Dünyayı saran "Yeni Muhafazakar" tehdit

Yeni Muhafazakarlar olarak bilinen ve ABD'de önemli noktalarda bulunan İsrail yanlısı grup, Orta Doğu merkezli kanlı politikalar ile dünya barışını tehdit ediyor. Son dönemde İran'a yönelik saldırgan tutumun arkasındaki itici güç olan bu topluluk, Irak ve Afganistan işgalinde de önemli rol oynamıştı.

Dünyayı saran "Yeni Muhafazakar" tehdit

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) dış politikasının şekillenmesinde etkin rol alan Yeni Muhafazakarlık, Demokrat Parti'nin izlediği iç ve dış siyasete inancını yitirmiş bir grup tarafından ortaya konan siyasi akıma verilen isimdir. Bu akımın destekçileri "Neo-Con" ya da Türkçe karşılığı ile "Yeni Muhafazakar" terimleriyle anılır. Soğuk Savaş sonrası daha da güçlenen grup, 1970'lerden 2000'li yıllara dek birçok önde gelen siyasetçi yetiştirdi. Bu kapsamda söz konusu akımın en etkili temsilcileri eski ABD Başkanları George Herbert Walker Bush (Baba Bush) ve George Walker Bush (Oğul Bush) olarak gösterilebilir. Bush yönetimi altında ABD siyasetinde daha etkin bir konuma kavuşan Yeni Muhafazakarlar, Irak ve Afganistan işgalinde oynadıkları rolle tarihe damga vurdu. ABD'nin Orta Doğu yaklaşımında İsrail'in savunulması ve bölgede demokrasinin yaygınlaştırılması gibi hedeflere sahip olan grup, aktif bir dış politika izlenmesi gerektiğini vurguluyor. Yeni Muhafazakar ilkeler, "Bush Doktrini" çerçevesinde İsrail öncülüğünde ABD'nin güvenliğini temel alıyor. Aynı zamanda bu anlayış, "ABD için önce İsrail'in güvenliği" deyiminin de zeminini oluşturuyor. Bu bağlamda Yeni Muhafazakarlar, potansiyel tehdit oluşturduğu düşünülen her oluşum ya da ülkeye karşı nerede olursa olsun "vurulmadan önce vurma" felsefesi kapsamında karşılık verilmesi ve gerekirse düşman devletlerdeki rejimlerin değiştirilmesini savunuyor.

Yeni Muhafazakarlar'ın geçmişi

Yeni Muhafazakar akımının temelini 1943 yılında Washington DC'de kurulan Amerikan Girişimcilik Enstitüsü (American Enterprise Institute) oluşturuyor. Bu akım, 1960'lı yıllarda birçok akademisyen ve gazetecinin girişimleri ile daha etkili bir hale gelirken, bu süreçte Amerikalı Yahudilerin ve dolaylı olarak İsrail lobisinin Yeni Muhafazakarlık konusunda belirleyici rol oynaması dikkat çekti. Yeni Muhafazakarların başlangıçtaki en önemli özelliği Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği karşıtı olmalarıydı. 1968-72 yıllarında Cumhuriyetçi Parti adayı Richard Nixon'a karşı Demokrat Parti'yi destekleyen oluşum, sonraki yıllarda Demokrat Partili Jimmy Carter'ın Sovyetler Birliği'ne yönelik yumuşama politikalarına şiddetle karşı çıkarken Demokrat Parti'yi Rus Yahudilerinin İsrail'e göç etmesi konusunda etkisiz kalmakla eleştiriyordu. 1981'de Cumhuriyetçi Ronald Reagan'ın ABD Başkanlığına seçilmesi sonrası birçok Yeni Muhafazakar, Cumhuriyetçi Parti'ye yönelmeye başladı. Reagan'ın görüşlerini kendilerine daha yakın bulan bu grup, parti içerisine daha hızlı nüfuz ederek kadrolaştı. Böylece Cumhuriyetçiler, Yeni Muhafazakarların da etkisiyle medya ve akademik alanlarda etkinlik kazandı. ABD'li önde gelen kişi ve kurumların dış politika alanındaki ilgilisizliklerinin aksine söz konusu grubun temel faaliyet alanı dış politika merkezli oluştu. Bununla birlikte Soğuk Savaş döneminde Doğu Bloğu içerisinde bulunan Yahudilerin İsrail'e göç ettirilmesi, komünizme yönelik etkili mücadele ve İsrail devletinin kayıtsız şartsız desteklenmesi Yeni Muhafazakarların temel öncelikleri arasında yer alıyordu.

Yeni Muhafazakarlar'ın Orta Doğu yaklaşımı

Reagan döneminde dış politikaya ilişkin önemli mevkilerde görevler edinen Yeni Muhafazakarlar, bu süreçte ABD yönetiminin Orta Doğu meselesini Soğuk Savaş normları içerisinde değerlendirmesi için çaba sarf etti. Hesaplarına göre, İsrail Batı Bloğu, Filistinler ve Araplar ise Doğu Bloğu olarak görülecek, bu da ABD'nin İsrail'e tam destek vermesine neden olacaktı. Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından Sovyetler Birliği ve Komünizm tehlikesinin ortadan kalkması, bu oluşumun tezlerini büyük ölçüde etkisiz kıldı. İlerleyen dönemde Saddam Hüseyin önderliğindeki Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesi ve bölgedeki İslami hareketlerin belirli bir ivme kazanması, Yeni Muhafazakarlar için yeni gerekçeler doğmasına zemin hazırladı. Bu noktadan itibaren Yeni Muhafazakarların ana gündemi İsrail'in güvenliği ve Orta Doğu'daki İslami hareketler olarak revize edildi. Onlara göre Soğuk Savaş'ın kazananı ABD, hegemonyasını yaymalı ve İsrail'in çıkarlarını bütünüyle korumalı ve bu çıkarları tehdit eden her ülkeye karşı da savaş başlatılmalıydı. Yeni Muhafazakarlar, ABD'nin çıkarlarını İsrail'in çıkarları ile eş tutarak bölgedeki İsrail hakimiyetini genişletmeyi hedefledi. ABD'nin dış politikasını şekillendiren en önemli siyasal tanımlamalardan biri olan "Şeytani rejimler" tabiri de 1990'lı yılların sonlarında ilk kez bu grup tarafından kullanıldı. 11 Eylül 2001 saldırıları sonrası ABD'nin tehdit algısının ana slogan haline gelen bu tabir, Ocak 2002'de dönemin ABD Başkanı oğul Bush'un Kongre'de yaptığı konuşmada yinelenmişti. Aynı zamanda ABD yönetimi bu süreçte "şer ekseni ülkeler" listesi hazırlamıştı. Yeni Muhafazakarlara göre ABD'nin siyasi hedefi, dışarıdaki hayati çıkarlarını korumak şeklinde değil, tüm dünyadaki hegemonyasını güçlendirmek şeklinde yeniden düzenlendi.

Komplo teorileri ve yaşanan bazı olaylar

11 Eylül 2001'de ABD'deki farklı noktaları hedef alan ve 3 binden fazla insanın hayatını kaybetmesine yol açan terör saldırıları Orta Doğu'ya yönelik müdahaleye zemin hazırladı. Gelişmeleri takiben oğul Bush liderliğindeki ABD, Ekim 2001'de Afganistan'a müdahale etti. "Terörizmle savaş" adı altında yürütülen kampanya günümüze kadar uzanırken, Afganistan'da yaşanan olaylarda on binlerce sivil hayatını kaybetti. 11 Eylül saldırıları ve sonrasında yaşananlar komplo teorilerini de beraberinde getirdi. Bu kampsamda bazı iddialara göre, 11 Eylül olayları Amerikan yönetimi ve gizli servisler tarafından uygulanan bir sahte bayrak operasyonuydu. Operasyon neticesinde Orta Doğu'ya ve Afganistan'a yönelik işgal faaliyetleri meşrulaştırılacak, ülke ve dünya kamuoyunun desteği alınacaktı. Aynı zamanda terör örgütü El Kaide ve o dönem ki lideri Usame bin Ladin'in Amerikan istihbaratı tarafından yetiştirilip Afganistan'da önce Sovyetler Birliği'ne karşı kullanılması ve daha sonra gelişmelerin farklı yönde ilerlemesi de bu iddiaların merkezinde bulunuyor. Tüm bu gelişmelerin Yeni Muhafazakar olarak tanımlanan bir liderin altında, Soğuk Savaş sonrası dönemde ve söz akımı temsil eden grubun talepleri doğrultusunda yaşanmış olması ise ayrı bir detay olarak öne çıkıyor. Afganistan sonrası ikinci hedef ise 2003 yılında Irak ve Saddam Hüseyin rejimi oldu. 2003'te başlayan Irak işgalinden günümüze kadar yaşanan olaylarda yüz binlerce sivil hayatını kaybederken, ABD'nin iddia ettiği müdahale nedenlerinin bir çoğunun gerçeği yansıtmadığı yıllar sonra ortaya konulmuştu. Bu noktada İsrail lobisinin baskıları doğrultusunda yine bu lobinin finansal desteği ile Yeni Muhafazakar gruba mensup kişiler Irak işgalinin gerçekleşmesinde önemli itici güç haline gelmişti.

Yeni hedef: İran ve Türkiye

Günümüzde ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo gibi isimler Yeni Muhafazakarların en önemli temsilcileri olarak Donald Trump yönetiminin içerisinde bulunuyor. Özellikle İran'a yönelik yaklaşımlara bakıldığında bu isimlerin söylemleri ve oğul Bush hükümetinin yaklaşımlarının benzerlik gösterdiği gözlemleniyor. Bununla birlikte İran rejimi provoke edilerek ABD güçlerine meşru bir müdahale ortamı sağlanması için gayret edildiği net bir tablo olarak önümüze çıkıyor. Aynı zamanda Tel Aviv'in güvenliği adına öne sürülen planlar İsrail, İran ve Türkiye arasında bir Kürdistan kalkanını da ortaya çıkarıyor. Bu şartlar altında hem İran hem de Türkiye'nin kışkırtılarak bölgede yeni ve kapsamlı bir savaşın başlatılması öngörülürken, oluşacak kaos ortamının İsrail çıkarlarına hizmet etmesi en büyük beklenti. Yeni Muhafazakarların İsrail lobisinin desteğinde yürürlüğe koyduğu politikalar savaşla beslenirken, en büyük zararı ise bölge halkları ve İslam medeniyeti görüyor. Hem Batılı gizli servisler tarafından oluşturulduğu öne sürülen bazı terör örgütlerinin, hem de bölgeye yönelik askeri operasyonlar gerçekleştiren güçlerin faaliyetleri insani ve kültürel değerleri harap etmiş durumda. Tüm bu yaşananların gölgesinde saldırgan ve İsrail'in suçlarını görmezden gelen politikalar ile tepkilerin hedefi olan Trump ve beraberindeki Yeni Muhafazakarların, Orta Doğu'nun yeniden şekillenmesinde önemli rol oynayacağı ifade ediliyor. Son olarak sosyal medya üzerinde örgütlenen bir grup gazeteci, "Biz bu filmi daha önce gördük" ifadeleriyle dünya kamuoyunda farkındalık oluşturmaya çalışırken, Irak, Afganistan, Suriye ve Yemen'de yaşananların gölgesinde dünyanın Türkiye ve İran'ı çevreleyen senaryolara nasıl cevap vereceği önemli bir başlık olarak öne çıkmış durumda.