Doğu Akdeniz’de Türkiye'siz mutabakat mümkün mü?

Doğu Akdeniz bölgesi son dönemde Türkiye’nin yakın çevresinde önemli gelişmelere sahne oluyor ve keşfedilen hidrokarbon rezervlerinin önemli bir kısmına sahip olan ülkeler, Türkiye’nin yer almadığı denklemler üzerinden politikalarını sürdürmeye devam ediyor.

Doğu Akdeniz’de Türkiye'siz mutabakat mümkün mü?

Doğu Akdeniz bölgesindeki doğalgaz arama çalışmaları son dönemde hız kazandı. Geçtiğimiz günlerde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından tek taraflı olarak ilan edilen sınırlanmış ekonomik bölgede, yeni doğalgaz rezervlerinin bulunduğu açıklandı. Tüm bu süreçler bağlamında kendisinin saf dışında bırakıldığına inanan Türkiye ise, "Fatih" ve "Barbaros" adlı iki araştırma gemisi ile Doğu Akdeniz'de kendi hidrokarbon araştırmalarını başlattı. Doğu Akdeniz'de oynanan bu satranç oyununda taraflar arasındaki dengenin, bölgeden çıkarılacak doğal gaz miktarına bağlı olduğu yorumları yapılmaya başlandı.

Türkiye saf dışı bırakılmak isteniyor

Türkiye içinde bulunmuş olduğu coğrafi konum sebebiyle, dünyanın en önemli enerji arz ve talep merkezleri arasında yer alıyor. Ülkemizin içinde bulunduğu bu coğrafi avantaj, Türkiye’yi doğudan batıya uzanan enerji transfer hatlarının değişmez aktörlerinden biri yapıyor. Öte yandan, oynanan bu küresel enerji oyunu içerisinde coğrafi konumun yanı sıra, siyasi ve ekonomik durum da epey önem teşkil ediyor. Nitekim uzun süredir Doğu Akdeniz özelinde süregelen tartışmaların odak noktasında yer alan enerji kaynaklarının küresel piyasalara transferi meselesi, Türkiye ile bazı diğer bölge ülkelerini karşı karşıya getiriyor.

Mevcut bölgelerden çıkartılan gazların boru hatları vasıtası kullanılarak Avrupa kıtasına taşınması ile ilgili ise 2 farklı rota gündeme geliyor. Bunların ilki, doğal gazın ilk önce Türkiye’ye, ardından Avrupa’ya iletilmesi. İkinci rota ise East-Med Doğal Gaz Boru Hattı Projesi ile İsrail, GKRY, Yunanistan ve İtalya üzerinden küresel piyasalara transfer edilmesi. Esasında Türkiye’nin saf dışı bırakılmak istenmesi durumu da burada ortaya çıkıyor. Bir yandan Türkiye’nin bölgede artan stratejik konumu olduğundan daha önemsizmiş gibi gösterilmeye çalışılırken diğer yandan da son yıllarda enerjide ticaret merkezi olma süreci sekteye uğratılmaya çalışılıyor.

Öte yandan, ‘’Doğu Akdeniz Boru Hattı Projesi’’ olan  EastMed ile Türkiye’ye Yunanistan üzerinden bir alternatif oluşturma gayreti söz konusu. Bu stratejinin destekçileri olan Avrupa Birliği (AB)’nin bir taraftan Türkiye’yi enerji denkleminin dışına itme, diğer taraftan Türkiye üzerinden Rusya’dan kurtulma hedefleri bulunuyor. Diğer faktörler bir kenara bırakıldığında ise, bu iki projeden en az maliyetli ve en makul olanı, kaynakların Türkiye üzerinden taşınması olduğunu söyleyebiliriz. Öyle ki düşük seyreden küresel petrol ve doğal gaz fiyatları, Doğu Akdeniz’de keşfedilen kaynakların transfer edilmesi üzerinde zorlayıcı bir etkiye sahip. Diğer bir ifadeyle, burada ana kısıtlayıcı faktör olarak fiyatlar ön plana çıkıyor.

Mevcut durumu farklı bir bağlamdan ele aldığımızda ise, İsrail ve Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı tutumları, Doğu Akdeniz’deki problemin ekonomik olmasından çok siyasi bir zeminden kaynaklandığını görüyoruz. İsrail bölgede şimdiye kadar keşfedilmiş doğal gaz potansiyeli bakımından ilk sırada bulunuyor. Elinde tuttuğu iki önemli rezerv alanı olan Tamar ve Leviathan bölgelerinden çıkartılan kaynakları 2019 yılı içinde Mısır’a ihraç etmeye hazırlanıyor. Bununla beraber, özellikle son dönemde Mısır ile GKRY arasında yaşanan gelişmeler, Ankara tarafından yakından takip ediliyor. Son olarak Mısır ile GKRY arasında imzalanan doğal gaz boru hattı anlaşması, zaten gergin olan ikili ilişkilere zarar veriyor.

Ayrıca sınırlanmış olan ekonomik bölgeler üzerinden ortaya çıkan çatışmalar da tarafların karşı karşıya gelmesine sebep oluyor. Türkiye’nin söz konusu tavrı ise uluslararası hak ve hukuktan kaynaklanan menfaatlerini sonuna kadar korumak yönünde. Farklı bir ifadeyle, Türkiye bölgede gerçekleştirilmek istenen oldu bitti politikasına izin vermemek adına mücadelesini sonuna kadar sürdürüyor.

Tüm bu senaryo ve eylemler de gösteriyor ki, Doğu Akdeniz bölgesinde keşfedilen hidrokarbon rezervlerinin büyük bir kısmına sahip olan ülkeler, Türkiye’nin yer almadığı mevcut denklemler üzerinden politikalarını yürütüyor. Öte taraftan Türkiye hem kendi  sınırlandırılmış ekonomik bölgesi içerisinde kalan alanlarda petrol ve doğal gaz arama çalışmalarını sürdürüyor hem de Doğu Akdeniz’den çıkartılacak olan doğal gazın dış tedarikçilere transferi notasındaki kritik pozisyonunu koruyabilmek adına yoğun mesai harcıyor. Şu çok açıktır ki Türkiye’nin yaptığı çalışmalarla doğal gaz çıkarması sonucunda bölgedeki rezerv sahibi ülkeler arasına girmesi, mevcut transfer potansiyelinin yanı sıra, bölgenin en güçlü aktörleri arasında yer almasını sağlayacaktır.

Doğu Akdeniz coğrafyasında bir takım farklı rezerv rakamlarından da bahsediliyor ama şu bir gerçek ki arama çalışmaları arttıkça keşfedilen rezervlerin miktarıda da artışlar yaşanıyor. Bu sebeple doğal olarak Doğu Akdeniz bölgesi yalnız Yunanistan, Mısır, İsrail, GKRY ve AB gibi görünmeyen aktörler tarafından yönetilen, yararlanılan ve yeni bir enerji denklem kurulma hakkı verilen bir bölge olmamalı. Bir yandan artan enerji ihtiyacını kesintisiz bir şekilde temin ederek bu alandaki arz güvenliğini arttırmak isteyen Türkiye, diğer yandan Doğu Akdeniz’de bulunan kaynakların en uygun maliyetle uluslararası piyasaya ulaştırılması konusunda avantajlar sunuyor. Bundan dolayı, Doğu Akdeniz’de bulunan kaynaklarla ilgili ortak bir karar alma aşamasında Türkiye’nin de katılımı son derece önemli.

Mevcut bölgede çalışmalar yürüten ülkeler, Doğu Akdeniz bölgesindeki gazın transferi konusunda Türkiye’nin en ideal güzergah bölgesi olduğunun farkında. Bununla birlikte giderek artmakta olan enerji ihtiyacı, Türkiye’yi bölgede bulunan kaynaklar açısından da uygun bir pazar konumuna getiriyor. Kısacası, Türkiye’nin de içinde bulunduğu projeler kapsamında tüm ülkeler açısından kazançlı bir durum ortaya çıkacak.