Dünyanın çatısında “hipersonik” savaşı

Soğuk Savaş’ın ardından dünya çok merkezli bir sisteme doğru gidişin sinyallerini verirken, ülkelerin birbirleriyle olan rekabeti hipersonik silahlanma yarışını doğurdu. ABD, hipersonik silahlanma yarışında Rusya’nın gerisinde kaldığını itiraf ederken, bu mücadeleye Çin ile Fransa’da katıldı.

Washington'daki Uluslararası ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde (CSIS) konuşma yapan ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı Orgeneral John Hyten, ABD’nin 10 yıl önce hipersonik silahlar alanında dünya lideri olduğunu, ancak bu yönde geliştirilen programların başarısızlıkla sonuçlandığını söyledi.

Orgeneral Hyten, “Hipersonik alanında şu anda dünyadaki çeşitli rakiplerle ciddi bir şekilde yarışıyoruz. On yıl önce öndeydik. Elimizde iki program, iki prototip vardı. Çok iyi işlemiyorlardı. Onlar başarısızlığa uğradıktan sonra biz neler yaptık? Başarısızlığın nedenlerini uzun yıllar boyunca araştırdık, ardından bu programları iptal ettik” diye konuştu.

Şimdi aynı seviyeye ulaşmanın yıllar süreceğini itiraf eden Hyten, bu yönde hala çalışma olmadığına dikkat çekerek süreci hızlandırma çağrısında bulundu.

Aynı yönde daha önce bir açıklama yapan ABD Savunma Bakanı Mark Esper de ABD'nin hipersonik silah geliştirmede Rusya'ya yetişmek zorunda kaldığını, bu konuda “her doların” kullanıldığını belirtmişti.

ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford ise geçtiğimiz eylül ayında Slovenya’da yapılan NATO askeri komite toplantısında, hipersonik silah mücadelesine ilişkin yaptığı açıklamada, “Rusya bir rakip ve tekrar güçlenen Rusya karşısında NATO’nun üstünlüğü eridi” sözleriyle bu konudaki güçsüzlüklerine işaret etmişti.

Esper, “Biz bu teknolojide birkaç yıl önce açıkça lider konumundayken ara verdik, şimdi de kovalamaca oynuyoruz. Savunma Bakanlığı olarak, fiziki olarak kullanabileceğimiz her doları, hipersonik silah alanında rekabet üstünlüğünü yakalamamız için yatırıyoruz" ifadelerini kullanmıştı.

Esper, "Rusya’nın çeşitli silahları, şu anki Stratejiki Silahların Azaltılması Anlaşması-3 (START-3) dışında kalan stratejik silahları geliştirmesinden endişeliyim. Şimdi orta ve kısa menzilli füzeler konusunda bizim elimizde olmayan askeri potansiyele sahipler. Bu nedenle Rusların neler yaptıklarını çok dikkatli bir şekilde izliyoruz” diye konuşmuştu.

Karadan fırlatılan orta menzilli füzelerin Avrupa'da konuşlanmasını yasaklayan 1987 tarihli Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması (INF), ABD'nin çekilme kararı sonrası ağustos başında yürürlükten kalkmıştı.

Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması (INF), Rusya ile ABD’nin nükleer silahlarını sınırlandırmalarını içeren iki önemli anlaşmadan biri. INF’nin yenilenmeyip resmen yürürlükten kalkması sonrası geçerliliğini koruyan tek anlaşma START-3. Ancak her iki tarafında konuşlu durumdaki nükleer savaş başlıklarının sayısını Soğuk Savaş dönemindekilerin aşağıda tutmalarını öngören START-3 anlaşmasının geçerlilik süresi önümüzdeki yıl dolmuş olacak.

PUTİN’İN YENİLMEZ SİLAHI

ABD açısından belki de hipersonik silaha yönelik yatırımının altyapısını oluşturmak adına son 4 ayda gelen 3 ayrı “yetersizlik” açıklaması, dünyanın bir nükleer silah yarışına girdiğini gösteriyor.

Rusya, geçen yılın son günlerinde ses hızının 27 katına ulaşabilen yeni bir hipersonik saldırı silahının hizmete girdiğini açıkladı. Rus Savunma Bakanlığı'nın Başkan Vladimir Putin'e verdiği raporda, “Avangard” adlı hipersonik kayma/süzülme aracının füzelere monte edildiği ve kullanıma hazır olduğu ifade edildi.

Başkan Putin Avangard'dan ilk defa Mart 2018'de bahsetmiş, füzeyi 1957'de eski Sovyetler Birliği'nin ilk uydusunu uzaya göndermesinde yaşanan teknolojik atılıma eş değerde gördüğünü açıklamıştı.

Kıtalararası bir balistik füzeye monte edilebilen Avangard, misilden ayrıldıktan sonra normal bir savaş başlığının aksine öngörülemeyen bir güzergah izleme özelliğine sahip. Başlığın hedefine giderken çok keskin manevralar yaparak füze savunma sistemleri tarafından takip edilmesini neredeyse imkansız hale getiriyor.

Isıya dayanıklı yeni bir kompozit materyalden üretilen hipersonik silah, atmosferdeki sürtünmeden dolayı oluşan 2 bin derece ısıya dayanabiliyor ve iki megaton ağırlığında bir nükleer silah taşıyabiliyor.

Ülkesinin dünyada hipersonik silaha sahip tek ülke olduğunu belirten Vladimir Putin, Rusya’nın geçmişte silah sanayisinde ABD’yi yakalama girişimlerinin tersine bu kez yeni çeşit silah üretiminde daha ileri bir seviyeye ulaştığını belirtti.

Hipersonik bir füzeyi yakalayabilecek veya etkisiz hale getirebilecek füze savunma sistemi günümüzde bulunmuyor.

Yaklaşık 20 yıl önce ABD’de yaygın kanaat, “süper güç değil, hiper güç” oldukları şeklindeydi. Japonya’nın Hiroşima ve Nagasaki kentlerine attığı atom bombalarıyla 140 bin kişiyi öldüren ve İkinci Dünya Savaşı’nın sonunu hazırlayan ABD, buradan kaynaklanan dünya liderliğini 21. asra kadar taşıdı.

1945’ten bugüne kadar 2 binden fazla nükleer test yapılırken, savaşlarda kullanılmadı. 1991 yılında Tomahawk gezgin füzesinin ABD envanterine girmesiyle, kendisiyle yarışan ülkelere karşı en caydırıcı gücü oldu.

Soğuk savaş sonrası Afganistan, Irak, Libya, Suriye gibi kaos stratejilerinin lideri ABD’ye ilk meydan okuma, 2007 yılındaki Münih Güvenlik Konferansı’nda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den geldi.

Putin, “Washington’un geliştirdiği küresel füze savunma sistemi Rusya’nın nükleer yeteneğini işlevsiz kılmak istiyor. Moskova buna müsaade etmeyecektir. Mevcut ekonomik ve mali sıkıntılar göz önüne alındığında Rusya bu tehdide asimetrik olarak karşılık verecektir” sözleriyle bu yöndeki çalışmaların varlığını bizzat açıkladı.

TOMAHAWK’A ASİMETRİK CEVAP

Rusya yürüttüğü çalışmaların ardından ürettiği 26 adet gezgin Cruise füzesini, Hazar Denizi’nde bulunan askeri filosundaki fırkateyn ve korvetlerden 7 Ekim 2015 tarihinde Suriye’deki DEAŞ hedeflerine yöneltti.

ABD’nin küresel egemenliğin karşı bu devrim niteliğinde bir gelişmeydi ve ABD’nin Tomahawk tekeli kırılmıştı.

1 Mart 2018 tarihinde Rusya Federal Meclisi’nde konuşan Putin, kuvvet çarpanı ve oyun değiştirici silahlarını tek tek açıkladı. Bunlar kıtalararası balistik füze “Sarmat”, yeni gezgin füze sistemleri, insansız nükleer denizaltı Poseidon, hipersonik balistik nükleer füze Avangard, havadan atılan hipersonik nükleer gezgin füze Kinzhal ve lazer sistemleriydi.

Putin’in hipersonik silah yarışında dünyaya meydan okuduğu bu açıklamalarda Zirkon yoktu. Geçen yıl Putin’in sahip olduğu Zikron adlı hipersonik füzenin, nükleer gezgin füze denizaltısı Kazan’a monte edildiği açıklandı.

Saniyede 2 bin 500 metre sürate ulaşabilen Zikron füzelerinin menzilinin 500 kilometre olduğu ve hedefinin savaş gemileri olduğu kaydedildi.

Tarihte ilk kez denizaltından hipersonik füze fırlatma yeteneğine Zikron ile kavuşan Rusya, hipersonik savaşında rakipleri karşısında bir üstünlüğe ulaştı.

Benzer gelişmeler Çin tarafında da gözleniyor. Ocak 2019’da Çin, 2 bin 500 kilometre menzile sahip 5 Mach süratle hedefine ilerleyen DF-17 füzesinin son versiyonunun test edildiğini ve Amerikan uçak gemileriyle suüstü savaş gemilerine kolay bir şekilde bertaraf edebileceğini açıkladı.

Söz konusu silahın 2025 itibariyle Çin Donanması'nın envanterine girebileceği belirtilirken, hipersonik silahlanma yarışında Çin’in 10 seneye kalmadan ABD’yi geçebileceği yorumları yapılıyor.

Ayrıca Çin, Ağustos 2018'de "tüm füze savunma sistemlerini alt edebilme" kapasitesine sahip bir hipersonik hava aracını test etti. Yine Çin, geçen yıl H-6K adı verilen ve ABD’nin “Tüm bombaların anası” denilen GBU-43’üne rakip olarak bir bomba üreterek atışla testten geçirdi.

Hipersonik silahlanma yarışına son dönemde Fransa’da eklendi. Fransız Hükümeti, şu ana kadar Rusya, Çin ve ABD öncülüğündeki hipersonik silah yarışında kendi hipersonik silahlarını yapma niyetinde olduğunu açıkladı.

Fransa hipersonik silahını yapabildiği takdirde bu alanda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinden dördüncüsü olacak.

Hipersonik silahlanma yarışı, bu konudaki varlığı konusunda bir bilgi bulunmayan İsrail ile Japonya, Kuzey Kore, Hindistan ve İran gibi ülkelerin de bölgesel durumları dolayısıyla uzak kalmak istemedikleri bir yarış.  

SONUÇ

Ekonomi ve küresel çıkar savaşlarıyla birbiriyle mücadele eden güçlü devletler, çatışma veya savaş korkusuyla nükleer silah yatırımlarına yöneliyor. Dünyanın çatısını oluşturan bu güçler, nükleer silahlanma içinde rakip ülkelerin bu yöndeki çalışmalarını bahane olarak öne sürüyor.

1987 yılında imzalanan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması’ndan (INF) geçtiğimiz ağustos ayında çekildiğini açıklayan ABD, İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan da tek taraflı çekildiğini açıklamıştı. Özellikle hipersonik silahlanma yarışında geri kaldığını itiraf eden ve anlaşmalardan çekilen ABD, bir nevi uzlaşı çerçevesinde kalabilecek nükleer silahlanmayı körüklüyor.

Japonya’ya 1945 yılında atılan iki atom bombasının yıkımı henüz unutulmamışken dünya Afganistan ve Irak’ın işgali sırasında, Suriye’deki iç savaşta kullanılan bombaların yıkıcı etkisini gördü.

Ürettikleri korkuyla kendi kendilerine düşman oluşturan egemen güç düşüncesi, hipersonik silah gösterileriyle birbirlerine meydan okuyorlar. Olası bir savaş durumunda karşılıklı olarak bu silahların kullanılması, insanlığın sonunun gelmesi anlamını taşır.

Çok kutuplu dünyada ve bölgesindeki gelişmeler dolayısıyla Türkiye, uluslararası anlaşmalar ve insani duruşu nedeniyle bugüne kadar nükleer silahlanma konusunda bir adım atmadı.

Ancak çevresinde gelişen savaşlar ve düşmanca ittifaklar dolayısıyla Türkiye’nin nükleer silahı bulunmaması, 80 milyon vatandaşının can güvenliği açısından ve düşmanlarını caydırıcılığı konusunda bir risk.