Ekonomide büyük kriz kapıda mı?

Tüm piyasaları alt üst eden ve halkın alım gücünü minimuma indiren ekonomik krizler hayatımızı ciddi şekilde etkiliyor. Peki yeni kriz kapıda mı? Uzmanlar neden 2020’yi işaret ediyor? 2020’de bizi neler bekliyor?

Ekonomide büyük kriz kapıda mı?

Tüm piyasaları alt üst eden ve halkın alım gücünü minimuma indiren ekonomik krizler hayatımızı ciddi şekilde etkiliyor. Uzmanlar, 2020'de dünya ekonomisini etkileyecek bir finansal krizin yaşanabileceğini bildiriyor. 2018’den bu yana giderek yoğunlaşan finansal kriz tartışmalarının başlamış olabileceği bile düşünülüyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Çin arasında uzun süredir devam eden ticaret savaşının dünya ekonomisinin büyüme hızı üzerinde yaptığı olumsuz etkilerinden özellikle korkuluyor. Son G-20 Zirvesi'nde ABD ile Çin arasında diyaloğun canlandırılması, bu korkularda bir gerileme yaratmış görünüyor. Amerikan Wall Street Journal gazetesinin işaret ettiği gibi görüşmeler yeniden başladı ama başarıyla sonuçlanmalarının önündeki engeller hala yerli yerinde duruyor.

Kriz kahini Roubini uyarıyor

2008 senesinde yaşanan krizi tahmin etmesinin ardından kriz kahini olarak tanınmış olan ünlü ekonomist Nouriel Roubini' bir sonraki kriz için 2020’yi hedef gösteriyor. Amerikan Merkez Bankası (FED) faiz artışları sebebiyle getiri eğrisini tersine döndürmüştü. Bu durum da ABD'de çok önemli bir öncü kriz göstergesi olarak kabul ediliyor. Bono ve tahvil olarak da bilinen devlet borçlanma senetlerinin çeşitli vadeleri ve faiz oranları bulunuyor. Normalde, daha kısa vadeli bonoların daha düşük; daha uzun vadeli bonoların ise daha yüksek faiz vermesi bekleniyor. Normal şartlarda vade arttıkça faizlerin de artması ve bu faizlerden oluşturulan getirisi eğrisinin yukarı doğru tırmanması bekleniyor ancak kısa vadeli bonoların faizleri uzun vadelilerden daha yüksek hale gelirse, getiri eğrisi tersine dönmüş oluyor ve bankalar para kazanamaz hale geliyor. Böylece kredi mekanizması kilitleniyor ve belirli bir süre sonra ekonomik kriz yaşanıyor. Roubini'nin ortaya sunmuş olduğu kriz sebepleri arasında, Trump'ın vergi teşviklerinin sona ermesi, FED'in faiz artışları, gün geçtikçe artış gösteren petrol fiyatları, sona ermeyen ticaret savaşları, gelişmekte olan ülkelerde büyümenin yavaşlaması ve İtalya gibi bazı ülkelerin Avrupa Birliği ve Euro'dan çıkma olasılıkları gibi nedenler yer alıyor.

2008’de yaşanan krizde olumsuz veriler 2016’da birikmeye başlamıştı. Başlangıçta piyasalar, iyimser davranmaya çalışarak bu sürecin geçici olduğuna inandırdı. Söz konusu bir kriz olduğu saptandığında sürecin altıncı ayı içine girilmişti. Gerçek anlamda bozulmalar ise 2007’nin ikinci yarısında kendini göstermeye başladı. Kriz Lehman Brothers'ın batmasıyla bilinçlere çıktı, tüm şiddetini sergilemesi 2008'i buldu. Lehman Brothers krizin başlangıcı değil, başlamış olan krizin ilk kurbanlarından biri olmuştu. Bu kez erken başlayan tartışmalarda kötümser beklentiler kısa sürede en güçlü eğilim haline geldi ve uzmanlar yeni bir krizin yaklaştığını belirtmeye başladı.

Olumsuz veriler artıyor

Küresel kriz ile ilgili farkındalık oluşturan ilk detay, ABD hazine bonolarında 3 ile 10 yıl arasındaki getiri eğrisinin tersine dönmüş olması. Almanya'da da ABD’ye benzer olan bir eğilim gözlemlenmiş durumda. Yaşanan söz konusu gelişmeler piyasaların bir resesyon, buna bağlı olarak da faiz oranlarında bir gerileme beklediklerini gösteriyor. ABD'de son 7 resesyon öncesinde, bono piyasalarında getiri eğrisi tersine dönmüştü. Reel ekonomide de gelişmeler olumsuz. Küresel düzeyde imalat sanayi performansını ölçen PMI İmalat Endeksi 2018 yılının ilk aylarından bu yana sürekli geriliyor; Haziran ayında 2012'den bu yana en düşük düzeye inmiş durumda. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı verilerine göre uluslararası sermaye hareketleri de 3 yıldır geriliyor. Geçen yıl da yabancı sermaye yatırımları küresel düzeyde yüzde 13 oranında gerilemişti. Çin ekonomisi de yavaşlamaya devam ediyor. Dünya ekonomisinde adeta bir öncü gösterge olarak bilinen Güney Kore ihracatı artış hızı da Haziran'da son 3,5 yılın en düşük düzeyine inmiş durumda. Japonya'da da ihracat altı aydır sürekli düşüyor ve Japonya imalat sanayi performansını ölçen Tankan indeksi 2016'dan bu yana en geri düzeyinde seyrettiğini belirtiyor.

Mali kriz korkusu

Öte yandan otomotiv, demir çelik, inşaat gibi sektörde kronik kapasite fazlası sorunu yaşayan dünya ekonomisi bir daralma dönemine girerken ABD ile Çin arasında gelişen ticaret savaşı, ABD'nin bu savaşı Avrupa ülkelerini de kapsayacak biçimde genişletme eğilimi, resesyon olasılığını iyice arttırmış durumda. Bir ekonomik daralma, şirketlerin borçlarını servis etme kapasiteleri üzerinde olumsuz etki yapıyor. Bu etki hızla bankalara, varlık piyasalarına doğru yayılıyor. Eğer merkez bankalarının ve hazinelerin elinde piyasaları, mali sektörü destekleyecek araçlar varsa daralmanın resesyona, bankalarda ve mali piyasalardaki sorunların da finansal krize dönüşme olasılığı azaltılabiliyor. Son mali krize yol aşan etkenler hala varlığını sürdürüyor. Birçok analist geçen mali krizden gereken derslerin ve yeterli önlemlerin hala alınamadığını savunuyor. Gelişmiş ülkelerin merkez bankalarının elindeki araçlarda büyük ölçüde tükenmiş durumda. Zaten düşük hatta negatif alanda olan faizleri hızla indirmek, parasal genişlemeye gitmek bu kez oldukça zor. Sonuç olarak 2020 yılında bir resesyon olasılığı güçlü. Bu olasılık bir ticaret savaşı ortamında hızla artacaktır. Resesyonun gerçekleşmesi durumunda, bunun bir finansal kriz yaratma riski de artmaya devam ediyor.