Dünya yeni bir evrede: ‘Biyolojik Savaş’

ABD Başkanlık koltuğuna Donald Trump’un gelmesiyle birlikte dünya Soğuk Savaş sonrası dönemde yeni bir sahneye uyandı. ABD, Çin ile her alanda savaşmaya başladı. Çin’in ekonomide kendisini geçmesini istemeyen ABD, Pekin yönetimine ekonomik baskı uygularken, askeri anlamda da Asya Pasifikte çevreleme politikası uyguladı. Beyaz Saray tüm girişimlerine rağmen umduğunu alamadı ama ortaya çıkan korona virüsü, tam anlamıyla ABD’ye yaradı. Peki ABD biyolojik silah mı kullandı?

Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve dünyanın pek çok bölgesine yayılan Korona virüsü binlerce insana bulaşırken yüzlercesinin de ölmesine neden oldu. İnsanlar arasında korkunun yükselmesine sebep olan virüsün laboratuvarda üretildiğine dair pek çok iddia ortaya atıldı. Söz konusu iddialarda virüsün ABD tarafından Çin’in dizginlenmesi için üretildiğine dair veriler yer alıyor.

Bilindiği üzere 2017 yılında ABD Başkanlığına gelen Donald Trump, yönetime geldiği ilk günden beri Çin’i hedef alan açıklamalarda bulunuyor. ABD’nin Çin’e göz yumduğunu ve bundan ötürü ülkenin ciddi oranda ekonomik kazançlar elde ettiğini dile getiren Trump, Pekin yönetiminin ticaretini hedef alan girişimlerde bulundu. Bir taraftan Çin ürünlerine milyarlarca dolarlık vergi uygulanırken, diğer taraftan da Çin ülke sınırları içerisine hapsedilmeye çalışıldı. Fakat atılan her adıma karşı Pekin yönetimi direnç gösterdi ve umulanın aksine ekonomik büyümesini sürdü.

The Economist’in açıklamasına göre, son 20 yıldır ciddi oranda ekonomik büyüme gerçekleştiren ve elde ettiği ekonomik gücü küresel siyasete yansıtan Çin, 2050 yılında dünya ekonomi büyüklük sıralamasında birinci sırada yer alacak. Yine aynı açıklamaya göre Hindistan ikinci ve Amerika üçüncü sırada yer alacak. The Economist’in de paylaştığı gibi ABD, ekonomik sıralamada Çin’in gerisine düşmek istemiyor ve bu doğrultuda Çin’den ithal edilen ürünlere devasa oranlarda vergi uyguluyor. Fakat bugüne kadar gerçekleştirilen girişimlerden ABD umduğunu alabilmiş değil.

Çin’i ekonomik anlamda zayıflatmak amacıyla girişimlerde bulunan ABD, amaçlarına ulaşamamışken, Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan yeni tip korona virüsü Washington hedeflerine hizmet ediyor. Virüs haberlerinin ortaya çıktığı ilk günden beri Çin ekonomisi düşüşe geçti ve Çinli şirketler trilyonlarca dolar zarara uğradı. Ekonomide yaşanan aşağı yönlü bu gidiş son sürat devam ediyor ve ekonomik üzerinde spekülasyonları artırıyor.

Öte yandan virüs ve Çin Yeni Yıl tatilinden ötürü 23 Ocak tarihinde yüzde 2,5’lik düşüşle kapanan Çin piyasaları, 3 Şubat tarihinde yüzde 9’luk düşüşle açıldı. Yuan dolar karşısında değer kaybederken, Çin’e yönelik yatırım tavsiyeleri tamamen negatife döndü. Küresel ticaret savaşlarında ABD’nin Çin’e vermeye çalıştığı zarardan daha fazlasını bir virüsün veriyor olması akıllara ‘biyolojik silah’ın kullanılmış olma ihtimalini getiriyor. Dolayısıyla tarihte ‘biyolojik silah’ kullanan pek çok imparatorluk ve devlet gibi ABD de ‘biyolojik silah’ kullanmış olabilir.

Korona virüsü hakkında açıklamalarda bulunan Terör Uzmanı ve Emekli İstihbarat Albay Coşkun Başbuğ, "Çin'in açıklaması yarasa tüketiminden kaynaklandığı şüphesi üzerine yoğunlaşıyor lakin daha önce dünyada SARS, H1N1 ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi gibi birçok hastalığın biyolojik savaş kapsamında laboratuvarlarda üretildiği ortaya çıktı. Bu virüs de laboratuvar ortamında üretilmiştir. Yarasadan kaynaklı diyorlar ama Çin'de insanlar ilk defa yarasa yemiyor. Asırlardır o topraklarda tüketiliyor. Şüphe verici bir durum. Ben kesinlikle emperyalist güçlerin Çin ile arasında meydana gelen psikolojik, soğuk ve yeni nesil sıcak savaşın ardından şimdi de biyolojik bir savaş ortaya çıktığını düşünüyorum" ifadelerini kullandı.

‘BİYOLOJİK SAVAŞ’ YÖNTEMİNİ İLK KULANAN İMPARATORLUK

Savaşlarda alınması zor olan kalelerin, şehirlerin alınabilmesi için biyolojik silah diyebileceğimiz savaş türleri her zaman kullanıla gelmiştir. Savaşta ilk defa biyolojik silah kullanımı ise kayıtlara göre 14’üncü yüz yılda yaşandı. 14’üncü yüz yılda dönemin en büyük askeri gücüne ve mobil birliklerine sahip olan Moğol İmparatorluğu’nun açık alanlarda yaptığı savaşlarda hiçbir ordu karşısında duramıyordu. Bu dönemde Moğol istilası ile karşı karşıya olan şehirler kendilerini kale duvarları arkasına saklayarak korumayı öğrendi. Buna karşılık Moğol ordusu da korkunç bir çözüm buldu. Dönemin ölümcül hastalığı olan vebaya yakalanmış ölüleri mancınıklarla şehre fırlatmak. Vebalı ölülerden hastalığın bulaşmasıyla büyük bir malzeme ve insan kaybına uğrayan şehir en nihayetinde ya teslim oluyor ya da Moğollarla savaşarak yok oluyordu.

“KİMSE ÇİN ULUSUNUN İLERLEMESİNİ ENGELLEYEMEZ"

Geçtiğimiz yıl 10 Ekim 2019 tarihinde Çin Halk Cumhuriyeti’nin 70’inci yıl dönümü ülkenin başkenti Pekin’de büyük törenle kutlandı. Kutlamalar kapsamında, askeri geçit töreni ve halk yürüyüşü yapılırken, Çin Halk Cumhuriyeti başkanı Xi Jinping de konuşma yaptı. Jinping, Çin’in kalkınmasını destekleyen tüm yabancı ülkelere yürekten şükranlarını iletti, sosyalist Çin’in dünyanın doğusunda dikildiğini ve hiçbir gücün Çin’in konumunu sarsamayacağını dile getirirken, “Kimse Çin ulusunun ilerlemesini engelleyemez" ifadelerini kullandı.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin 70’inci yıl kutlamalarında konuşan devlet lider Jinping’in kullandığı ifadeler batı medyasında geniş çapta yer buldu. Çin liderinin ülkesine karşı olan devletlere karşı kullandığı tehditvari üslubun ardından aralarında eski diplomat Henry Kissinger’ın da bulunduğu ABD’li bir heyet Pekin’de Xi Jinping ile görüştü. Bazı kaynaklar Kissinger'in bu görüşmede muhatabına "Kuşak projesini ABD'yle işbirliği içinde yapmazsan ülken için fena olacak" dediğini belirtti.

Sonuç olarak dünya yeni bir dönüşüm ile karşı karşıya. Ekonomik anlamda birbirleriyle savaşan ABD ve Çin gerçekleşen yeni dönüşümün baş aktörleri. Karşılıklı olarak gerçekleştirdiği hamlelerle birbirlerini sınırlamaya çalışan iki ülke arasında ABD önde görünüyor. Özellikle son dönemde ortaya çıkan yeni tip korona virüs ABD’ye yaradı. Çin ekonomisi her geçen gün kaybediyor. Yeni tip korona virüsün bu denli Washington’a yaraması akıllara biyolojik silah tehdidini getiriyor. Nitekim Moğolların kendi çıkarları uğruna biyolojik silahı kullandığı gibi bugünün devletlerinin de düşmanlarına karşı biyolojik silah kullanması mümkün. Ayrıca ABD’nin 2’inci Dünya Savaşı’nda milyonlarca insanın ölümüne neden olan atom bombasını kullanmış olması da biyolojik silah kullanmış olma ihtimalini güçlendiriyor.