Dünyada Yoksulluk 

Günümüzde yaygın olarak kullanılan kavramlardan biri olan Küreselleşmenin birçok boyutu vardır. Ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel boyutları olan küreselleşmenin genel olarak ekonomik boyutu üzerinde durulmaktadır. Bulunduğumuz çağ itibariyle iyi ve kötü birçok getirisi olan küreselleşmenin etkilerinden ister gelişmiş ister az gelişmiş olsun birçok ülke etkilenmektedir. Bu etkilerden biri de yoksulluktur.  

Dünyada Yoksulluk 

Çok boyutlu olan küreselleşme günümüz dünyasının bir gerçeğidir ve gelişme seviyesi ne olursa olsun ülkeler bu gerçekle yüz yüzedir. Çeşitli alanlarda ülkeleri etkiyene küreselleşmenin bir diğer etki alanı da yoksulluktur. Küreselleşmenin yararlı olduğuna ve zararlı olduğuna yönelik iki tez ortaya atılmaktadır. Küreselleşme karşıtı ve küreselleşme destekçisi olarak iki gruba ayrılan siyasetçiler, akademisyenler, analist ve ekonomik uzamanlar ortaya haklı gerekçeler çıkarmaktadırlar.  
 
Küreselleşmeyi destekleyenlerin tezine göre; küreselleşme çağdaşlaşma ve gelişme demektir, önüne geçilmeyecek ve önüne geçilmemesi, desteklenmesi gereken bir süreçtir. Bu görüşü savunanlar, küreselleşme sürecinin uluslararası ticareti ve yatırımları yaygınlaştıracağını, ülkelerin hızla büyümesi için önemli fırsatlar oluşturacağını ve dünya refahına yol açacağını ileri sürmektedirler. Ekonomik açıdan Küreselleşmenin dünya kaynaklarının en akılcı, en verimli şekilde kullanılmasına imkân vererek toplam dünya ticaretini ve gelişmeyi hızlandırdığını ileri sürmekteler.  
 
Küreselleşmeyi desteklemeyenlerin tezine göre; küreselleşme emperyalizmin, neo-liberalizmin 21. yüzyıl başındaki adıdır. Bu görüşte olanlara göre küreselleşmenin ekonomik, siyasal ve uluslararası düzen bakımından çeşitli sakıncaları bulunmaktadır. Ekonomik açıdan sakıncaları: Küreselleşme, Batı’nın dünyadaki pazar payını maksimize etmek amacıyla, kapitalizmin dünyaya yayılmak istemesi durumudur. Böylece dünya genelinde gelir dağılımı bozulmakta, yoksulluk artmakta ve çevre kirliliği gibi çeşitli problemlerin ortaya çıktığını savunmaktalar.  
 
Yoksulluk 
 
Yoksulluk için de farklı tanımlamalar mevcuttur. Birçok uzman yoksulluğu, sistemin yapısından ve işleyişinden kaynaklanan güç ve servet dağılımındaki eşitsizliğin bir sonucu olarak görmektedir. Bazıları da yoksul olarak tanımlanan kişilerin, eğitimsizlik, beceri ve kapasite gibi bireysel nitelik ve yeteneklerinin düşüklüğü nedeniyle ortaya çıkan fırsatlardan yararlanamama durumu olarak ifade etmektedirler. 
 
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından 1997 İnsani Gelişme Raporu ile yoksulluk tanımlanmış ve ilk defa insani yoksulluk kavramı ortaya atılmıştır. İnsani yoksulluk kavramı, okur-yazarlık, yetersiz beslenme, kısa yaşam süresi, ana-çocuk sağlığının yetersizliği, önlenebilir hastalıklara yakalanmak gibi temel insani yeteneklerden yoksun olmak biçiminde tanımlanmıştır.  
 
İnsani yoksulluğu ölçmek amacıyla İnsani Yoksulluk Endeksi (Human Poverty Index) geliştirilmiştir. Bu endeks gelişmekte olan ülkeler için üç kriterden yola çıkarak hesaplanmaktadır. 1) Yaşam süresi: 40 yaşın altındaki nüfus yüzdesi. 2) Eğitim: Okuma yazma bilmeyen nüfus yüzdesi. 3) Makul bir yaşam standardı (Sağlıklı içme suyuna sahip olmayan nüfus yüzdesi, temel sağlık imkânlarından yoksun nüfus yüzdesi, 5 yaşın altında olan ve yeterli beslenemeyen, bu yüzden ciddi düzeyde düşük kilolu olan çocukların nüfus yüzdesinden oluşmaktadır.) 
 
Yoksulluğun ölçülmesine yönelik genelde kabul gören yöntem, satın alma gücü paritesine göre hesaplanan günlük 1,90 doların altında gelirle hayatını sürdürmek zorunda kalan insanları yoksul olarak kabul eden WB’nin yöntemidir. Buna göre günlük 1,25 dolar, açlık sınırını ifade etmektedir. Bu sınır sadece insanın yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan asgari gıda ihtiyacını belirlemektedir. 2 dolarlık seviye ise temel ihtiyaçlar olarak ifade edilen sadece gıda değil, aynı zamanda ısınma, giyinme, bir hanede oturma, kısacası asgari toplumsallaşma hakkına sahip olmanın en düşük düzeyini göstermektedir.  
 
Küresel Çok Boyutlu Yoksulluk İndeksi 2019 (MPI) 
 
Dünya, giderek artan bireyler arası eşitsizliklerden dolayı bunalım yaşıyor. Vatandaşlar ve politikacılar, birçok toplumda artan eşitsizliği ve bunun siyasi istikrar, ekonomik büyüme, sosyal uyum ve hatta mutluluk üzerindeki potansiyel etkisinin farkındalar. Eşitsizliğin yoksullukla büyük bağlantısı olduğu yadsınamaz bir gerçektir.  
 
2010 yılında Oxford Yoksulluk ve İnsani Gelişme Girişimi tarafından geliştirilen Küresel Çok Boyutlu Yoksulluk İndeksi 100'den fazla ülke ve 5,7 milyar insan için çok boyutlu yoksulluğu karşılaştırmış ve zaman içindeki değişiklikleri izlemiştir. Yoksulluk değerlerinin hesaplanmasında 10 farklı kriter kullanan Oxford bu kriterleri 3 farklı başlık altında birleştirmiştir. 
 


MPI’ının 2019 raporu çarpı gerçekleri rakamsal olarak ortaya koymaktadır. Rapora göre 2018 yılı itibariyle araştırılan 101 ülkede 1,3 milyar (Dünya nüfusunun yüzde 23,1’i) insan açlık sınırlarının altında yani çok boyutlu fakir-yoksul (ÇBF-Y). 1,3 milyar çok boyutlu fakir insanların yarısı 18 yaşın altındaki çocuklardan oluşmaktadır ve bunun üçte biri 10 yaş altı grubudur.  
 
Güney Asya’daki kız çocuklarının yüzde 10,7’si eğitimden mahrum ve çok boyutlu fakir bir evde yaşıyor. Bu değerler Afganistan’da yüzde 44 civarlarında. Ayrıca Güney Asya’da 5 yaş altı çocukların yüzde 22,7’si ev içi eşitsiz beslenmeye maruz kalmakta (hane içindeki en az bir çocuğun yetersiz beslendiği durumlarda). Pakistan’da da 5 yaş altı çocukların üçte biri benzeri şekilde ev içi eşitsizliğe maruz kalmakta.  
 
Rapora göre seçilen 10 ülke arasından Hindistan ve Kamboçya zaman içerisinde MPI değerlerini en hızlı şekilde düşüren ve fakir grupları geride bırakmayan ülkelerden. Çok boyutlu fakirliğin hesaplanmasının ardından farklı ülkeler aynı değerlere sahip olabilir fakat fakir insanların yaşadığı ülkelerde yoksulluk yoğunluğunda büyük farklılıklar olabilir. Mısır ve Paraguay benzer MPI değerlerine sahiptir, ancak bu iki ülkedeki insanların yaşadığı yoksulluk göz önüne alınırsa eşitsizlik Paraguay’da daha yüksektir.  
 
Çok boyutlu yoksulluğun en fazla olduğu ülkeler genellikle sahra altı ülkelerdir. Ayrıca yoksulluğun fazla olduğu ülkeler gelişmişlik ve gelir düzeylerine göre doğru orantılı bir ivmeye sahiptir. Fakat bir ülkenin en gelişmiş ve yengin ülke olması çok boyutlu yoksulluğun olmadığı anlamına gelmemektedir. Keza hesaplamalar yapılırken birden fazla kriter göz önüne alınarak nihai sonuca varılmaktadır. Düşük ve orta gelirli ülkelerde geniş çapta ulusal eşitsizlik hakimdir. Dünya çapında 1,3 milyar çok boyutlu yoksul insandan 886 milyonu (üçte ikisinden fazlası) orta gelirli ülkelerde yaşamakta.  
  


Çok boyutlu yoksulların 94 milyonu, çok boyutlu yoksulluk oranının yüzde 0 ile yüzde 69,9 arasında değiştiği orta-üst gelirli ülkelerde yaşıyor. Çok boyutlu yoksullukta 792 milyon yoksul, çok boyutlu yoksulluk oranının yüzde 0 ila yüzde 86,7 arasında değiştiği düşük-orta gelirli ülkelerde yaşıyor. Çok boyutlu yoksullukta 440 milyon yoksul, çok boyutlu yoksulluk oranının yüzde 0,2 ila yüzde 99,4 arasında değiştiği düşük gelirli ülkelerde yaşıyor. Grafik açık bir şekilde, çok boyutlu yoksulluğu azaltma mücadelesinin düşük gelirli ülkelerle sınırlı olmadığını göstermektedir.  
 
Yayınlanan rapora göre çok boyutlu yoksulun en fazla bulunduğu bölgelerin ilk sırasında Sahra-Altı ve Afrika ülkeleri gelmekte. Onu sırasıyla Güney Asya, Arap Ülkeleri, Latin Amerika ve Karayipler, Doğu Asya ve Pasifik ülkeleri izlemekte. Çok boyutlu yoksulluğun en az olduğu bölge ise Avrupa ve Merkez Asya’dır.  


Gelişmekte olan tüm bölgelerde yoksulluğa karşı eyleme geçilmesi gerekiyor. Sahra-altı Afrika ve Güney Asya çok boyutlu yoksul insanların en büyük oranlarına ev sahipliği yaparken (çok boyutlu yoksul insanların yüzde 84,5'i iki bölgede yaşıyor), dünyanın diğer bölgelerindeki ülkeler de çok boyutlu yoksulluk oranına sahipler. Sudan (Yüzde 52,3), Yemen (yüzde 47,7), Doğu Timor (yüzde 45,8) ve Haiti (yüzde 41,3).  
 
Ayrılan bölgelerde var olan ülkeler arasında da farklılıklar vardır. Sahra altı Afrika'da çok boyutlu yoksulluk oranı Güney Sudan'da yüzde 91,9, Nijer'de yüzde 90,5, Gabon'da yüzde 14,9’ken Güney Afrika'da yüzde 6,3'tür. Güney Asya, Afganistan'da yüzde 55,9 oranındayken Maldivler'de yüzde 0,8'dir. Arap ülkeleri, Sudan'da yüzde 52,3 ve Yemen'de yüzde 47,7, Ürdün'de yüzde 1,0'dan azdır. Latin Amerika'da Haiti'de yüzde 41,3 iken, Trinidad ve Tobago'da yüzde 0,6'dır. Doğu Asya ve Pasifik'te Doğu Timor'da yüzde 45,8, Çin'de yüzde 3,9 ve Tayland'da yüzde 0,8'dir. Avrupa ve Orta Asya'da Tacikistan'da yüzde 7,4, Ermenistan'da yüzde 0,2'dir.