Dünya ekonomisinde nereden nereye?

Son zamanlarda ABD ile Çin arasında kızışan ticaret savaşları, yeni gelişmekte olan ekonomiler, kur manipülasyonu çabaları, uluslararası ilişkilerde artan gerilimler, küresel güçlerin yayılmacı politikaları gündemde. Peki ekonomik süreçlerin altında yatan faktörler ne? 

Dünya ekonomisinde nereden nereye?

Dünyanın en büyük iki ekonomik gücü olan ABD ile Çin arasında, uzun zamandır devam etmekte olan ticaret savaşlarının son dönemde daha da sertleştiğini görmekteyiz. Geçtiğimiz günlerde Çin’in yeni BM daimi temsilci Zhang Jun, “ABD konuşmak isterse konuşacağız, savaşmak isterse savaşacağız.” şeklinde sert bir açıklama yapmıştı. Ardından ABD Başkanı Donald Trump, 1 Eylül’den itibaren geçerli olmak üzere Çin’in 300 milyar dolarlık ürününe %10’luk vergi koyduklarını açıkladı. ABD Hazine Bakanlığı ise Çin’i “döviz manipülatörlüğü” yapmakla suçladı. Çünkü Çin yuanı ABD doları karşısında %2’lik oranda geriledi. Tüm bu gelişmelerden sonra Çin Ticaret Bakanlığı, yaptığı açıklama ile Çinli şirketlerin ABD’den tarım ürünleri alımını geçici olarak durdurduğunu açıkladı.

ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşının kızıştığı bu süreçte, dünyanın önde gelen borsalarında indeksler, Ağustos’un ilk haftasıyla bilikte gerilemeye başladı. Bütün dünya MSCI indeksi bir haftada %3,2’lik bir gerileme kaydederken, mali piyasalarda korku indeksi olarak bilinen VİX bir günde 23 puan birden sıçradı. Bu olayların yaşandığı dönemde, ABD’nin İran, Venezuela ve Kuzey Kore gibi ülkelere ekonomik ambargoları devam etmekte. Çin ise hem ticari hem de ekonomik olarak kendisine yeni sahalar yaratırken, özellikle Asya ülkeleri ile yaptığı anlaşmalarla birlikte yeni ticaret yolları inşa etmekte. Yayılmacı bir politika izleyen Çin’in, dünya ticaret yolunu Atlas Okyanusu’ndan Pasifik’e, Batı’dan Doğu’ya doğru çevirmeye çalıştığını görmekteyiz. Öte yandan 2000 yılında Putin’in göreve gelmesi ile birlikte ekonomik olarak kendisini toparlayan ve başta askeri olmak üzere birçok alanda belirli bir noktaya ulaşan Rusya ile gelişmekte olan Hindistan ekonomisi, dünya ekonomisinde dikkatleri üzerine çekmektedir. Dünya ekonomisi üzerinde yaşanan tüm bu olayların, gelişmelerin, süreçlerin altında birtakım belirleyici nedenlerin olduğunu görmekteyiz.

Popülist söylem ve ırkçılık

Ticaret savaşları henüz meydana gelmeden önce, dünya üzerinde ön plana çıkmış popülist söylemli hareketler görmekteyiz. Özellikle ABD Başkanı Donald Trump, İtalya’da 5 Yıldız hareketi, İngiltere’de Brexit bu çerçevede değerlendirilebilir. Küreselleşmeye karşı olan, ırkçı ve milliyetçi bir dil kullanan, kendi çıkar ve menfaatlerini her şeyin önünde tutan, öfke ve nefret söylemleri ile dikkatleri üzerine çeken bu hareketler dünya ekonomisindeki gelişmeler üzerinde belirleyici bir etki göstermekte. Özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın, göreve geldiği günden bu yana sergilediği iç ve dış politikaları, ırkçı ve milliyetçi bir dil kullanması, sosyal medya üzerinden popülist mesajlar vermesi, ABD’nin siyasi ya da ekonomik krizler yaşadığı ülkeler için sürekli söylemlerini değiştirmesi dünya ekonomisini de birçok yönden etkilemektedir. Kendisi de bir iş adamı olan Trump, tüm siyasi ve askeri krizlere de ekonomik olarak bakmakta ve ülkesinin dış ülkelerde harcadığı para miktarını belirgin bir şekilde eleştirmekte. Bunun yanında Suudi Arabistan, BAE, Katar gibi Körfez ülkeleri başta olmak üzere, Orta Asya ve Avrupa ülkelerine silah satışını artırdığı gözlenmekte. Ayrıca Trump’ın milli ve yerli bir dil kullanması, doların ABD’ye geri dönmesi gerektiğini dillendirmesi, “önce Amerika” söylemine sürekli işaret etmesi de ABD’nin küresel ekonomik politikasını ulusal bir yöne doğru çekmeye çalıştığını göstermekte. Dünya üzerindeki bu popülist hareketlerin ekonomik olarak karşımıza bir tablo çıkardığını görüyoruz. Küreselleşen dünyada, yaşanan mali kriz ve büyük durgunluklar ortaya düşük ekonomik büyüme oranları ve sert resesyonlar çıkartıyordu. Bu durum ise özellikle gelişmiş ülkelerde gelir dağılımının bozulmasına ve orta sınıfların fakirleşmesine sebep olurken, gelişmekte olan ülkelerde ise orta sınıf üzerinde gelişme söz konusu olduğu görülüyordu. Özellikle Fransa’da son zamanlarda yaşanan Sarı Yelekliler olaylarını bu çerçevede değerlendirilebilir. Bu yeni söylemler ve hareketler ile birlikte dünyadaki güç dengelerinde de birtakım değişiklikler meydana geliyordu. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin askeri ve ekonomik olarak daha güçlenmesi, gücü elinde bulunduran ülkelerin ise etkisini yavaş yavaş yitirmeye başladığı gözlenmekte.

Suriye gibi bazı ülkelerde yaşanan iç savaşlar gibi insanların ekonomik, jeopolitik sebeplerden dolayı yaşadıkları ülkeden gitmek istemeleri sonuç olarak birtakım göç dalgalarını meydana getiriyordu. Bu göç dalgaları ise özellikle gelişmiş ülkelerde bazı krizlere sebep oluyordu. Gelişmiş ülke toplumlarının çalışanlarında “geride bırakılmışlık” duygusu oluşurken, bu duygu ile birlikte göçmenlere öfke dalgası günden güne artıyordu.

Yayılmacı politikalar

Dünya ekonomisi üzerinde belirleyici olan bir diğer neden ise özellikle güçlü ülkelerin yayılmacı politikaları hiç kuşkusuz. ABD’nin özellikle Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Güney Asya ülkeleri üzerindeki yayılmacı politikaları sürerken, ekonomik olarak gücünü oldukça artıran ve ABD ile ticaret savaşlarına girişen Çin’in de özellikle Orta Asya, Kafkasya ve Orta Afrika’da ulaşım ve ticaret yolları inşa etmesi ile birlikte yayılmacılığı söz konusu. Öte yandan Rusya’nın, Putin’in göreve gelmesi ile birlikte hızlı bir toparlanma sürecine girdiğini ve ekonomik olarak üst seviyelere geldiğini görmekteyiz. Orta Doğu’da özellikle Suriye’deki varlığı ve sahip olduğu deniz üsleri ile birlikte Doğu Akdeniz’e kadar inen Rusya, Doğu Avrupa ve Orta Asya’ya doğru da yayılmacı politikalarını sürdürmekte. 

ABD, Çin, Rusya ve İngiltere Fransa gibi Avrupa ülkelerinin yayılmacı politikaları dünya ekonomisini olumlu-olumsuz birçok yönden etkilemektedir. Etkili oldukları ülkeler içinde karşı karşıya gelen devletlerin, bu bölgelere büyük yatırımlar yaptıklarını ve hem kendi ekonomilerinin hem de dünya ekonomisininin seyrini değiştirdiğini görmekteyiz.

Sonuç olarak;

Tüm bu gelişmelere baktığımızda, dünyada yaşanan ekonomik gelişmelerin altında birtakım nedenler yattığını görmekteyiz. Bu nedenler arasında en belirleyici olanlarının, gelişen yeni popülist ve ırkçı söylemler ile yayılmacı politikalar olduğunu söyleyebiliriz. Önümüzdeki süreçte de bu nedenlerden dolayı ticaret savaşlarının zamana yayılacağı, süper güçler arasındaki askeri ve ekonomik çekişmenin artarak devam edeceği, birtakım güçlü devletlerin eski etkilerini yavaş yavaş yitirirken yeni gelişmekte olan ekonomilerin daha da güçleneceği, borsa ve kur üzerindeki oyunların devam edeceği şeklinde değerlendirmede bulunabiliriz.