Doğu Akdeniz’de enerji senaryoları


Ticaret savaşları, AB içindeki dengesizlikler, petrol üreticisi Venezuela ve İran’a uygulanan yaptırımlar derken küresel ekonominin ciddi bir dar boğaza girdiğini görmekteyiz. Yaşanan belirsizlikler nedeniyle çıkarlarını savunma noktasında daha agresif bir yapıya bürünen dünya devletleri, enerji piyasasının içerisine girdiği belirsiz ortamdan dolayı Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarına büyük bir ilgi duyuyor.

Doğu Akdeniz’de enerji senaryoları


Ticaret savaşları, AB içindeki dengesizlikler, petrol üreticisi Venezuela ve İran’a uygulanan yaptırımlar derken küresel ekonominin ciddi bir dar boğaza girdiğini görmekteyiz. Yaşanan belirsizlikler nedeniyle çıkarlarını savunma noktasında daha agresif bir yapıya bürünen dünya devletleri, enerji piyasasının içerisine girdiği belirsiz ortamdan dolayı Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarına büyük bir ilgi duyuyor.

Doğu Akdeniz’de keşfedilen petrol ve doğal gaz yatakları hem bölge ülkelerinin hem küresel aktörlerin hem de uluslararası petrol şirketlerinin bütün ilgisini bu bölgeye yoğunlaştırmış durumda. Özellikle İsrail’in 2009 yılında Tamar bölgesinde, 2010 yılında Leviathan’da bölgesinde keşfettiği petrol ve doğal gaz yatakları bölgenin enerji piyasasında belirleyici rolünü pekiştirmiş oldu.

AB ülkelerinin üretim ihtiyaçlarını gidermek için Rusya’dan aldıkları doğal gaz miktarını arttırmak istemelerine karşı çıkan ABD, Rus gazını Danimarka üzerinden Batı Avrupa’ya taşıyacak Kuzey Akım-2 projesinin onaylanmasını geciktirmeye devam ediyor. Halihazırda Rus gazını eskimiş ve sık sık arıza veren Ukrayna boru hatlarından tedarik etmeye mecbur kalan AB, Doğu Akdenizi yeni bir çıkış yolu olarak görmektedir. Fakat Arap Baharı sürecinden bu yana Tunus’tan Suriye’ye uzanan boru hattı güzergahında bulunan devletlerin kendi iç sorunlarıyla haşır neşir olmaları nedeniyle enerji denkleminin çözümü noktasında pek bir mesafe katedilemedi.



Uzmanların yaptıkları tahminlere göre İsrail’in sahip olduğu Leviathan ve Suriye kıyıları arasındaki bölgede yaklaşık 3,5 trilyon metreküp doğalgaz ve 1.7 milyar varil petrol bulunuyor. Enerji piyasasının içine girdiği girdap ve artan petrol varillerinin fiyatlarını düşündüğümüz vakit, birçok ülkenin gözünü Doğu Akdeniz’e çevirmesinin ve sert hukuki tartışmalara girmesinin nedenini anlayabiliyoruz.

Doğu Akdeniz artık uluslararası sorun

Türkiye, Suriye, Filistin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Mısır, İsrail, Güney Kıbrıs Rum, Yunanistan gibi bölgeye yakın ülkelerin yanı sıra, ABD ve Rusya gibi küresel aktörlerin de dahil olduğu pazarlıklar meseleyi uluslararası bir sorun haline getirmeye yetmektedir. Ayrıca Total, BP, ENI gibi çok uluslu enerji şirketleri üzerinden Fransa, İtalya ve İngiltere’nin yanında, “Bir Kuşak Bir Yol” projesiyle Akdeniz Limanlarına verdiği önemi gösteren ve Ortadoğu’daki enerji piyasasında söz sahibi olmak isteyen Çin de konuya oldukça yakın durmaktadır.


Türkiye’nin Doğu Akdeniz’den hak iddiası

Bölgenin temsil ettiği önem neticesinde birçok küresel aktörün emel beslediği Doğu Akdeniz’de tek bir sorundan bahsetmek mümkün değildir. Münhasır Ekonomik Bölge olarak tanımlanan bazı parsellerin birbirleriyle kesişmesi, sorunu birden fazla aktörün masaya oturup çözmesi gereken bir mesele haline getiriyor. Fakat her şeyden önce oldukça gergin bir bölge olan Doğu Akdeniz’in güvenliğini tehdit eden çatışmaların sona erdirilmesi gerekiyor.

Sorunlar aşıldıktan sonra kaynağın pazarlaması için gündemde bulunan üç seçenek var. İlki Akdeniz üzerinden Türkiye’deki boru hatlarını da kullanarak Avrupa pazarına ulaştırmak, ikincisi Türkiye’yi devreden çıkarıp yeni bir boru hattıyla Yunanistan üzerinden taşımak, üçüncüsü de Mısır’a uzanan bir boru hattı ile LNG tesislerinde sıvılaştırıp Avrupa’ya aktarılmasıdır.

Saydığımız senaryolar arasında maliyeti en uygun olan proje Türkiye üzerinden yapılacak aktarımdır. Ancak bu proje önündeki en büyük engeller, Türkiye ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki Münhasır Ekonomik Bölge çatışmasının ve ABD-İsrail petrol şirketlerinin varlığına yönelik itirazların sonuca bağlanması gerekmektedir.

Doğu Akdeniz’de hukuksal çerçevede hak iddia etme hakkı bulunan Türkiye’nin bölge ülkeleriyle son dönemdeki gergin ilişkileri de ülkemiz adına oldukça olumsuz bir durum oluşturuyor. Özellikle İsrail ve Mısır ile diplomatik alanda yaşanan sıkıntılar, tarafların bir araya gelip uzun vadede iş ortaklıklarına soyunmasının önüne geçiyor. Yine Doğu Akdeniz denkleminde önemli yerleri bulunan ABD ve Yunanistan gibi aktörlerin de katılımıyla, Türkiye’yi bu meselede görmezden gelen bir ülkeler grubunu ortaya çıkarıyor.

Ankara’nın bu meseledeki tutumu ise oldukça net. Doğu Akdeniz’de yüksek teknolojili üç sondaj gemisiyle enerji arayışına devam eden Türkiye, İsrail ile Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin hukuksal olarak hak sahibi olduğumuz bölgelerde yaptığı arama çalışmalarını protesto ediyor ve Türkiye’nin içerisinde olmadığı herhangi bir senaryoyu kabul etmeyeceğini ortaya koyuyor. Türkiye’nin buradaki en büyük dezavantajı ise yalnız kalmasıdır. Bu yüzden ortak çıkarlar taşıdığı küresel aktörleri devreye sokarak pazarlık masasında elini kuvvetlendirmek önemli bir koz olacaktır.