Doğu Akdeniz’de tarihten gelen hak

Doğu Akdeniz bölgesi son dönemde Türkiye’nin yakın çevresinde önemli gelişmelere sahne oluyor. Keşfedilen hidrokarbon rezervlerinin önemli bir kısmına sahip olan ülkeler, Türkiye’nin yer almadığı denklemler üzerinden politikalarını sürdürmek istiyor ancak Türklerin bölgede sahip olduğu haklar bu durumu mümkün kılmaya yetmiyor..

Doğu Akdeniz’de tarihten gelen hak

Akdeniz’in en büyük üçüncü adası olan Kıbrıs, konumu sebebiyle daima stratejik bir öneme sahip oldu. Asırlar boyunca çeşitli medeniyetlerin egemenliği altına giren Kıbrıs, Osmanlı Devleti’nden önce Venediklilerin hakimiyetindeydi. Kıbrıs adasındaki Venedik yönetimi 82 yıl sürdü. Ada o senelerde İstanbul, Suriye ve Mısır arasında işleyen Türk gemilerine karşı saldırı üssü gibiydi ancak Venedikliler, bu saldırıların kendi bilgileri dışında, yabancı korsanlar tarafından yapıldığını iddia ediyordu.

OSMANLI DÖNEMİ

O yıllarda Kıbrıs’ın zengin yeraltı kaynakları henüz fark edilmemişti ancak II’inci Selim şehzadelik günlerinden beri Kıbrıs’ı almak istiyordu ancak bunun nedeni adanın doğal kaynakları değil Mısır’dan kendine gönderilen atların Kıbrıslı korsanlar tarafından alıkonulmasıydı. Fetih hazırlıkları 1570’de tamamlandı. Lala Mustafa Paşa komutanlığındaki 50 bin piyade, 6 bin yeniçeri ve süvariden oluşan 200 gemilik Osmanlı donanması, 15 Mayıs 1570’te Kıbrıs’ı fethetmek üzere yola çıktı. 

Osmanlı donanması, aylar süren yolculuğunun ardından 1570’in ilk yarısında Kıbrıs’a ulaştı. Öncelikle Lefteri Kalesi, 9 Temmuz’da da kuzeydeki Girne Kalesi alındı. Ardından Lefkoşe, 50 gün devam eden kuşatmanın sonucunda ele geçirildi. Sonrasında ise Limasol, Larnaka ve Baf Osmanlı hakimiyetine girdi. Magosa kuşatması ise tam 11 ay sürdü.

Kıbrıs, 1 Ağustos 1571’de osmanlılar tarafından fethedildi. Ada'ya ilk Türklerin yerleşmesinin üzerinden 448 yıl geçti.

O dönemde Osmanlı hakimiyeti, adada yaşayan halkı Venedikliler zamanında yaşanan baskıdan kurtardı. Toprağa bağlı kölelik kaldırıldı. Hristiyanlara mezhep hürriyeti tanındı. Anadolu’dan, çoğunlukla da İçel ve Konya bölgesinden göçmenler getirilerek Kıbrıs’a yerleştirildi. Bugün Kıbrıs’ta yaşamakta olan Türk halkının esası bu göçle oluştu. Kıbrıs, 1832’de Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın eline geçti ve yönetimi Mısır’a bağlandı. Fakat 1840’ta, Abdülmecid zamanında tekrar İstanbul’dan yönetilmeye başlandı. 

AVRUPA PETROLÜ FARK ETTİ

Avrupa’nın, Osmanlı topraklarına ilk ilgisi 1834 yılında, Hindistan’a ulaşım gayesiyle ortaya çıktı. İngiliz hükümeti, Yarbay Rawdon’u Fırat Nehri havzasına Hindistan yolları hakkında inceleme yapmak için gönderdi.  Rawdon ise ulaşımdan çok bölgenin zengin yeraltı kaynaklarıyla ilgilendi. İngiliz hükümetinin girişimleri sonucu 29 Aralık 1834 tarihli ferman ile Dicle ve Fırat üzerinde gemi taşımacılığı yapma hakkı İngiliz şirketine verildi.

Osmanlı’da ise petrolün önemi 1876 senesinde II’inci Abdülhamit’in tahta çıkmasıyla anlaşılmaya başlandı ancak bu süreçte Kıbrıs’ta dengeler yeniden değişmeye başladı. Dünya petrol çılgınlığı yaşarken, 1875 senesinde Osmanlı İmparatorluğu, mali sıkıntıya düştü. Osmanlı, 1876 yılında ödemeleri durdurdu ve 1878’de Kıbrıs’ın idaresini, destek almak hedefiyle İngiltere’ye verdi. Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’nin yenilen tarafta olması Kıbrıs’ı da etkiledi.

İngiltere, 5 Kasım 1914’de Ada'yı ilhak ettiğini açıkladı. Lozan Barış Antlaşması’yla da Kıbrıs tamamen İngilizlerin kontrolüne bırakıldı. Ada'nın kaderi 1959 senesinde yine değişti, Türk ve Rum halklarının ortak yönettiği Kıbrıs Devleti kuruldu ancak EOKA (Kıbrıs Milli Mücadele Örgütü) adlı Rum örgütü, Ada'da yaşamakta olan Türklere karşı saldırılara başladı. 1967’den sonra saldırılar iyice yoğunlaştı.

KKTC KURULDU

Kıbrıs’ta yaşanan katliamlara dur demek amacıyla Türkiye, 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nı başlattı. Harekat, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kararına uyularak 22 Temmuz 1974’de sona erdi. Cenevre’de yapılan görüşmelerin ardından olumlu bir sonuç elde edilemeyince ikinci harekat başladı. 

8 Ağustos 1974’te başlayan II’inci Kıbrıs Barış Harekatı ile Ada'nın bugünkü sınırları çizildi. 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu. Ardından 15 Kasım 1983’te ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşu bütün dünyaya duyuruldu.

 KKTC KURUCU CUMHURBAŞKANI RAUF DENKTAŞ

KKTC'nin kurucu Cumhurbaşkanı ve dönemin Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı Rauf Denktaş, halka hitaben yaptığı konuşmada, mücadelenin bitmediğini belirterek, ''Ne Mutlu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Türk çocuklarına.'' ifadelerini kullandı. Denktaş KKTC’nin kurulduğu tarihten 2005 yılına kadar Cumhurbaşkanlığı yaptı. Her daim iktidarlığını koruyan Denktaş, 17 Nisan 2005 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmadı ve 24 Nisan 2005 tarihinde görevi yeni seçilen cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a devretti.

GERGİNLİK 2000’LER İTİBARİYLE BAŞLADI

Doğu Akdeniz’de uzun süredir artmakta olan gerginliğin geçmişi, 2000'li yılların başlangıcına dayanıyor. 2000’li yılların başı, Doğu Akdeniz'de zengin doğalgaz kaynaklarının bulunduğuna yönelik bilimsel öngörülerin ortaya çıkmaya başladığı döneme denk geliyor. Kıbrıs Cumhuriyeti, 2002'den itibaren Doğu Akdeniz'de başta Mısır olmak üzere diğer kıyıdaş ülkeler Lübnan, Suriye ve İsrail ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşmaları yapmaya başladı. Türkiye ise bu anlaşmaların Kıbrıs Türkleri ve Türkiye'nin haklarını çiğnediği gerekçesiyle konuyu Birleşmiş Milletler (BM)’ye taşıdı ve kendi münhasır ekonomik bölge haritalarını BM nezdinde onaylattı.

Türkiye'nin BM’ye taşımış olduğu tüm itirazlarına rağmen Kıbrıs, 2007'nin başında 13 adet arama sahası ilan etti ve büyük petrol şirketlerine ruhsat verme aşamasına geçti. Bu sürecin ardından ilişkiler oldukça gerildi ve Türkiye, karşılık olarak Doğu Akdeniz'de kendi ekonomik bölgesinde Kuzey Kıbrıs'ta adanın kuzeyi ve doğusunda belirlemiş olduğu bölgeler de TPAO'ya arama ruhsatları verdi. Kıbrıs'ın 13 parselinden 1, 4, 5, 6 ve 7 no'lu parsellerin bir kısmı, Türkiye'nin TPAO'ya ruhsat vermiş olduğu bloklarla kesişiyor. 3 no'lu parsel ise Kuzey Kıbrıs'ın TPAO'ya vermiş olduğu ayrıcalıklı alan ile çakışıyor.

ZENGİN HİDROKARBON YATAKLARI KEŞFEDİLDİ

Türkiye ile Kıbrıs arasındaki anlaşmazlığın boyutu, 2010'dan itibaren Doğu Akdeniz'de zengin hidrokarbon yataklarının keşfedilmesi ve ülkelerarası büyük enerji şirketlerinin bölgeye akın etmesiyle beraber daha da arttı. ABD'nin Noble ve Exxon Mobil şirketlerinin beraberinde İtalyan ENI ve Fransız Total şirketleri Kıbrıs ile yapmış oldukları anlaşmalar çerçevesinde bölgede faaliyetlerini devam ettiriyorlar. Exxon Mobil'in 2018 sonunda Kıbrıs Adası'nın güney tarafında yer alan 10 numaralı parselde doğal gaz aramaya başlaması gerginliği daha da artıran bir adım oldu. Türkiye'nin Kıbrıs'ın bu hamlesine yanıtı gecikmedi ve kendi kıta sahanlığında kalan bölgelerde de doğal gaz arama faaliyetlerine başladı.

 

YAPTIRIM KARARI

Doğu Akdeniz’de bulunan ülkeler, bölgede Türkiyesiz bir mutabakat sağlamak hedefinde. Bu hedefi hayata geçirmek için çeşitli yollara başvurmuş Avrupa Birliği üyesi ülkelerin dışişleri bakanları, Türkiye'nin Kıbrıs adası açıklarındaki sondaj faaliyetleri nedeniyle Ankara'ya uygulanması öngörülen yaptırımlar için bir anlaşmaya vardı. Yaptırım uygulanması öngörülen isim ve kurumlar ise henüz belirlenmedi. Konuya yakın kaynaklara göre listede sondaj gemilerinin kaptanları ile Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu komutanların olması bekleniyor.

Türkiye ise çalışmaların kendi kıta sahanlığı içerisinde yürütüldüğünü savunuyor. Ayrıca Türk yetkililer, Doğu Akdeniz'de yürütülen sondaj faaliyetlerine aynen devam edileceğini belirterek AB'nin Türkiye’ye yönelik attığı bu adımların faydasız olduğunun altı çiziyor.

‘‘TÜRKİYE SİZİN BUGÜNE KADAR TANIDIĞINIZ ÜLKELERDEN BİRİ DEĞİL’’

AB’nin yaptırım kararına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da, ‘‘Avrupa Birliği bir şeyi unutuyor. Çünkü Avrupa Birliği’nde şu anda görev yapanların bir çoğu siyasette hala çok yeni. Bunların bir çoğu da maalesef yeniliğin verdiği cehaletle yaklaşıyorlar. Türkiye’nin garantör ülke olarak burada, o sularda, münhasır ekonomik bölgelerde uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları var. Türkiye buralara giremez, yaptırım uygulayacağız diyorlar. Zaten siz bize 1959’dan, 1963’ten beri yaptırım uyguluyorsunuz. Türkiye’ye karşı hiçbir zaman verdiğiniz sözleri tutmadınız ve yeterince oyaladınız’’ dedi.

‘‘Ey Avrupa Birliği şunu bilin, Türkiye, sizin bugüne kadar tanıdığınız ülkelerden biri değil’’ diyerek sözlerini sürdüren Erdoğan, ‘’Türkiye, şu anda sizinle müzakere masasında olan bir ülke. Bu müzakere masasında olmak da bizi bağlamaz. Bunu da bilmenizi istiyoruz. Bu müzakereler bir anda da bitebilir. Şu anda 4 milyon mülteciyi ülkesinde ağırlayan bir Türkiye’ye karşı takındığınız tavrı iyi bilin. Türkiye’ye karşı takındığınız tavrı iyi gözden geçirin. Bunları siz hafife alıyor olabilirsiniz, bu kapılar açılır bu DEAŞ’lılar da size gönderilmeye başlandı, gönderilir. Ondan sonra siz başınızın çaresine bakın. Türkiye’ye gelip de Kıbrıs’taki bu gelişmelerle ilgili gözdağı vermeye de kalkmayın. Biz bunları da pek takmayız, yolumuza devam ederiz’’ idelerini kullandı.

TÜRKİYE’SİZ MUTABAKAT MÜMKÜN DEĞİL

Türkiye içinde bulunmuş olduğu coğrafi konum sebebiyle, dünyanın en önemli enerji arz ve talep merkezleri arasında yer alıyor. Ülkemizin içinde bulunduğu bu coğrafi avantaj ve tarihten gelen hak Türkiye’yi doğudan batıya uzanan enerji transfer hatlarının değişmez aktörlerinden biri yapıyor. Öte yandan mevcut bölgede çalışmalar yürüten ülkeler, Doğu Akdeniz bölgesindeki gazın transferi konusunda Türkiye’nin en ideal güzergah bölgesi olduğunun farkında. Bununla birlikte giderek artmakta olan enerji ihtiyacı, Türkiye’yi bölgede bulunan kaynaklar açısından da uygun bir pazar konumuna getiriyor. Tüm bu hususları göz önüne aldığımızda bölgede Türkiye’siz bir mutabakatın mümkün olmadığını ifade edebiliriz.