un, ABD’nin elini taşın altına yeterince koymamakla suçladığı NATO’ya yeni bir düzen verme sürecinin sonuçları tüm dünyada merakla izleniyor. 

Macron’un sert söylemlerine yanıt gecikmezken, ‘NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti’ sözlerine son yanıt da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan geldi. Konuşmasında Macron’u sert bir biçimde eleştiren Erdoğan, ‘Önce kendi beyin ölümünü bir kontrol ettir’ sözleri ile Fransa Cumhurbaşkanı’na tepkisini dile getirdi.