Ekonomistler “2020 yılı Türkiye ekonomisi” için neler düşünüyorlar

Türkiye ekonomisini zorlu geçen 2019’un ardından 2020 yılında neler bekliyor? Hükümetin ortaya koyduğu yüzde 5 büyüme hedefi gerçekleşebilir mi? 2019 yılını değerlendiren ekonomistler 2020 yılında neler öngörüyor?

2018 yılını Ağustos ayında başlayan kur dalgalanmalarıyla oldukça sıkıntılı bir şekilde geçiren Türkiye, geçen yılın özellikle son çeyreğinde dengelenme sürecine girdi. 2019 yılı hem küresel ekonomi hem de Türkiye ekonomisi açısından oldukça zor bir yıl oldu. Bu süreçte ticaret savaşları, korumacı politikalar ve jeopolitik risklerden önemli ölçüde etkilenen küresel ekonomi, gerek büyüme oranları gerekse ticaret beklentilerinin geride kalmasına neden oldu.

Geçen yılı daha iyi analiz etmek için öncelikle Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın geçen yıl açıkladığı Yeni Ekonomi Programı (YEP) ve Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) son açıkladığı ekonomik verilere göz atarak derlememize  başlayalım.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak

 

YEP’TE HEDEF YÜZDE 5 BÜYÜME

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak geçtiğimiz yıl hedefleri 2020, 2021 ve 2022 yıllarını kapsayan Yeni Ekonomi Programı’nda (YEP) açıkladı. YEP'te enflasyon hedefleri, 2019, 2020, 2021 ve 2022 yılları için sırasıyla yüzde 12, yüzde 8,5, yüzde 6 ve yüzde 4,9, İşsizlik oranının 2019'da yüzde 12,9, 2020'de yüzde 11,8, 2021'de yüzde 10,6 ve 2022'de yüzde 9,8 ve büyüme hedefleri ise 2019 için yüzde 0,5, sonraki 3 yıl için yüzde 5 olarak yer aldı.

2019 YILI ENFLASYONU TAHMİNİ YÜZDE 12

TÜİK’in verilerine göre ise, Türkiye'de geçtiğimiz yılın ocak ayında yüzde 20,35 düzeyinde gerçekleşen enflasyon, düşüşe geçerek ekimde yüzde 8,55'e kadar geriledi. Kasım’da yüzde 10,56 ile yeniden çift haneye çıkan enflasyonun, geçen yılı YEP’te hedefi olan yüzde 12'ye yakın bir seviyede tamamlayacağı tahmin ediliyor. Büyümede ise geçen yıl içinde dengelenme sürecinden dönüşüm sürecine geçildi. Geçen yılı yüzde 2,6 büyümeyle tamamlayan Türkiye, 2019'un ilk çeyreğinde yüzde 2,3 ve ikinci çeyreğinde yüzde 1,6 daraldı. Üçüncü çeyrekte beklentilerin aksine yüzde 0,9 büyüyen ekonominin, YEP hedefleri doğrultusunda 2019'u yüzde 0,5'lik Gayrisafi Yurt içi Hasıla artışıyla tamamlaması öngörülüyor.

İŞSİZLİK 1,8 PUAN ARTTI

2018 yılının Kasım ayında 1.041 milyon doları fazla veren cari işlemler hesabı, 2019 yılının aynı ayında 518 milyon doları açık verdi. Bunun sonucunda, on iki aylık cari işlemler fazlası 2.725 milyon dolar oldu. Türkiye'de işsizlik oranı 2019 ekim ayında 2018 yılının aynı ayına göre 1,8 puan artarak yüzde 13,4'e yükseldi. Bu dönemde işsiz sayısı 608 bin kişilik artışla 4 milyon 396 bin olarak hesaplandı İş gücü, Ekim 2019'da bir önceki yılın aynı dönemine göre 82 bin kişi artarak 32 milyon 740 bin kişi olurken, iş gücüne katılma oranı ise 0,7 puan azalarak yüzde 53'e geriledi.

TEK YOLU VAR, ÜRETMEK

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz yıl Malatya’da STK, sendika ve iş dünyası temsilcileri ile muhtarlarla buluşmasında işsizlik sorununun çözümene ilişkin konuşmuştu:

İşsizliği çözmenin bir tek yolu var. Üretmek, üretirseniz işsizlik sorunu olmaz, üretirseniz beka derdi olmaz, üretirseniz ekonominiz rahatlar.

600 yıllık Osmanlı niye battı? Üretmediği için battı. Osmanlı Dönemi’nde Osmanlı’nın parasını basacak banka yoktu. Banka yabancılara aitti. Osmanlı askerleri yalınkılıç savaşırken, aklını kullanan üreten ülkeler silahla savaştı. Devlet aklını kullanmayan toplum gelişemez.

2020 HEDEFLERİ CUMHURBAŞKANLIĞI YILLIK PROGRAMINDA AÇIKLANDI

Türkiye ekonomisi, büyüme, istihdam ve yatırımlar konusunda da 2020 yılı hedefleri ise Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından onaylanan 403 sayfalık "2020 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı”nda yer aldı. Şimdi Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın açıkladığı ekonomik veriler ve programda belirtilen hedeflenen verilere bir göz atalım.

BÜYÜME

Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) 2019 yılının üçüncü çeyreğinde yüzde 0,9 oranında büyüdü. 2019 yılının ilk üç çeyreğinde GSYH daralma oranı yüzde 0,9 oldu. Üçüncü çeyrekte tarım sektörü yüzde 3,8, sanayi sektörü yüzde 1,6 ve hizmetler sektörü (inşaat dâhil) yüzde 0,1 oranında büyüdü. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH büyüme oranı yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 0,4 olarak gerçekleşti.

Büyüme ve İstihdam hedefinde ise sanayi sektörü katma değerinin yüzde 6, hizmetler sektörü katma değerinin yüzde 5, tarım sektörü katma değerinin ise yüzde 4 artacağı ve 2020 yılında GSYH’nın yüzde 5 oranında büyüyeceği tahmin ediliyor.

İSTİHDAM

10 Ocak 2020 tarihinde açıklanan işgücü istatistiklerine göre işsizlik oranı Ekim ayında yüzde 13,4. İşsizlik oranı Eylül döneminde yüzde 13,8 düzeyindeydi. Bu dönemde istihdam edilenlerin sayısı 28 milyon 343 bin kişi, istihdam oranı ise yüzde 45,9 oldu. Mevsim etkilerinden arındırılmış veriler dikkate alındığında istihdam oranı, bir önceki aya göre 0,1 puan artarak yüzde 45,7 olarak gerçekleşti. İş gücü 2019 yılı Ekim döneminde 32 milyon 740 bin kişi, iş gücüne katılım oranı ise yüzde 53 olarak gerçekleşti. Bu gelişmeler neticesinde mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı Eylül 2019 döneminde yüzde 13,6 oldu.

Ekonomideki toparlanma süreci ve bu sürecin ima ettiği yüksek büyüme oranları çerçevesinde istihdam artışının ivme kazanmasıyla istihdamın bir önceki yıla göre 1,052 milyon artacağı, işsizlik oranının ise yüzde 11,8’e gerileyeceği, İşgücüne katılma oranının yükselişini sürdürerek 0,6 puan artışla yüzde 53,4’e ulaşması bekleniyor.

YATIRIMLAR

Türkiye’de gerçekleştirilen Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) projelerinde 4 farklı modeli kullanıldı. En çok kullanılanı 109 projeyle Yap-İşlet-Devret ve İşletme Hakkı Devri iken, bunları 20 projeyle Yap-Kirala-Devret ve 5 projeyle Yap-İşlet modelleri takip etti. KÖİ modeliyle gerçekleştirilen projelerin yatırım tutarlarının sektörel dağılımına bakıldığında 21,5 milyar doları ile karayolu sektörünün ilk sırada. Havaalanları ise 19 milyar doları ile ikinci sırada. Onu Yap-Kirala-Devret modeliyle gerçekleştirilen sağlık projeleri 11,5 milyar doları ile takip etti. Enerji sektörü ise 9,5 milyar dolar ile dördüncü sırada yer aldı.  

Cari fiyatlarla kamu kesimi sabit sermaye yatırımlarının yüzde 40,3’ünün merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idareler, yüzde 39,7’sinin yerel yönetimler, yüzde 19’unun işletmeci KİT’ler, yüzde 0,1’inin özelleştirme kapsamındaki kuruluşlar, yüzde 0,9’unun döner sermayeli kuruluşlar ve sosyal güvenlik kuruluşları tarafından gerçekleştirileceği, bu dönemde özel kesim sabit sermaye yatırımlarının reel olarak yüzde 12,1 artış göstereceği tahmin ediliyor.

ÖDEMELER DENGESİ

2019 yılının Ekim ayında ihracat 15,7 milyar dolar, ithalat 17,5 milyar dolar ve dış ticaret açığı 1,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Ekim ayında cari işlemler dengesinde 1.549 milyon dolar fazla verildi.

Genel Ticaret Sistemi (GTS)  tanımlı ihracatın yüzde 4,7 artarak 190 milyar dolarına, GTS tanımlı ithalatın ise yüzde 11,4 azalarak 231,5 milyar ABD dolarına ulaşması ve böylece GTS tanımlı dış ticaret açığının 41,5 milyar ABD dolarına gerilemesi öngörülüyor. İhracat ve ithalat fiyatlarının 2019 yılında sırasıyla yüzde 1,3 ve 0,7 artması bekleniyor. 2019 yılında reel ihracatın ve ithalatın ise sırasıyla yüzde 4,2 ve 11 artacağı tahmin ediliyor. Cari işlemler açığının 2020 yılında 9,6 milyar ABD doları seviyesine yükselmesi, böylece cari işlemler açığının GSYH’ya oranının ise yüzde 1,2 seviyesinde gerçekleşmesi ön görülüyor.

ENFLASYON

2019 yılı Ekim ayında TÜFE artış oranı yüzde 2 oldu. Ekim ayındaki artışla birlikte yıllık enflasyon baz etkisiyle yüzde 8,55 düzeyine geriledi. Yüzde 11,70 oranında artan Giyim ve Ayakkabı grubu fiyatları Ekim ayı enflasyonunun belirleyicisi oldu. Grubun enflasyona katkısı 0,73 puan olarak gerçekleşti. Bu gelişmede yeni sezon etkisiyle mevsimsel olarak fiyatlarda kaydedilen artış oldu.

Çekirdek enflasyon yıllık artış oranı yüzde 6,77’ye geriledi. Bu gelişmede baz etkisiyle yaklaşık Ağustos ayı rakamına göre 11,1 puan düşerek yüzde 1,92 oranında artış kaydedilen Temel Mallar grubu fiyat gelişmeleri belirleyici oldu. Hizmet grubu yıllık fiyat artışı görece sınırlı oranda azalarak yüzde 12,01 olarak gerçekleşti. Çekirdek enflasyon ana eğilimine ilişkin göstergeler katılığını korumakla birlikte çekirdek enflasyonun 12 aylık ortalama değişim oranı 16,76’dan 15,22’ye geriledi. Yİ-ÜFE Ekim ayında yüzde 0,17 artmış ve Yİ-ÜFE yıllık artış oranı yüzde 1,70 olarak gerçekleşti. İmalat fiyatları Ekim ayında yüzde 0,03 artmıştır. Buna göre yıllık değişim oranı yüzde 1,26 olarak gerçekleşti.

Para politikasının finansal istikrarı da gözetecek şekilde enflasyon hedeflemesi çerçevesinde yürütülmesi, maliye politikasıyla eşgüdümün güçlendirilmesi ve alınacak tedbirlerle tüketici enflasyonunun 2020 yılı sonunda yüzde 8,5’e indirilmesi hedefleniyor.

BÜTÇE

2020 yılında merkezi yönetim bütçe gelirlerinin 956,6 milyar TL olması hedefleniyor, bütçe harcamaları ise 1.095,5 milyar TL olarak programlandı. Gelir tahmini ve öngörülen harcama büyüklüğü sonucunda bütçe açığının 138,9 milyar TL ve GSYH’ya oranla yüzde 2,9 olacağı öngörülüyor. 2020 yılında merkezi yönetim bütçe gelirlerinin GSYH’ya oranının, bir önceki yıl gerçekleşme tahmininin 0,7 puan altında ve yüzde 19,6 seviyesinde gerçekleşeceği tahmin ediliyor. 

MERKEZ BANKASI 2020 YILI ENFLASYON BEKLENTİSİ YÜZDE 10

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Beklenti Anketi'ne göre, bir önceki anket döneminde yüzde 1,16 olan ocak ayı TÜFE beklentisi, bu anket döneminde yüzde 1,10'a geriledi. 2020 Şubat ayı TÜFE beklentisi aynı anket döneminde yüzde 0,65'ten yüzde 0,64'e düştü. Cari yıl sonu TÜFE beklentisi yüzde 10,07'den yüzde 10,01'e geriledi. 12 ay sonrası TÜFE beklentisi yüzde 10,07'den yüzde 9,54'e, 24 ay sonrası TÜFE beklentisi ise yüzde 8,94'ten yüzde 8,51'e indi. Yıl sonu dolar/TL beklentisi 6,3527'den 6,4079'a çıktı. 12 ay sonrası dolar/TL beklentisi ise 6,4328'e yükseldi. 13 milyar 885,5 milyon dolar olan yıl sonu cari işlemler açığı beklentisi, bu dönemde 13 milyar 38,5 milyar dolara geriledi. 2021 yılı cari işlemler açığı beklentisi ise 18 milyar 316,7 milyon dolar oldu.

Büyüme beklentisi yükseldi

GSYH 2020 yılı büyüme beklentisi, yüzde 3,2'den yüzde 3,4'e yükselirken, 2021 yılına ilişkin büyüme beklentisi de yüzde 3,7 olarak gerçekleşti. Cari ay sonu TCMB Ağırlıklı Ortalama Fonlama maliyeti beklentisi yüzde 12,41'den yüzde 11,31'e indi. TCMB bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı cari ay ve 12 ay sonrası beklentileri sırasıyla yüzde 11,53 ve yüzde 9,89 olarak kayıtlara geçti.

Peki, Türkiye ekonomisini zorlu geçen 2019’un ardından 2020 yılında neler bekliyor? Hükümetin ortaya koyduğu yüzde 5 büyüme hedefi gerçekleşebilir mi? 2019 yılının Türk ekonomisi için nasıl geçtiğini ve 2020 yılı beklentilerini akademisyen ve ekonomistler nasıl değerlendiriyorlar.

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM) Direktörü Prof. Dr. Seyfettin Gürsel

 

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM) Direktörü Prof. Dr. Seyfettin Gürsel, EGİAD Dergisi’nde yayımlanan makalesinde bu konuyla ilgili düşüncelerini paylaştı.

PROF. DR. SEYFETTİN GÜRSEL

Türkiye ekonomisi 2020 yılına son iki yılda yaşadığı sorunlardan kaynaklanan ağır yüklerle girdi. Bu bakımdan önümüzdeki yıl sadece güç bir yıl olmakla kalmayacak zorlu sınavlardan geçilecek bir yıl olacak. Ekonomi yönetimi başarı çıtasını Orta Vadeli Programa (OVP) koyduğu hedefler itibariyle nispeten yüksek tuttu. Ekonomik büyümede hedef yüzde 5, çok yüksek görünmeyebilir ama 2019’da tahminen yüzde 1 olarak gerçekleşecek bir büyümeden bu düzeye ulaşılacağı iddiası söz konusu. Dahası bu büyüme yüzde 1,2 gibi oldukça düşük bir cari açık / GSYH oranı ile gerçekleştirilecek. İşsizlik oranı da yüzde 14 civarından yüzde 11,8’e gerileyecek. Aslında büyüme oranı yüzde 5’e ulaşabilirse bu hedefe yaklaşmak o kadar güç olmayabilir.

2017 YILI SİYASAL TARİHİMİZDE DÖNÜM NOKTASI OLDU

2017 yılı siyasal tarihimizde önemli bir dönüm noktası oldu. Nisan 2017’de yapılan referandumla yeni anayasa kabul edildi ve siyasal rejim değişti. 2017’de ekonomi büyüme yüzde 7,4 gibi çok yüksek bir düzeye ulaştı. Ama bu başarının bir de bedeli vardı. Enflasyon çift haneye yükselirken cari işlemler açığı büyümüştü. Döviz kuru baskı altındaydı. Bozulan dengelerin düzeltilmesi için istikrar politikalarının uygulanması beklenirken bu kez AK Parti yönetimi Cumhurbaşkanlığı ve genel seçim kararı aldı. İstikrar politikaları yerine teşvik politikaları devam ettirilirken faiz politikasını bağımsız yürütmesi gereken TCMB Cumhurbaşkanı’nın faiz-enflasyon söylemiyle siyasal baskı altında kaldı ve gereken faiz tepkisini gösteremedi.

Para politikasında yaşanan tereddütler ve dış politika şokları nedeniyle döviz kurunda büyük artışlar meydana geldi ve zaten çift haneye yükselmiş olan enflasyonda büyük sıçrama yaşandı.

EKONOMİ YÖNETİMİNE GÜVEN SARSILDI

 Bu koşullar altında 2018’in ikinci çeyreğinde ekonomik büyüme önce durdu, üçüncü çeyrekten itibaren daralma başladı ve daralma son çeyrekte de devam etti. TCMB’nin Eylül ayında nihayet Türk Lirasının baş döndüren değer kayıplarına dur deme cesareti göstermesi sonucu döviz kurunun istikrara kavuşması ve kamu harcamalarında gerçekleşen artışlar ile iç talebi canlandırmaya yönelik destekler sayesinde ekonomik daralma 2018’in sonunda dizginlenebildi. Ama kredi faizleri yüzde 30’lara dayanmış, bankaların bilançolarında geri ödenmesi olanaksız kredi miktarları büyük boyutlara ulaşmış, işsizlik, özellikle inşaat sektöründe ortaya çıkan istihdam kayıplarının etkisiyle hızla artamaya başlamış ve belki de en önemlisi ekonomi yönetime olan güven büyük ölçüde sarsılmıştı. Bu bağlamda 2019 yılına girerken temel soru şuydu. Daha önce yaşadığımız son iki büyük ekonomik krizde (2001 ve 2009) olduğu gibi “hızlı bir toparlanma” başarılabilecek miydi? Yoksa pek çok yerli ve yabancı ekonomistin iddia ettiği gibi bu kez Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu koşulların farklılığı nedeniyle ekonomik canlanma cılız kalıp Türkiye ekonomisi uzunca bir süre düşük büyüme patikasına takılıp kalacak mıydı?

DÖVİZ KURU OLDUKÇA İSTİKRARLI SEYRETTİ

Önce 2019’da bardağın dolu ve boş taraflarına bir göz atalım. İç talepte büyük gerilemenin sonucu olarak ithalatta hacimli düşüş yaşanırken Türk Lirasının değer kaybı ve iç talebin daralması sayesinde ihracatta belirli bir artış gerçekleşti. Sonuçta cari işlemler açıktan fazlaya geçti. Buna paralel olarak hızla yükselen faizler Türk Lirası varlıklara yatırımı cazip hale getirdi.

Döviz kuru 2019 yılında oldukça istikrarlı seyretti ve enflasyon hızla düşüşe geçti. TCMB’nin politika faizi de bu gelişmeler sayesinde döviz kurunda bir sorun yaratmadan yüzde 12’ye kadar düşürülebildi.

BATIK BORÇLAR ÖNEMLİ SORUNLARIN BAŞINDA GELİYOR

Ekonomi yönetimi 2020 için büyüme hedefini yüzde 5 olarak belirledi. Bu hedef nispeten güçlü bir canlanma gerektiriyor. Bu gereğin önündeki önemli sorunların başında “batık borçlar” geliyor. Her banka aynı ölçüde bu sorundan etkileniyor olmasa da pek çok bankanın gerçek miktarı belirsiz olan ama hacminin ürkütücü boyutlara geldiği iddia edilen geri ödenemeyen kredilerle karşı karşıya olduğu herkesin malumu. Bu sorun çözümlenmeden bankaların, özellikle pek çok özel bankanın, kredi çarklarını güçlü bir canlanmayı sürdürecek ölçüde harekete geçiremeyeceği aşikâr. IMF’in kısa sürece yayınlanan 4. Madde raporunun bu sorunu özellikle vurguladığını ve bağımsız bir değerlendirme yapılarak gerçek durumun ortaya çıkarılmasını tavsiye ettiğini belirtmek isterim.

BATIK KREDİ NEDİR? SORUN NASIL ÇÖZÜLÜR?

Vadesi gelmiş olmasına rağmen borçlu tarafından ödenmeyen, takibe alınmış, borçluya ödemesi için bildirimde bulunulmuş olmasına rağmen ödenmeyen kredilere geri dönmeyen krediler (NPL), ya da bir başka deyişle ‘batık kredi’ deniyor. Bankalar ortalama iki veya üç yıl içerisinde tahsil edemedikleri alacaklarını varlık yönetim şirketlerine devreder.

Türkiye'nin son açıklanan 2019 üçüncü çeyrek verilerine göre gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYH) yani bir yıl içinde ülke içinde üretilen tüm mal ve hizmetlerin değeri kabaca 1 trilyon TL olarak gerçekleşti. Dolayısıyla 2020 sonunda batık kredilerin toplam kredilere oranının yüzde 7-8’lere çıkması halinde, GSYH’nin beşte biri kadar bir miktar kredi batmış olacak. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, batık kredilerin toplamı Kasım 2018-Kasım 2019 arasındaki son bir yılda yüzde 41 artarken, batan kredi miktarı ise 142 milyar TL’ye ulaştı.

Uzmanlar, batık kredi sorunun aşılabilmesi için öncelikle yurt içi talepte artış meydana gelmesi gerektiğinin altını çiziyor. İç talepte artış olması için de insanların reel gelirinde bir iyileşme olması bunun için de daha adil bir gelir dağılımı oluşması gerekiyor. Bu sağlanmadığı sürece de bankalar içinde şirketler içinde borç devam ediyor.

 

YATIRIMLARDA ILIMLI BİR CANLANMA MÜMKÜN GÖRÜNÜYOR

İkinci büyük sorun yatırımlar cephesinde yaşanıyor. Yılın ilk yarısında görülen canlanma büyük ölçüde özel tüketimde görülen hareketlenmeden, kısmen de ihracat ve kamu harcama artışından kaynaklanmıştı. Ama yatırımlarda hiç kıpırdanma olmadı aksine azalmaya devam ettiler. Bu cephede en sorunlu kesimin topluk konut kesimi olduğunu hatırlatmak isterim. Mevcut stoklar azami ölçüde boşaltılmadan yeni projelere başlanması beklenemez. Bununla birlikte düşük faizler sayesinde son aylarda ipotekli satışlarda belirgin bir artış gözlemlendiğini de not etmek gerekiyor.

2020’de yatırımlarda ılımlı bir canlanma mümkün görünüyor ancak önceki krizlerden güçlü çıkışın önemli ölçüde yatırımlarda görülen güçlü canlanmadan kaynaklandığını da unutmayalım.

Güçlü canlanmanın önündeki bir diğer engel de faizlerin seviyesi değil geleceğe olan güvensizlik. Öyle ise ekonomi yönetimi tüm kurumlarıyla yerli ve yabancı yatırımcılara izleyeceği politikaların isabetine dair güven vermek durumundadır.

MERKEZ BANKASI YENİ YÖNETİMİNİ ZOR BİR SINAV BEKLİYOR

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) para politikası bağımsızlığını kaybetmesi kaçınılmaz olarak yanlış para politikası izleyeceği anlamına elbette gelmiyor. Ama böyle bir riskin küçümsenemeyecek düzeyde olduğunu düşünüyorum. 2018’ın sonbaharında başlayan kur istikrarı ile düşük iç talebin enflasyonu hızla aşağıya çekti. Bu koşullarda temmuzdan itibaren yeni TCMB yönetimi büyük çaplı faiz indirimlerine girişti. TCMB ardı ardına hamlelerle faizini yüzde 24’den 12’ye düşürdüğü için enflasyon düşmedi. Enflasyonun düşeceği ve aşağı yukarı ne kadar düşeceği belli olduğundan faizler aşağıya çekilebildi. Her faiz indirimi sonrası TCMB faizi beklenen enflasyonunun üzerinde kaldı.  Bu marj giderek azaldı ve neredeyse sonunda sıfırlandı. TCMB yeni başkanı Uysal’ın ayağının tozuyla ortaya attığı “makul reel faiz” doktrini ile bağdaşmıyor. Böyle ise 2020’de TCMB’nin yeni yönetimini zor bir sınav bekliyor. 2020 yılı yaklaşık yüzde 12’lik enflasyon ve onun birkaç puan üzerinde bir kredi faiz düzeyi ile başlayacak. Bu düzey iç talebi istenen ölçüde canlandırmak için yeterince düşük sayılmaz.

2019 İŞSİZLİĞİN ZİRVE YAPTIĞI BİR YIL OLDU

2019 işsizliğin zirve yaptığı bir yıl oldu. Elimizdeki en güncel işgücü piyasası istatistikleri TÜİK’in 15 Aralıkta yayınladığı Eylül dönemine ilişkin. Mevsim etkilerinden arındırılmış rakamlara göre genel işsizlik oranı Temmuz döneminde yüzde 14,2 ile zirve yaptıktan sonra Eylül döneminde yüzde 13,9’a geriledi.

İşsizliğin, özellikle inşaat sektöründe baş gösteren istihdam kayıplarının etkisiyle artışa geçtiği Şubat 2018’de işsizlik oranı yüzde 9,8, işsiz sayısı da 3 milyon 144 bindi; Eylül 2019’da işsiz sayısı 4 milyon 553 bin.

Ağustos döneminden itibaren işsizlik oranlarında görülen azalış umut verici olarak görülebilir. Ancak arka plandaki işgücü ve istihdam gelişmeleri geleceğe iyimser bakışı gölgeler nitelikte. İstihdamın azaldığı işsizliğin de hızla arttığı dönemlerde işgücü artışı belirgin ölçüde yavaşlar. Nitekim son bir yılda işgücü artışı 200 bin civarında kalmıştır. Oysa normal dönemlerde bu artış istihdam artış temposuna bağlı olarak 800 bin ile 1 milyon arasında oluşur. Son iki dönemde ise işgücü artışı toplamda 18 binden ibarettir. Kısacası, işsizlikte son iki dönemde görülen gerilemede bu duraklama önemli bir rol oynamıştır.  Tarım dışı istihdam artışı ise son iki dönemde 98 bindir. Bu tempo önümüzdeki bir yıl devam edecek olursa 600 civarında bir istihdam artışı beklenebilir. Ekonomik büyüme yüzde 5’e yakın olursa bu miktarda bir istihdam artışı makuldür. Bununla birlikte istihdam artışı mercek altına alındığında son derece dengesiz bir gelişme görülmektedir. Son iki dönemde sanayinin 54 bin, inşaat ise 21 bin istihdam kaybetmiştir. İstihdam artışının yegâne kaynağı hizmetlerdeki 172 binlik artıştır. İki aylık bir süre için bu olağanüstü bir artıştır ve gelecek aylarda bu tempoda devam edeceği çok kuşkuludur.

İŞSİZLİĞİN HIZLI ŞEKİLDE GERİLEMESİ MÜMKÜN GÖRÜNMÜYOR

Bu arka plan özellikleri itibariyle işsizliğin daha önceki krizlerde deneyimlendiği gibi hızlı bir yükselişin ardından bir o kadar hızlı bir şekilde gerilemesi mümkün görünmüyor. Kaldı ki ekonomik büyüme oranı pek çok tahmincinin beklediği gibi yüzde 3-4 arasında kalırsa 4,5 milyonluk işsizler ordusu uzunca bir süre varlığını sürdürebilir.  Bu öngörü gerçekleştiği takdirde işsizlik sürelerinin daha önce hiç deneyimlemediğimiz kadar uzaması kaçınılmaz olacaktır. Bu durumda toplumsal açıdan yeni bir tehdit ile karşı karşıya kalabiliriz çünkü bu koşullarda işsizlik tazminatı alabilen işsizlerin çoğunluğu iş bulamadan tazminattan yoksun kalacak, tazminat alamayan ve bu nedenle aile dayanışmasına sığınmış olan işsizlerin durumu ise daha da vahimleşecek demektir.   

Ekonomist ve Yazar Atilla Yeşilada

 

ATİLLA YEŞİLADA

Ekonomist ve Yazar Atilla Yeşilada, kendisine ait Youtube kanalında 2020 yılı Türkiye ekonomisi ile ilgili görüşlerini paylaştı. 

SİYASETİN AĞIR VE PUSLU GÖLGESİ EKONOMİNİN ÜZERİNE VURACAK

Türkiye gibi bir ülkede siyaseti incelemeden ekonomik tahminler yaptığınız zaman havada kalıyor. Her zaman siyaset ekonomiyi etkiler demiyorum. 2020’de siyasetin ağır, karanlık ve puslu gölgesinin ekonominin üstüne vuracağı bir yıl olacak. Ben Türkiye ekonomisinin 2020 yılında yüzde 2 büyüyeceğini söyledim. IMF, Türk ekonomisinin yüzde 3 büyüyeceğini ön görüyor. Yüzde 2 yada 3 pek fazla fark etmez. Türk halkına refah getirmez. Özellikle Türkiye’deki gelir dağılımındaki adaletsizliği düşünürseniz. En tepedeki gelirin yüzdü 30’unu yüzde 40’ını alıyor. Geride kalanların reel gelirlerinin hiç artmadığını göreceğiz. Bu da tabiki ikinci ya da üçüncü yıl ardı ardına reel gelir anlamında bir durgunluk anlamına gelecek ve AK Parti’ye şikayetler yükselmeye başlayacak. Zaten Davutoğlu ve Babacan’ın partileri de bu şikayetleri kendi oylarına tahvil etmek için kurulmuş ve kurulmakta olan partiler.

İMF, bence hükümetin pragmatizme dönüşünün bir delili olarak kullanılabilir. Bankalarda batık ve riskli kredi sorununu başka türlü çözemezsiniz.

İMF ile bir ilişki kurulması öneri alınması bence hükümetin erken seçim yolunda değil ekonomi politikaları düzelterek daha akılcı, daha uzun soluklu reformları önceleyen bir patikaya saptığının işareti olacaktır. Tabiki bu durum Türkiye için daha iyimser olur.

SEÇMENİN AK PARTİ'YE KIZMASININ EN ÖNEMLİ SEBEBİ

Bunları bir kenara bırakırsak güvenli bölgeyi savunmanın orada halen barınan 600 bin Kürt ve Arap  vatandaşının yaşamlarının sağlanması, çünkü ekonomi mahvoldu bu savaşta. Erdoğan’ın oraya yerleştirileceğini söylediği 1 milyon Suriyelinin iskanı ve hayatının sağlanması maliyeti senede 8-10 milyar dolardır. Halkımızın her gün yeni vergilerle inlediği bir dönemde Bu ‘8-10 milyar doları nereden bulacağız? AK Parti hükümetinin bu soruya cevap vermesi gerekiyor.  Şuan kimse yurt dışında eline cebine sokmadı, sokmasını da beklemiyorum. İdlib daha da büyük bir sorun şuanda sınırımızda mülteci sayısı 300 bin civarında tahmin ediliyor. Daha Esad İdlip kentine gelmedi. Biraz daha güneyde Maraat El Numan adlı ikinci büyük yerleşim bölgesine saldırıyor. Esad’ın hiç kimseyi dinlemeye niyeti yok. Binlerce sivili öldürecek çoluk çocuğu öldürecek ve İdlib’i ele geçirecek. Rusya’da ona mani olmuyor aksine hava bombardımanı vasıtasıyla yardımcı oluyor. Türkiye’yi çok zor duruma düşürüyorlar.

Anketlere baktığınızda ekonomik sıkıntılar, işsizlik gibi ekonomiyle bağlantılı sorunlar dışında seçmenin AK Parti’ye kızmasının en önemli sebebi Suriyeli göçmenlerle geçinememesi.

Bu yabancı düşmanlığından kaynaklanır, ekonomik, sosyal sebepleri vardır. O ayrı bir mesele 300-400 bin Suriyeli mülteci daha gelirse, bunların içine 40-50 binde azılı IŞİD militanı karışırsa AK Parti parçalanmaya başlar. Buna engel olunamaz.

ERKEN SEÇİM YAZ BAŞLAMADAN OLABİLİR

Benim fikrim kış aylarında AK parti daha da kötüye gidecek. Gerçek fakirliği, enflasyonu göreceğiz. İşsizliğin yine arttığını göreceğiz. Erdoğan yolunu değiştirecek olmazsa erken seçim gelecek. Erken seçim yaz başlamadan olabilir. Yeni kurulan partiler 2020 sonunda sanırım seçime hazırlanıyorlarmış. 2020 yılının ilk yarısında bir erken seçim olabilir. Tabiki bu Türkiye ekonomisi açısından tahrip edici olur. Çünkü bütün seçimlerde 3 ay öncesinden çok ciddi bir popülizm uygulanmaya başlanır. Bütçenin bütün kaynakları seçmene dağıtılır. Bu da yetmez Merkez Bankası’nın kaynakları yani para basılma yoluyla seçmene para dağıtılır. Ama artık biz bu yolların sonuna geldik. Biraz daha yaparsak ekonominin dengeleri bozulacak. Ya enflasyon patlayacak ya kur patlayacak.

ERKEN SEÇİM BİZE 2020 YILINI KAYBETTİRİR

Nereden bakarsanız bakın eğer bir erken seçim olursa çok çekişmeli geçecek. Seçimden önce ekonomiye çok büyük tahribat verilecek. Popülist halk dalkavukluğu hareketleri yapılacak. Eğer anketler seçimin benim dediğim gibi çok çekişmeli geçeceğini gösterecekse o zaman bunu İstanbul seçimleri öncesinde de yaşadık. Kreditörler kredileri azaltacaklar, yerliler yeniden döviz alacaklar. Belki dövizlerini geçici bir bankalardan çekip yastık altında güvene almayı tercih edecekler. Özel sektör sabit sermaye yatırımları duracak. İnsanlar beklemeye geçecek. Konut almak için bekleyecekler. Bankalar belki biraz daha az kredi verecek.

Özetle söylemek gerekirse erken seçim ekonomi anlamında kısa vadede çok da yararlı bir şey değil. Bize 2020 yılını kaybetmemiz sonucunu getirir. Bu yüzden ben şahsen istemem.

Hükümetin muhalefetle daha uzlaşmalı bir tutum izlemesini yurt dışındaki müttefiklerimizle ABD, AB ile Rusya ile daha akılcı daha uzlaşmacı ilişkiler kurmasını diplomatik sorunları askeri değil diplomatik yöntemlerle çözmesini teşvik ederim. Önümüzdeki 2 ayda bu işin kadere belli olacak. Kış aylarında gelecek ekonomik durgunluk yanında Ocak ayında Merkez Bankası’nın gereğini aşan dengeleri bozan bir faiz indirimi yapması durumunda ben hükümetin yolundan vazeçmeyeceğini erken seçime giden kapıların açılabilir.

FAİZ BİR KEZ DAHA İNDİRİLİR, DÖVİZ PATLAR

Ben ne TCMB beklenti anketinde ne de okuduğum herhangi bir kaynakta 5’e yaklaşan bir büyüme tahmini görmedim. Ortada bir model yok. Yüksek teknoloji ve katma değerli ihracatla büyüyecektik bu 4 ay sürdü. Şimdi tüketici kredileri patlatarak büyüyoruz. İyi ama tüketicinin harcayacak gücü çok sınırlı 3.7 milyon insan icrada. Şehir işsizliği yani kredi alanlar yüzde 16’da genç işsizliği yüzde 27’de ve son alarak Aralık ayında tüketici güveni yeniden düşmeye başladı. Biz bu senenin sonunda en iyi ihtimalle yüzde 1 büyümüş olacağız. Belki hiç büyümeyeceğiz. Ve bu milli gelire oran olarak tarihi boyutta gerçek bütçe açığı verdiğimiz faizleri 1200 puan gibi alışılmamış ölçüde düşürdüğümüz yılda elde ettiğimiz bir sonuçtur.

Faizler bir kere daha indirilir. Bir daha indirirseniz döviz patlar. Dolayısıyla o yolun sonuna geldik. Bütçede yolun sonuna geldiğimiz zaten hepimiz aldığınız vergilerden size kesilen vergi faturalarından anlıyorsunuz.

Doğalgaz açtığınızda daha da anlayacaksınız. Bizi 2019’da ayakta tutan gevşek para ve bütçe politikaları 2020’de devam ettirilemez. Dışardan bol para gelir diyorlar. Gelmemiş işte bu senede bol para vardı, 2, 5 milyar dolar satmış yabancılar.

DÖVİZDE BİR SARSINTI YAŞAYABİLİRİZ

Hükümetin hedefi yüzde 8.5, anketlere baktığınızda yüzde 10’lar civarında görüyorsunuz. Ben yüzde 12’nin altına düşeceğini zannetmiyorum. Çok basit bir sebebi var. Kurda yüzde 10-12 civarında bir devalüasyon olacak. Aksi halde ithalat patlar. Cari açık sorunuyla boğuşursunuz. Türkiye’nin döviz giderleri artacak. Bunu da birazdan anlatacağım. Devalüasyonun 12 olduğu bir yerde de enflasyonu yüzde 8,5’e indirmek biraz zor olabilir. Ekonominin büyümesi demek iç talebin de artması demek. İç talep artıyorsa bu sene para kazanamayan perakendeci, üretici zam yapacak. Buna enflasyonun katılaşması diyoruz. Tabi zam yaptığı zaman dolayısıyla enflasyon yine artacak.

Zaten baktığınızda trend olarak enflasyon Türkiye’de yüzde 10’e çıkmış. İşte hükümetin aşırı gevşek politikaları yüzünden yüzde 12 civarında seneyi kapatacağını düşünüyorum.

Risk var o ada daha yukarı çıkması. Merkez Bankası faiz indirimlerinde aşırıya kaçarsa yabancıların satışını bir kenara bırakalım, yerliler tamamen mevduattan kaçabilir. Dövizde bir sarsıntı yaşayabiliriz. Ama yüzde 12’nin altında bir enflasyon beklemiyorum.

ÜRETİM SEVİYESİNİ YÜKSELTMEK İÇİN İTHALAT YAPACAKSINIZ

Dış dengede sınırlı bir bozulma bekliyorum. İhracatımız artamıyor. İhracatçılarımız ellerinden gelene yapıyorlar ama en önemli pazarımız Irak ve İran perişan haldeler. Avrupa Birliği seneye belki biraz daha iyi büyür. Ama biz aynı malları sattığımız sürece çok da fazla ihracatımız artmıyor. Turizmde de kişi başına gelir devamlı düşüyor. Buna karşılık ithalatımız artmak zorunda. Artık stoklar tükendi. Var olan üretim seviyesini yükseltmek için ithalat yapacaksınız. 2020 sonunda bizim cari açığımız 15 milyar dolar olur. Ödenmeyecek bir miktar değil döviz üzerinde çok az bir baskı yaratır. Ama

İran’da kanlı gösteriler bir daha başlar. İsrail Suriye ve İran birbirine girer, Irak’ın petrol üretimi gösteriler yüzünden kesintiye uğrarsa petrolün 100 dolara sıçrama ihtimali var. Biz bunlara “tail risk” diyoruz.

Yani ihtimali düşük zararı büyük riskler böyle bir şey olursa tabi o zaman cari açık çok daha büyük olabilir. Bu seneyi muhtemelen 800 bin civarında istihdam kaybı ile kapatacağız. Gelecek sene belki bunun 200-250 binini geri alırız. Ama işsizlik artar. Sebebi de şu, tabi ki seneye göre de değişir. Her sene 600 bin ila 1 milyon genç iş gücüne katılıyor. 600 bin katılsa 250 bin iş bulsa yine işsiz sayısı 350 bin artacak. Yüzde 2 veya 3 büyüme ile bir istihdam üretemezsiniz. Türkiye’nin 4-5 büyümesi lazım ki, istihdam hızla artsın.

BANKALAR BATACAK DİYE BİR DÜŞÜNCEYE KAPILMAYIN

Bankaların durumuna bir bakalım. Bankaların sene sonunda batık kredileri biz ona nazikçe takipteki alacakları diyoruz. Yüzde 6 civarında olur. Makuldür bu her finans kurumın tahsil edemediği alacağı vardır. Gerçek rakam biraz daha yüksektir. Bizde devamlı şirket ödeyecek olsa da olmasa da krediler yeniden yapılandırılıyor. Bunu yapan sadece Türkiye değil Çin’de yapıyor. İtalya bol miktarda yapıyor.

Gelecek sene bankaların takipteki alacakları yüzde 9’a çıkabilir. Sakın bankalar batacak diye bir düşünceye yapılmayın. Ama UniCredit Türkiye’den çekildi. Yeter kadar kar elde edemedikleri için hatta mevzuat konusunda hükümetle anlaşamadıkları için.

Başka yabancı sermayeli bankalar Araplara satılabilir ya da Türkiye’de küçülme yoluna gidebilirler. Kredi faizlerinde artış bekliyorum. Daha önce düşüş demiştim. Kendimle çelişkiye düşmüyorum. 2-3 ay daha kredi faizleri düşebilir. Çünkü Ocak’ta da Merkez Bankası faiz indirecek. Bankalar da bunu kredi faizlerine yansıtacaklar. Ama enflasyon yükselirken siz faizleri düşürmeye devam ederseniz. Bir noktada balon patlar. O balon patladığında ilk önce dövize bir baskı gelecek arkasından bankalarda TL mevduatı azalacak sonra da Merkez Bankası her zaman yaptığı gibi ister istemez faiz arttırmak zorunda kalacak. Yıl sonunda Merkez Bankası politika faizi yüzde 12 zannediyorum. Sene sonunda en az yüzde 15 politika faiziyle karşılaşacağız. Buna bağlı olarak da kredilerin basit yıllığının yüzde 20 civarında olacağını düşünüyorum.

Ekonomist İbrahim Kahveci

 

İBRAHİM KAHVECİ 

Ekonomist İbrahim Kahveci de TV5 kanalında 2020 yılı ekonomisine dair açıklamalarda bulundu.

2020 YILININ BİR REFAH DÖNEMİ BİRDE ACI DÖNEMİ OLACAK

2016 öncesinde Türkiye yüksek cari açık verirken bunu finanse ediyordu. Ne ile finanse ediyordu. Özellikle mesela 2013-2014’lerde dahil adaletle, AB süreci, hukukla geleceği öngörülebilir bir ülke olarak. Şimdi cari açık verdiğinde bunu nasıl finanse edeceksin? MÜSİAD Başkanı söyledi. Sıcak para sadece. Sıcak ile finanse edersin. Başka alanın yok. Darmadağın eder ülkeyi. Sıcak para dediğin para vurgun parasıdır. Gelir refahını yaratır. Ardında da bir vurgununu vurur. Yarattığı üç günlük refahın karşılığında 30 günlük sefaletle daha büyük acıyla alır parasını gider. Faiz piyasasının dönemleri vurgun piyasasının dönemleridir. Borsa yükselir, faiz düşer. Parayı sıkıştırsın. Gidecek alan bırakmazsın. Dövizde stabil olur, bekler. Ama bir süre sonra bir yerden patlar.

Nereden patlayacağını göreceğiz. 2020 yılı böyle bir dönem. 2020 yılının bir refah dönemi birde acı dönemi olacak.

Bu ithalattaki yüzde 20’lik artış bize yeniden dış kaynak kanallarının kapalı olduğu dönemde cari açığı besleyici bir ekonomik model oluşturuyor. Çok tehlikeli ve çok riskli bir yöntem. Bizim üretim, üretim, üretim buraya yönelmemiz lazım. Ama ne yapıyoruz kredi faiz tüketim, kredi faiz tüketim.

“TÜRKİYE EKONOMİDE UÇUYOR” MANŞETİ AT SONRA KAPAN

Kapanan gazetelerin ortak özelliği “Türkiye’nin ekonomi uçuyor” manşetleri atan gazeteler. Bunu diyen başka gazetelerde var. Onlar da küçülmeye gittiler. Yani krizi kabullenmeyip “Türkiye uçuyor” diye haber yapan gazeteler krizden en fazla etkilenen batan gazeteler oldular. Ama aynı şeyi acı gerçek iş dünyası yaşadı.  Sayın Cumhurbaşkanımızın sözlerine inanıp söyledikleri doğrudur diye kabul edip 2017 yılından beri krize karşı hiçbir önlem almayan sürekli risk alarak büyümeye yatırıma yönelen iş dünyasının neredeyse hepsi battı. Bu konuyla ilgili bir yazı yazmıştım “en fazla inananlar battı” diye çünkü inanmayanlar riskleri gördüler azalttılar onlara göre tedbir aldılar daha az hasar aldılar. En büyük hasarı AK Partililer aldı. Partiden ve siyasetten nemalananlar değil saf duygularla inananlar battı. Hatta bunların içinde bazı kişiler var. Devlete iş yapmışlar küçük müteahhitler yol işi yapmışlar, asfalt dökmüşler veya kamuya üniversite hizmeti yapmışlar paralarını alamamışlar. Niye kriz çıkmış, ‘bütçede disiplin yapacağız’ diye sayın bakan ödemeleri kesti. Birçok şirket kamudan alacağını yapmış olduğu hizmetin veya işin alacağını tahsil edemediği için battı ya da batma noktasına geldi. 

Medya açısından bizim mesleğimiz açısından söylüyorum. Çok acı bir tablodur. Sen manşet at “Türkiye ekonomide uçuyor, kriz yok şahlanıyor” de sonra kapan bat. Demek ki bazı şeylerin miadı doluyor. Miadı dolanlar gidiyor.

 

SİYASET VE İKTİDAR TOPLUMDAN KOPTU

Bu ülkede ciddi bir sosyal sorun var, ciddi bir yoksulluk sorunu, ciddi bir gelir dağılımı bozukluğu ile kaynaklanan siyaset nemasıyla beslenen kesimin sorunları görmeyen rantla beslenen kesimin alın teriyle beslenen kesimin sorunlarını görmeme sorunu var, anlayamama sorunu var. Toplumdan kopma sorunu var. Siyaset toplumdan koptu, iktidar toplumdan koptu. Meydanda söylevlerde değil. 

Geniş tanımlı işsizlik 8 milyon ama çalışan sayısı 28 milyon oylama yapıyoruz. 28 milyon evet, 8 milyon hayır. Ne oldu demokrasi kazandı. 28 milyon ezici üstünlükle üstün geldi. Peki 8 milyon aç ne olacak?

Demokrasi tam tersi bir bireyin hakkını dahi savunan, azınlıkların hakkını savunan bir sistemdir. Demokrasi lider bugün söyledi diye bacalara evet oyu verip yarın lider reddetti diye bacalara hayır demenin erdeminden bahseden bir günde dönebilen siyaset değildir. İstikrar ilke ve duruş olarak gözüken bir yapıyı belirler. Yani demokrasi birey hareketidir, sürü hareketi değil.

 SELÇUK GEÇER

Ekonomist Selçuk Geçer de kendisine ait YouTube kanalında Türkiye ekonomisinin 2020’deki durumunu değerlendirdi.

BÜTÇE AÇIĞI ARTTIKÇA YENİ YENİ VERGİLER GELECEK

Şuan ki koşullarda 140 milyar. Geçen senede bütçe açığı maksimum 80 milyar olur demişlerdi. 140 milyara çıktılar ihtiyat akçesini de kullandıklarını düşünürsek. Önümüzdeki yıl böyle bir ihtiyat akçesi olmayacak. Büyük ihtimalle vergi toplayamayacaklar, harçları toplayamayacaklar, cezaları toplayamayacaklar. Doğal olarak bütçe açığı her geçen artmaya devam edecek.

Bütçe açığı arttığı için bizim vergilerimiz artacak demektir. Bütçe açığı arttığı sürece bize uygulanan zamlar yani ürünler üzerindeki fiyat artışları devam edecek demektir.

Dolaylı vergiler artacak demektir, yeni yeni vergiler gelecek demektir. Yani bizi çok ciddi bir hayat pahalılığı bekliyor. Ürünlerimizin yüzde 9’ı ithal doğal olarak kura bağlıyız. Kurda yerinde durmuyor. Kurda bir anda büyük bir hızla yükselecek ki görünen o. Kurunda yükseldiğini hesaplarsanız ekstra zamlar oradan da gelecek. Korkunç bir hayat pahalılığıyla karşı karşıya kalacağız 2020 yılında. Bu şu demek, hiç birşey olmasa harcamalar azalacak, pek çok firma daha konkordato ilan edenler kervanına katılacak, pek çok firma iflas edecek, işsizlik iyiden iyiye artacak, vergiler daha az toplanacak devletin beli iyice bükülecek demek.

KAMU BANKALARININ GÖREV ZARARI TEPELERE ÇIKACAK

Peki bu koşullar içerisinde reel sektörün büyümesi mümkün mü? Tabi ki değil. Finans kesiminin ayakta kalması mümkün mü? Mümkün değil. Hem finans kesimi hem de reel sektör çöktüğü zaman 2020 yılının iyi geçeceğini söylemek hayalcilikten öte bir şey değil. 2019 yılı içinde her şey görmezden gelindi. 2019 yılı içerisinde her şey harika denildi ve üzeri örtüldü.

Ziraat Bankası’nın görev zararı 2.9 milyara şimdiden çıkmış durumda bu yıl daha da artacak.  Sadece Ziraat Bankası’nın mı? Tabi ki hayır tüm kamu bankalarının görev zararları tepelere çıkacak. Bu nereye kadar görmezden gelinecek.

Mecburen görünecek. Bunu gördüğünüz an itibariyle de işte o büyük ekonomik krizle de karşı karşıya kalmak zorunda kalacağız. 2019 yılında kim zenginleşti ucuz ürün satan marketler? Niye insanlar daha ucuzunu nereden bulabilirim telaşıyla bunlara saldırdılar. Yarın öbür gün bunlar da mallarını satamamaya başlayacaklar. İnsanlar artık tamamen merdiven altına yönelmeye başlayacak. Sağlıklı olsun, sağlıksız olsun, markalı olsun, markasız olsun beni ilgilendirmez ucuz olsun, karnımı doyursun yeter diyecek. Markalı kıyafet mağazaların pek çoğu ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalacak. Geçen sene ayakkabı sektörü dar boğaza girdi. Genel itibariyle ayakkabı firmaları battı. 2020 yılında bir bakacaksınız tekstil sektörü çok ciddi sıkıntılar yaşamaya başlayacak.

YERLİ FİRMALAR NEDEN YABANCILARDAN DAHA HIZLI BATIYOR?

Yabancı mağazalar AVM’lerde korkunç dolar kiralarıyla duruyorlar. Hesaplarını yapacaklar. Zarar ediyoruz ne işimiz var diyerek çekip gidecekler. Avantaj mıdır? Bana göre avantajdır. Gitsinler onların yerine yerli firmalar gelsin. AVM’lerde doğru dürüst kiralarla insanların karşısına çıksın. Türkiye yerlileşsin Türkiye’deki yerli firmalar büyüsün. Bugün merdiven altı dediğiniz o firmalar belki de yarının dev yerli firmaları olabilir. Biz bunu böyle bir fırsata çevirir miyiz? Hayır çünkü yerli firmaların pek çoğu uzun yıllardır üretmemeye karar verdi. Üretmek yerine kolayı tercih ettiler. Gittiler Çin’den oradan buradan ithal ettiler ve o malları dükkanlarında sattılar. Ayakkabı sektörünün bu kadar hızlı batmasının sebebi bu.Yüzde 90 oranında ithal ürün satıyorlar çünkü. 

Bu zamana kadar işleri yürüdü çünkü dolar kuru bu kadar yüksek değildi. Kar odaklı hareket etmeye kalktılar doğal olarak da battılar. Bu firmalara 2020 yılında pek çok firma daha eklenecek.

Dolayısıyla 2020 yılında çok ciddi bir sermaye çıkışı ve çok ciddi batıklarla karşı karşıya kalacağız.

Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Sabah Gazetesi Yazarı Prof. Dr. Kerem Alkin

 

 KEREM ALKİN

Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kerem Alkin, Sabah Gazetesi'ndeki köşe yazısında 2020 Türkiye ekonomisine dair görüşleri paylaştı.

 KREDİ MALİYETLERİ MAKUL DÜZEYE ÇEKİLDİ

2013'den beri pek çok badire, pek çok zorlu gün atlattık. Gün oldu, turizm sektörümüz önemli kayıplar yaşadı; gün oldu tarım sektörü veya imalat sanayi. Bununla birlikte, turizmin daraldığı dönemi imalat sanayi ve diğer hizmet sektörü alanlarıyla dengeledik. Bugün ise, yurtiçi piyasa dinamiklerindeki sıkışmayı da, mal ve hizmet ihracatıyla, hizmet ihracatı deyince de, güneş-kum, sağlık, kongre, tarih, doğa turizmiyle telafi etmekteyiz. Tarım sektörü de iyi bir performansla yoluna devam ediyor.

Yurtiçi piyasalarda, otomotiv ve gayrimenkul gibi sektörlerde, ekonomi-politik belirsizliklerin azalmasına, döviz kurlarının istikrar kazanmasına, enflasyonun sakinlemesine ve kredi maliyetlerinin makul düzeye geri çekilmesine dayalı bir hareketlenme hissediliyor.

YATIRIM KARARLARINA POZİTİF YANSIYACAK

Toplumun geniş bir kesiminde 'hayat pahalılığı' algısının da kırılmasına yönelik pozitif gelişmeler hız kazandıkça, yurtiçi tüketiminin de toparlanması, güçlü bir ihracat trendiyle birlikte, imalat sanayindeki üretim kapasitelerine ve 'gecikmiş' yatırım kararlarına da pozitif olarak yansıyacak.

Cumhurbaşkanlığı 2020 yılı Programı'na göre, ekonomideki iyileşme ve dengelenme, 2020 yılında, sanayi sektörünün katma değer üretimini yüzde 6, hizmetler sektörünün yüzde 5, tarım sektörünün ise yüzde 4 oranında arttırması olarak yansıyacak. Bu tablo, Türkiye'nin GSYH'sının 2020 sonunda yüzde 5 büyümeye taşıyacak.

POZİSYONUMUZU GÜÇLENDİRMENİN POZİTİF DÖNÜŞÜ OLACAK

Ekonomide çarklar ısınırken, 2019 yılını yüzde 11-12 bandında bitirmesi beklenen yıllık enflasyonun, 2020 sonunda yüzde 8,5'e kadar geri çekilmesi ayrı bir önem taşımakta. Yine, istihdamın bir önceki yıla göre yaklaşık 1,1 milyon artması, işsizliğin ise yüzde 11,8'e gerilemesi de ayrı bir pozitif gelişme olarak kaydedilecek. Ekonomi söz konusu hızlı toparlanmayı yakalarken, cari işlemler açığının GSYH'ya oranının yüzde 1,2 seviyesinde gerçekleşmesi de, Türkiye'nin 'yüksek kapasiteli büyüme' için artık yüksek enflasyon ve cari açığa katlanması gerektiği yönündeki 'basmakalıp' yargıyı, 'ezber'i bozacak.

Küresel ekonomi-politik yeniden yapılanırken, yeni bir 'ekonomik yapı'yla pozisyonumuzu güçlendirmenin bize çok yönlü pozitif dönüşü olacak.

 

SONUÇ:

Çin ile ABD arasında yaklaşık iki yıldır devam eden ve geçtiğimiz günlerde imzalanan birinci faz ticaret anlaşması ve İngiltere’nin AB’den anlaşma sağlanamadan ayrılması halinde küresel ekonomisi için belirleyici olacak. Bu iki önemli faktör, Türkiye’nin AB ülkelerine ihracatını etkileyerek büyüme oranını geride bırakabilir. Fed ve Avrupa Merkez Bankası’nın önümüzdeki yıl da para politikasında gevşek politikalar izlemeleri halinde kur ve faiz oranlarının gelişmekte olan ülkeler üzerindeki baskıyı az da olsa azaltabilir. Fakat bu iki bankanın para politikası kararlarında yaşayacakları tereddütler gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinde uzun süreli olmasa da dalgalanmalara neden olabilir. Türkiye için 2020 yılı enflasyon açısından da oldukça büyük önem taşıyor. Özellikle geçen yılın son çeyreğinde düşmeye başlayan enflasyon oranının geçen yılı Yeni Ekonomi Programı'nın (YEP) hedefi de olan yüzde 12’ye yakın bir oranda tamamlaması tahmin ediliyor. Enflasyonun bu yılda bu adımı daha ileriye taşıyıp tek hanelere indirilmesi gerekiyor. Bunun için Merkez Bankası para politikasıyla, hükümetin özellikle kamu tarafından yönetilen ürünlerin fiyatları konusunda atılacak adım atması, enflasyonun daha da düşeceğine dair halkı inandırması sağlanmalı.

2020 yılında sanayi sektöründe katma değeri yüksek üretim modeline geçilmesi, yerli enerji kaynaklarının ve turizm gelirlerinin artırılmasına yönelik politikalar geliştirilmesi cari açıktaki farkın kapatılmasında önemli bir rol oynayacak. Türkiye’de öncelikle istihdamın artırılarak işsizlik sorununa bir çözüm bulunması gerekiyor. Hükümetin 2019 yılında başlattığı istihdama teşvik paketine ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2020 yılında da bu teşvikin devam edeceğini açıkladı. Diğer yandan ailelerin temel gıda ihtiyaçlarından verginin tamamen kaldırılması ile vatandaşın mutfak gideri konusunda rahat nefes almasını sağlayacaktır.Toplu konutta yaşanan yığılmayı önlemek için kredi faizlerini düşürerek vatandaşı 10-20 yıllık borç altına sokmak yerine hükümet bu konuda farklı bir politika izlemeli. Aksi halde değişken ekonomiye sahip olan ülkemizde önümüzdeki 2-3 yıl sonra kredilerini ödeyemeyen ailelerde ciddi bir mağduriyet yaşanacağı konusunda uyaran uzmanlar dikkate alınmalı.

Seçim arefesinde başlatılan "Tanzim Çadırı" uygulaması süreklilik arz eden bir uygulamaya dönüştürülmeli. Gıda enflasyonunu kontrol altına almak için “Hal yasası” gibi önemli reformların bir an önce hayata geçirilmesi enflasyonun tek haneli rakamlarda tutulması gerekiyor. Nihai olarak işsizlik sorununun çözülememesi durumunda uygulanacak olan teşvik paketleri, para politikaları halkın genelinde ekonomik rahatlamaya sebep olmayacağı için çözüm olmayacaktır.