Türkiye'de sivil toplum kuruluşlarının rolü nedir? STK'lara güven nasıl tesis edilebilir?

Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı'nın (TÜSEV), “Türkiye’de Bireysel Bağışçılık ve Hayırseverlik Raporu”nu yayımladı. Raporda, 2004 yılından bu yana rakamlarda yansıyan değişiklik, Türkiye'de Sivil Toplum kuruluşları'nın rolünü ve toplumun STK'lara güvenini bir kez daha gündeme getirdi. Modern hayatın içerisinde 'öteki'ni ne kadar görüyoruz? Dilenciler hakkında toplum ne düşünüyor? STK'lara güven nasıl tesis edilebilir?

Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV) Türkiye’de, bireysel bağışçılık ve hayırseverlik alanında en güncel araştırmanın yer aldığı raporu geçtiğimiz günlerde yayınladı.
 
Prof. Dr. Ali Çarkoğlu ve Yrd. Doç. Dr. Selim Erdem Aytaç liderliğinde, Koç Üniversitesi Saha Araştırmaları Merkezi tarafından yürütülen ve Anadolu Vakfı, Aydın Doğan Vakfı, ENKA Vakfı, Hüsnü M. Özyeğin Vakfı, Sabancı Vakfı ve Vehbi Koç Vakfı tarafından desteklenen araştırma sonuçları, Türkiye’de 2004 yılından itibaren kurum ve vakıflara ilişkin algının önemli oranda değiştiğini ortaya koydu.
 
Türkiye'nin 67 ilinde toplam 2 bin 502 kişinin katılımıyla yapılarak sonuçları yayınlanan TÜSEV raporunda, Türkiye’de bir yılda yapılan yardım ve bağışların toplamı, 4 yıllık enflasyon ile birlikte değerlendirildiğinde, kişi başı yaklaşık 360 TL olarak hesaplanırken, bağışların kişi başı toplam değeri yaklaşık olarak 303 TL oldu. Bu meblağın yalnızca 40.2 TL’si sivil toplum kuruluşlarına yapıldı.

Türkiye’de yardım yapmak isteyenler en çok dezavantajlı ve mağdurlara yardım eden vakıf ve dernekleri tercih ederken, bu gruplar; Çocuk ve gençlere yardım, fakir ve düşkünlere yardım, yetimlere yardım, sağlık ve sağlık hizmetleri alanında yardım, şehit ve gazilere yardım, engellilere yardım olarak sıralanabilir.
 
En az tercih edilen alanlarda ise; hayvan bakımı ve koruma, çevreyi koruma, sanat ve kültür tarihini koruma ve mültecilere yardım ön plana çıktı.
 
TÜSEV araştırmasına katılanlar, mevcut sorunların çözümünde STK’ların etkili olamayacağını düşünürken, güven ilişkisi genellikle aile, hemşehrilik gibi bağlara sahip kişiler arasında tesis edilebiliyor.
 
2015’te yapılan araştırmadan elde edilen bulgulara göre katılanların yüzde 10’u çoğu insana güvenebileceğini söylerken, yüzde 90’ı diğer insanlara güvenmek noktasında temkinli davranmanın önemli olduğunu söylemişti. Diğer bir deyişle Türkiye’de on kişiden yalnızca biri ‘diğerleri’ne güveniyordu.

Fakat hem 2015 raporunda hem de 2019’da yapılan araştırmada öne çıkan ‘dilenci’ faktörü önemli bir çelişkiye neden oluyor. Zira, yapılan yardımlar arasında 59.9 TL ile dilenciler en yüksek bağış miktarı olarak karşımıza çıkıyor.
 
Katılımcıların yüzde 44’ü yoksullara yardımın devletin görevi olduğunu düşünürken, yüzde 20’si ‘hali vakti yerinde’ vatandaşların, yüzde 5’i ise ‘dindar vatandaşların’ görevi olduğunu düşünüyor. Yardımların tamamen vatandaşa ait bir görev olduğunu düşünenlerin sayısı ise yüzde 22!
 
Araştırmaya katılanların yüzde 40’ı dilencilere para verdiğini beyan ederken, dilencilere para vermenin başlıca nedeni yüzde 40 oranla ‘dini inançlar’ olarak ifade ediliyor. Bu cevabı yüzde 26 ile ‘acıma’ duygusu izliyor.
 
RAPOR ALMAK KRİTER OLARAK GÖRÜLÜYOR
 
Türkiye’de herhangi bir STK’ya yardım yapmak isteyenlerin en önemli kriteri, yaptığı bağışın ardından kurumdan rapor alabilmek. Kurumlara güvenilmesinde bir kriter olarak ön plana çıkan ‘rapor’u, STK’ların şeffaflığa verdiği önem izliyor. Euronews’in yayınladığı rapora göre, kurumlara yardım yapacak olanlar seçim yapmadan önce kurumlar hakkında araştırma yaparken, 'Sivil toplum kuruluşlarının (STK) mahalleniz, ilçeniz, köyünüzde yaşa etkisini nasıl değerlendirirsiniz?' sorusuna yüzde 40'lık bir oranla 'Etkisiz' yanıtını verdi. Yüzde 34 oranında da 'Biraz olumlu' yanıtı geldi.


 
TÜRKİYE’DE SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ (STK) ROLÜ
 
İlk olarak 1970 yılında yaşanan krizin ardından neo-liberal politikanın ABD- İngiltere eliyle dünyada yeni bir akımı başlatmasıyla, sivil toplum kuruluşları (STK) özellikle gelişmiş toplumlarda yeniden keşfedilmeye başlamış ve bu akımın etkileri küresel bağışçılar ve dünya çapında bir yardım ağının gündeme gelmesinde önemli rol oynamıştır.
 
Türkiye’de bu yıllarda ön plana çıkmaya başlayan isimler ve temsil ettikleri kurumlar, ‘sivil toplum’ kavramı üzerine bir fikir birliğine varamamış olsa da Kızılay, Yeşilay, Mehmetçik Vakfı, Türk Hava Kurumu vb. sosyal yardım kuruluşları, yeni adıyla belirli bir ‘hayırsever’ kesimin hem taleplerini karşılamış hem de uzun yıllar STK’ların güvenirliliğinin sembolü olmuştur.
 
STK’LARA GÜVEN NEDEN AZALDI?
 
Bir kavram olarak sivil toplumun özerklik ve öz-örgütlenme ile verdiği hizmet, gönüllülük esasına dayanmaktadır. Özel sektörün Türkiye’de kendisine daha geniş alan bulduğu, ekonomik temelli dayanışmanın 1980’lerden itibaren vatandaşlar içerisinde yaygınlık kazandığı ve toplumun hemen her kesimini ortak paydada buluşturabilme özelliği ile ‘hayırseverlik’ zaman içerisinde yozlaşan ilişki ağlarının medyada deşifre olması, din kisvesi altında önemli “sömürü” mekanizmalarına dönüştürülmesi ile birlikte itibar kaybetmiştir.
 
Kurum ve kuruluşlara bağlı yurt, kurs, yardım merkezleri vb. kurumlarda yaşanan hem basına hem de hukuki mercilere yansıyan bu olaylar zincirinin ardından toplumun STK’lara yönelik algısında ‘güvensizlik’ oluşmuştur.


 
STK’LARA GÜVEN NASIL SAĞLANABİLİR?
 
Burada medyanın geçmiş zamanlardaki etkisinden çok daha hızlı ve anlık etkileme oranına sahip olan sosyal medyanın rolü küçümsenemeyecek kadar çoktur.
 
Süleyman Demirel Üniversitesi, İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü’nden Didem Çabuk’un yaptığı son araştırmaya göre, vatandaşların sivil toplum kuruluşlarından beklentilerinin bir kısmı şu şekilde sıralanmıştır; Toplumun tamamını kucaklayabilen, Türkiye için değerli / önemli meselelerde sağduyulu hareket eden, bir kurum ya da partinin uzantısı olmayan, sosyal medya ağlarını aktif ve şeffaf biçimde kullanan, faaliyet gösterdiği alanda bir uzman kadroyu içerisinde barındıran / danışmanlık alan, bağışçılarının istediği verileri sağlayabilen, maddi açıdan istikrarlı bir çizgisi olan vb…
 
Toplumun tamamının özellikle bireysel yardım tercih etmek yerine topyekûn bir kalkınma adımı olarak ‘hayırseverlik’ çatısı altında nasıl toplanabileceği AHBAP Platformu, İhtiyaç Haritası, Leyladan Sonra vb. sosyal sorumluluk projeleri ile anlaşılabilir. Yapılanmalarında yapacakların ufacık değişiklikler ve kapsayıcı adımlarla vakıflara, derneklere olan güveni yeniden tesis etmek mümkün.